Hz. Hüseyin’in Kerbela’da, 72 arkadaşı ile şehit edilişinin üzerinden 1377 yıl geçti. Bu olay kuşkusuz İslam tarihinin en acı olaylarından biridir. Bir tarafta Yezid’in askerleri, diğer tarafta Hz. Peygamberin torunu, Hz. Hüseyin’in yarenleri.

Bir tarafta “Gel Ya Hüseyin! Biz sana tabi olacağız!” diye davet edenler, diğer tarafta davetlerine ihanet edip sırt çevirenler.

Bir tarafta Ehl-i Beyt’in güzide çiçekleri, diğer tarafta ihanet ve tuzak.

Bir tarafta kardeşlik, diğer tarafta kalleşlik.

Bir tarafta Kur’an’ın bir hükmünü yerine getirmek için yola çıkanlar, diğer tarafta nefsinin emrini yerine getirmek için kılıç kuşananlar.

Bugün Kerbala’yı, 1377 yıl sonra Muharrem ayının 10. günü büyük bir acı içinde yeniden idrak ederken, o acıları yeniden yaşıyoruz, o ihaneti yeniden hissediyoruz.

Hz. Hüseyin’in susuzluktan bitap düşmüş 6 aylık oğlu Ali Asgar’ı kucağına alarak Yezid’in ordusunun karşısına çıkışını ve çocuğu için bir yudum isteyişini ama Hurmala Bin Kahil’in attığı okla minicik evladının kucağında can vermesini hatırlıyoruz.

Görüyoruz ki Yezid’in ordusunun Müslüman’a vereceği bir damla bile su yoktur.

Dün de yok bugün de yok.

Ve ardından Hz. Hüseyin’in başının kesilerek şehit edilişini hatırlıyoruz, ihanet çetesinin içinde olan katiller tarafından.

Bugün İslam dünyası, aradan asırlar geçmesine rağmen hala Kerbela’daki ihanetin bedelini ödüyorcasına kandan ve vahşetten hiç kurtulmadı. Kerbela’yı kana bulayan Yezid’in taraftarları asırlardır kan akıtmaya ve akıttıkları kanda boğulmaya devam ettiler.

Hala “filan ülke ile savaşmak caizdir, filan mezhep mensubunun katli vaciptir, filan grupların öldürülmesi gerekir” diye din adına değil Yezid adına fetvalar vermeye devam ediyorlar.

Uzun süre bu köşeyi boş bıraktım. Bu yazıyı yazmaya beni teşvik eden şey ise geçen Cuma günü, Cuma Namazı vakti bir camide hocanın yaptığı vaazdı. Yapılan vaaz hoparlör ile dışarıya verilmiş yoldan geçenler de dinliyordu.

Hoca şöyle diyordu:

“Tamam, Kerbela’da bir takım yanlış olaylar yapılmış, Hz. Hüseyin katledilmiş ama artık bu olayı tarihin yargılamasına bırakalım.”

Hocaefendi,  Kerbela’da işlenen vahşetin sürekli gündemde tutulmasından rahatsız olmuş, bu olayı tarihin yargısına bırakalım diyor.

İnsanın tüyleri diken diken oluyor.

Olay güpegündüz ortada iken, Yezid’in kurduğu tuzak ve katliam apaçık ortada iken hangi tarihin yargısı imiş bu?

Ehl-i Beyt yolunun takipçilerine kurulan bu alçak tuzağı her gün, her dakika, her saniye hissetmemiz ve her an bunun idrakinde olmamız gerektiğini söylemesi gerekenler neden rahatsız oluyorlar?

Üzülmemek mümkün değil.

Ümmeti Muhammedin içine düştüğü bu durum, dün dost ilan ettiğimiz ülke ve liderleri bugün haçlının emri ile düşman etmemiz maalesef Kerbela zihniyetinin dünyasında kol gezdiğinin bir göstergesi.

Bu duygularla yazımı eşimin bir şiirden alıntı yaparak bitirmek istiyorum:

 

“Ya Rabbi nedir bu püsküllü bela? 

Her yerde tuzak var, her yer Kerbela! 

Yezidler, Mervanlar girmiş kol kola 

Haine sadakat aldı yürüdü.” 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sibel Kılıç 7 ay önce

Dunle bugünü cok guzel bagdastirmissiniz.
Her yasananda hikmetler arayip ibret almaliyiz ve tarihin tekerrür etmesini engellemeliyiz.

banner100