Bu sene pazarda, markette en temel ürünler ateş pahası…  Özellikle meyve fiyatları uçuyor, altın değerinde, gramla alabiliyorsun. 
Az çok yenilebilecek kirazın kilosu 10 TL civarında…
Biz marketlerde kirazı uzaktan seyredip, yanından hızlıca geçerken haberlerden öğreniyoruz ki, meğer üretici de kirazını toplayamıyormuş.
Mutlaka okumuşsunuzdur ama bir vakıayı tespit edebilmek için yeniden aktaracağım.
Bursa’da Çeltik Mahallesi’nde kiraz üreticileri, ürün fiyatının düşük, işçi maliyetlerinin yüksek olması sebebiyle kirazı dalında bıraktı. Geçen yıla göre yarı yarıya fiyatların düştüğünü ve bahçede 1 ile 1,5 TL arası satıldığını ifade eden üreticiler bu sene zarar ettiklerini, umutlarının seneye kaldığını söylediler. 
Verilen fiyatların kişi başı günlük 75 TL’lik yevmiye parasını bile karşılamadığını belirten üreticiler, tonlarca kirazı dalında bırakmak zorunda kaldıklarını ifade ettiler.
Toptancıların ciddi manada fiyat düşürdüğü, üretici “ben bu fiyata zarar ediyorum”, dediğinde, kendisine “o zaman toplama” denildiği belirtiliyor.
Şu işe bakın, biz pahalı diye kiraza yanaşamıyoruz, üretici ise ucuz diye kiraz toplayamıyor, dalında bırakıyor. Bu nasıl bir ekonomi yönetimi böyle…
Daldaki kirazla, marketteki, pazardaki vatandaşı buluşturmayı beceremeyen bir ekonomi anlayışı ne saçma bir anlayıştır. Ben kiraz diyorum, siz kayısıya, elmaya, armuta, çaya, fındığa, fıstığa, buğdaya, pirince genelleştirin. Çünkü aynı kader yaşanıyor. Tarlalarımızdan bereket fışkırıyor, ama çöl hayatı yaşıyoruz. İşte hazine üzerinde oturan dilenci olmak böyle bir şey…Sonra ülkeyi böyle dengesiz bir hale getirenler koltuklarında oturdukları yerden “ülkemizde her şey tıkırında” diyebiliyor.
Ülkemin ekonomi manzarasındaki çarpıklığı gösteren bir diğer önemli misal de balıkçılıkla alakalı… Sizi bilmem ama geçen sezon ben doğru dürüst balık yiyemedim.
Hele kızartmasını, ızgarasını, buğulamasını çok sevdiğim hamsi hiç yiyemedim. Bunun iki nedeni var; normalde kilosu 1-2 TL olması gerekirken bir türlü 15 TL’nin altına düşmemesi, diğer ve asıl önemli neden ise depodan çıktığı belli olan kokan, tatsız saman gibi tadı olan hamsilerle taze olanların sürekli karıştırılması…
Eee ne yapsın adamlar, binlerce ton hamsi fiyatlar düşmesin diye depolara atılınca, bunların da yavaş yavaş, çaktırmadan tazelerinin arasında eritilmesi gerekiyor! 
Zannediyorlar ki çakmıyoruz, en ufak bir bayat kokusu aldığımda o hamsiye bir daha hayatta yaklaşmam. Aldığım yerden de asla bir daha balık almam. Yani bunu yapanlar kendi ayaklarına kurşun sıkıyor.
“Stokçuluk haramdır” temel inancına sahip bir İslam dininin sözde yüzde 99 Müslüman olan Türkiye’sinde, özellikle dindarlıkta mangalda kül bırakmayan siyasilerimizin iktidar koltuğunda oturduğu bir atmosferde “stokçuluk” her sahada tavan yapmış durumda, dahası artık bir ekonomi politikası haline dönüştü. 
Faiz nasıl ekonomide bütün hastalıkların temel sebebiyse, stokçuluk da diğer temel bir sebeptir. Stokçuluk Allah’ın bereketinin önünün kesilmesidir.
Hamsideki olaya dilerseniz rakamlarla değinelim.
Geçtiğimiz sezon balıkçılar hep hamsi avının kısır geçtiğinden dem vurdular ve fiyatlar bir türlü düşmedi. Fakat 24 Şubat 2018 tarihinde Trabzon Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü'nden tam tersi bir açıklama geldi. Enstitü Müdürü Doç. Dr. İlhan Aydın, geçtiğimiz sezon bir yıl öncesine göre yüzde 50 daha fazla hamsi avlandığına dikkat çekerek avlanan hamsi miktarının 150 bin ton olduğunu açıkladı.
O halde bu 150 bin ton hamsi nereye gitti? Elbette ki depolara… Bir anda piyasaya sürülüp fiyatlar 15 TL’lerden 1-2 TL’lere düşmemesi için… Yahu, balık olmadığı zaman 15-20 TL’ye razıyız, olduğu zaman neden 2 TL’ye yiyemiyoruz? Bu nasıl bir ahlaksızlıktır böyle? 
Dalda kiraz, depoda hamsi, her taraf ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimiz kaynak fışkırıyor ama bu nimetleri kendi ellerimizle kendimize yasaklıyoruz. Buna da ekonomi politikası diyoruz. İşin garip tarafı bu çarpık ekonomi anlayışını bizlere yaşatan siyasi iradeye; hem ürününü dalında bırakan üreticimiz, hem de markette, pazarda pahalı olduğu için alamayan vatandaşlarımız hala alkış turuyorlar, “devam” diyorlar.
Bu yanlış tabloyu düzeltecek tek lider Milli Ekonomi Modeli’nin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’tır. Çünkü bu yanlışın temelinde, iktidarın da, muhalefetin de temel ekonomi anlayışı olan kapitalizm, diğer adıyla serbest piyasa ekonomisi var.
Çünkü Sayın Baş’ın Modeli, emek ve üretim karşılığı Milli Para’yı önümüze koyan, tam bağımsız bir ekonomiyi bizlere kazandıran bütüncül bir modeldir.
MEM’de hal yasasında değişiklik yapılacaktır, tarım ve hayvancılık ürünlerinde üreticiden tüketiciye zincir kısaltılacak, hem üretici ürününü makul bir fiyata satacak, hem de tüketici ürünlere uygun bir fiyatla ulaşabilecek.
MEM’de, tarım ve hayvancılık ürünleri katma değeri en yüksek ürünlerdir. Dolayısıyla tarıma ve hayvancılığa sağlanacak olan destekler, bu katmadeğer karşılığı genişletilen emisyondan karşılanacak, kiraz üreticisi daha kiraz olmadan yüzde 50 avansını alacak, kalanı da ürün tesliminde alacak. Ürün fiyatını da kendisi belirleyecek.
Devlet baba ise her noktada hem üreticisini hem de tüketicini koruyacak şekilde önlemler alacak. Üreticileri toptancıların inisiyatifine bırakmayacak. Kiraz üreticisi ürününü satamıyorsa devlet alım garantisi verecek.
Devlet, narh sistemini devreye koyacak, dolayısıyla birilerinin stokçuluk yaparak fiyat yükseltmesine, vatandaşları kazıklamasına müsaade edilmeyecek. Kısacası, MEM’le hem üretici, hem de tüketici memnun olacak, kiraz dalda, hamsi depoda değil midemizde olacak.
Ama akıllanmayıp hala çözümsüzlerde, kopyacılarda, işbilmezlerde inat edip, ısrar edersek, ne kirazımız kalacak, ne de hamsimiz… 
Artık markette, pazarda da göremeyeceğiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.