Geçtiğimiz hafta sonu kucağımıza bir bomba bırakıldı; Hükümet tarafından yayınlanan 696 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’nin (KHK) 121.maddesi ile yasama dokunulmazlığından daha güçlü bir zırh sivil vatandaşlarımıza giydirilmiş oldu. 
Pek çok kesimin tepkisine neden olan, ortalığı ayağa kaldıran KHK hükmü şöyle:
“Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluk doğmaz.”
Yani devletin polisi, jandarması ve askeri ile resmen görevi gereği yapacağı işi bundan böyle sivil vatandaş da yapacak ve hiçbir sorumluluğu bulunmayacak. Birine şiddet uyguladığında ki, ölüme kadar yolu var bunun, ne ceza görecek ne de tazminat ödeyecek. Gerekçesi hazır: terörü ve darbeyi bastırmak için yaptım bunu… Sivillere tanınan yargı muafiyeti, yani dokunulmazlık, kötüye kullanılma riski taşımaktadır. Aralarında husumet bulunan kişiler birbirlerine şiddet uygulayabilecek ve aynı gerekçeye sığınabileceklerdir. Ya da karşıt görüş ve düşünce mensuplarının toplantısını basacak, satırla doğramaya da kalkışabilecektir. Gezi olaylarında sağa sola satır sallayan kişiyi gördük. Bu kişi yargılandı ve cezalandırıldı. Şimdi ise böyle bir eylemde bulunacak bir kişi satırla doğrasa da, diyecek ki, bunlar terörist idi, cezalandırdım. Ceza sorumluluğu olmadığından yargılanmayacaktır.
Nefret söylemleri ve eylemleri nedeniyle toplumumuz bölünmenin eşiğindeyken böyle bir KHK’nın sokağa yansıması iç savaşı önümüze koyacaktır.
Ceza adalet sisteminde cezalandırma yetkisi devletindir. Devlet cezalandırma yetkisini bu KHK ile vatandaşa devretmiş gözüküyor.
Milletimizi parçalayıp bölmek üzerine sinsi planları olan dış güçler ve içerdeki işbirlikçilerinin ekmeklerine yağ sürülmüştür.
Anayasa ve ceza hukuku açısından ölü doğmuş bir KHK’dır bu;
Ceza hukukunun temel ilkesi, kanunsuz suç, kanunsuz ceza olmaz! Buna  “Suçların ve cezaların yasallığı” ilkesi diyoruz.
İlkenin hukukumuzdaki yerine bakalım:
*Anayasa, madde 38 fıkra1: “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandıramaz…”
*Türk Ceza Kanunu, madde 6: “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez… Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.”
*İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme, madde 7: “Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal ve uluslararası hukuka göre bir suç sayılmayan bir fiil veya ihmalden dolayı mahkûm edilemez.” (Bu sözleşmeyi kabul ettiğimizden iç hukukumuzun bir parçası olmuştur.)
Terör ve darbeye teşebbüs, kanunlarımızda düzenlenmiş suçlardır, cezaları da belirlenmiştir. Suçların ve cezaların yasallığı ilkesine aykırı bir durum yoktur.
Oysa, 696 sayılı KHK ile “15/7/2016 tarihli darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin…” suç olduğu ifade edilmiştir. Burada belirli olan suç, darbe girişimidir. Bunu anladık. Ancak “terör eylemleri”, “…devamı niteliğindeki eylemler” nedir, belli değil. Her bir eylemin yani suç sayılan fiillerin tanımının yapılması gerekirdi. Yapılsa dahi suç ve cezanın yasada belirtilmesi gerekir, KHK’da değil.
KHK’yı “kanunilik/yasallık” ilkesine yatırdığımızda bu ilkenin unsurlarından:
- Suçların ve cezaların kanuna dayanması,
- Kıyas yasağı (KHK’daki  “devamı niteliğindeki eylemler” kıyaslaması yapılmıştır.),
- Suçların ve cezaların belirliliğine uymadığı görülmektedir. 
(KHK’da terör eylemlerinin ne olduğu belirlenmemiştir.)
Suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olarak düzenlenen KHK “yok” hükmündedir.
Günümüze gelinceye kadar OHAL (Olağanüstü Hal) kapsamında çıkarılan onlarca KHK kıskacında örselenen adalet için anayasal yargı adına Anayasa Mahkemesi’nin görevini yapması ve OHAL ilânının amaç ve gerekçesiyle bağdaşmayan KHK’ların denetimine kapılarını açması gerekir.
Gerçi Anayasa, OHAL sürecinde çıkarılan KHK’ların Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenemeyeceğini hüküm altına almışsa da, Anayasa Mahkemesi daha önceleri, 1991’de OHAL amacına uymayan KHK’ları denetlemiş ve iptal kararı vermiştir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner137