Dün 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 44’üncü yıldönümüydü.
Kıbrıs’taki katliamları durduran bu büyük zafere imza atan şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz, gazilerimizi de hayırla yâd ediyoruz. 
Kıbrıs adası, tarihinde birçok savaşlar görmüş, Ortadoğu’nun en stratejik konumunda bulunan, 3 kıtayı gören, geçiş güzergâhı olan 9282 kilometrekare büyüklüğünde çok önemli bir ada… Son zamanlarda da doğalgaz ve petrol zenginliğiyle gündemde…
Barış Harekâtı sürecini kısaca aktaralım.
1. Dünya Savaşı sonrası Ada’nın hakimiyeti İngilizlerin elindedir. Fakat İngilizler Ada’da bulunan Türkler ve Rumlar arasında sağlıklı bir iletişim kuramamıştır.
1931’de Rumlar artık Türklerden ayrılmak istiyorlardı. Bu tarihten sonra Enosis yani Rumların Yunanistan ile birleşme planı devreye sokuldu. 2. Dünya Savaşı dönemi ve sonrası bu plan daha da canlandırılmaya çalışıldı. 15 Ocak 1950’de Rum kilisesi tarafından yapılan seçimle Rumların yüzde 96’sı Enosis’i kabul etti. İngiltere bunu reddetti. Yunanistan 1954’te bu isteğini BM’ye taşıdı. Ama diplomatik olarak bir netice alamadı.
Bunun üzerine Albay Grivas öncülüğünde 1955’te Eoka kuruldu.
1955-1958 yılları arasında Türklere karşı şiddet eylemleri artarak devam etti ve 33 Türk köyü boşaltıldı. Şiddet tırmanınca Türk ve Yunan tarafları müzakereye başladılar.
11 Şubat 1959’da Zurih ve Londra Antlaşmaları imzalandı. Bu antlaşmayla ortak bölge, iki toplumun ortaklığı ve bağımsızlık konuları Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından garanti altına alındı. Ve 1960 yılında da bu çerçevede Kıbrıs Cumhuriyeti resmen kuruldu.
Enosis hayaliyle Ada’nın tek hâkimi olmak isteyen Rumlar, rahat durmuyorlardı.
Dönemin Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan Makarios, düğmeye bastı ve 1960 anayasasının, gereğinden fazla Türk tarafına tavizde bulunduğunu iddia ederek 13 maddelik bir değişiklik talebini Dr. Küçük’e iletti. Türk Yönetimi doğal olarak bu talebi reddetti.
Bu zaten Rumların şiddeti başlatma planıydı ve 5 gün sonra bunu bahane ederek Türklere sistematik olarak şiddet uygulamaya başladılar. Bu dönemde “Akritas Planı” uygulanmaya çalışıldı. Bu plan, Ada’yı ele geçirmek değil, Ada’yı Türklerden tamamen temizlemek amaçlıdı, yani etnik soykırım planıydı. Bu planla 300 bin Türk, Ada’nın yüzde 3’lük bir bölümüne sıkışmak zorunda kaldı. Şiddet eylemleri ciddi oranda arttı, 1963’te etnik temizlik politikası ve Kanlı Noel de yaşanınca 27 Aralık 1963’te garantör 3 ülkenin askerlerinden oluşan “Barışı Koruma Kuvveti” oluşturuldu.
30 Aralık 1963’te Ada’ya müdahale edildi ve İngiliz General tarafından Ada’yı Lefkoşa’dan ikiye ayıran “Yeşil Hat” oluşturuldu. Ayrıca BM Güvenlik Konseyi 4 Mart 1964’te Ada’ya Barış Gücü konuşlandırma kararı aldı.
Ama bunların hiçbiri Ada’ya bir çözüm getirmedi, kriz daha da derinleşti. Yunanistan Ada’daki asker sayısını 200 bine çıkardı, şiddet olayları artmaya devam etti. 1967’de Yunanistan’da hükümet değişince, yeni yönetim Enosis için yeniden harekete geçti. Hatta bazı Türk köylerine direkt saldırmaya başladılar. Türkiye, askeri müdahale hakkını hatırlatınca, Yunanistan askeri güçlerini Ada’dan geri çekti.
Makarios Ada’nın Türklerden ancak ekonomik yıpratma ile alınabileceğini savunurken, Eoka lideri Nikos Sampson ve ekibi bir darbeyle Makarios’u devirdi. Makarios’un devrilmesiyle Türkiye’de Milli Güvenlik Kurulu toplandı. Dönemin başbakanı Ecevit, Türk Silahlı Kuvvetlerine Kıbrıs'a müdahale ihtimaline karşı hazırlık yapılması yönünde talimat verdi.
Türkiye, askeri bir müdahale için İngiltere’ye teklif götürdü ama İngiltere bunu reddetti.
Bunun üzerine Türkiye garantörlük hakkını kullanarak 20 Temmuz 1974’te Barış Harekatı’na başladı. Yunan birlikleri bir yandan bombalanırken bir yandan da Ada’ya havadan ve denizden indirme yapılıyordu. Türk askeri büyük bir mücadele örneği gösterdi, tarih yazdı.
Sonunda garantör ülkeler yeniden müzakerelere başladı ve 8 Ağustos 1974’te Rum-Türk taraflarının devamlılığı ve Ada’nın federal devlet statüsünde kalmasında mutabakata varıldı. Fakat her ihtimale karşı 40 bin Türk askeri Ada’da beklemeye başladı.
Rumlar yine taşkınlıklara başladılar ve etrafını çevirdikleri Türk köylerinde genç-yaşlı, çoluk-çocuk-kadın demeden insanları katletmeye başladılar.
İlk mutabakatı zaman kazanmak için kullanan Rumlar, ikinci Cenevre anlaşmasının hükümlerini reddedince Türk Silahlı Kuvvetleri 14 Ağustos sabahı 2’inci harekatı başlattı.
Rumlar kaçmaya başladılar ama kaçarken girdikleri her köyde, her evde katliam ve tecavüz gerçekleştirdiler. Rumlar; Atlılar, Muratağa, Sandallar, Aleminyo, Terazi ve Taşkent köylerinde katliamlar yaptı. Muratağa ve Sandallar köyünde 89 ve Atlılar köyünde 57 vatandaşımız katledilmişti. Evlere giren Rum askerler erkekleri ve çocukları kurşunlarken kadınların ırzına geçmişlerdir. Öldürülen Türkler açılan toplu mezarlara gömülmüştür.
Köylülerin Rumlara karşı direnememesinin sebebi ise oldukça tanıdık, harekatın başladığı 14 Ağustos’ta BM Barış Gücü tarafından aynen Serebrenitsa katliamından önce olduğu gibi köydeki silahlar toplanmıştı.
Türk ordusu doğu ve batı hattında ilerleyerek Magosa, Lefkoşa ve Lefke hattının kuzeyindeki bölgenin hepsi ele geçirdi ve buraları Rumlardan tamamen temizledi.
Harekatın başarıyla sonuçlanmasıyla 13 Şubat 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu, devlet başkanlığına Rauf Denktaş getirildi. 15 Kasım 1983'te ise Mecliste alınan kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.
Kıbrıs sürecine başından sonuna iyce baktığımızda şu gerçeği görüyoruz; Kıbrıs sorununu İngilizler çözemedi, 3 ülkenin mutabakatı çözemedi, Cenevreler, BM’ler çözemedi, Birleşik Kıbrıs çözemedi, görüşmeler, mutabakatlar çözemedi, sadece ve sadece Kıbrıs Barış Harekatı çözdü. O gün bugündür Ada’da huzur var, Rumlar da dahil kimsenin burnu kanamıyor. Eğer harekat olmasaydı, Ada’da bir tek Türk kalmayacaktı ve Kıbrıs, Türkiye için büyük bir tehdide dönüşecekti.
Bundan sonra bu 1974 zaferi taçlandırılması lazım; bunun da yolu, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllar önce, Kıbrıs’ta gerçekleşen 8‘inci MEM Kongresi’nde ifade ettiği gibi; bir, “KKTC tam bağımsız bir devlet olmalıdır”; iki, “KKTC tüm dünyaya tanıtılmalıdır.” Ve Türk askeri de Ada’dan asla çekilmemelidir.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Göktürk 2018-07-21 18:35:55

Cok faydalı bir yazı olmuş tebrik ederim murat bey...