Bu haber kez okundu.

ARAŞTIRMA
Hazırlayan: Ali Rıza BAYZAN

Avrupa Birliği ve Hıristiyanlık Propagandası

Türkiye'deki Hıristiyanlık Propagandası ile Avrupa Birliği süreci arasındaki ilişkiler aslında hiç de yeni sayılmaz. Tanzimat da bir sözde Avrupalılaşma süreci idi ve Tanzimat'la birlikte Avrupalılar ve ABD Osmanlı yönetiminden ısrarlı bir biçimde Misyoner Örgütlerin propaganda faaliyetlerine izin verilmesini istemiştir.

Karen Fogg malum; AB'nin Türkiye'deki sömürge valisi edasıyla skandallara imza atan büyükelçisi idi. Fogg'un özel ilgi alanlarından birisi Türkiye'de faaliyet gösteren misyonerler özelikle de Protestan misyoner örgütlerdi. Fogg'un gönderdiği ve aldığı kimi e?maillerde Türkiye'de ruhsatsız olarak açılan yeni kiliselerin kapatılması ve misyonerlerin zaman zaman takibata uğramasını sorgulanmakta.

Örneğin 6 Şubat 2002 tarihinde Karen Fogg, Brüksel'e, şeflerinden Adrioan Van Der Merr'e yolladığı e?mailde, Türkiye'deki Protestan kiliselere baskı yapıldığı öne sürülüyor. Fogg, Türk?Kürt~|~, Alevi?Sünni çatışmasının yerini Müslüman?Hıristiyan çatışmasının almakta olduğunu savunuyor.

Fogg'un işbirlikçileri de var elbette. Örneğin Sema Kılıçer'in aynı tarihte "Karen Fogg, Luigi Narbone, Angela Morques de Athayde, Sümbül Eren"e gönderdiği e?mailde, "Proteston Kiliseleri hakkında haberler" konu alınıyor ve bu konuda tedbir alınması öneriliyor. E?maildeki ilk cümleler de dikkat çekici; sanırsınız ki savaş muhabiri haber geçiyor: "Cepheden global haberler. Türk Hıristiyanlara ibadet yerlerini kapatmaları emredildi." E?mailin devamı şöyle:

"İstanbul, 4 Şubat (Kumpass) ? İçişleri Bakanlığından gelen emirler doğrultusunda Türkiye'nin dokuz ilindeki yerel otoriteler ülke çapındaki 40 küçük Protestan Kilise grubu tarafından kullanıldığı gösterilen ibadet yerlerinin yasallığını sorgulamak için hukuki işlemlere başladı.

Geçen Kasım'dan beri ile ait polis otoritelerinin İstanbul, Ankara, Diyarbakır, Bursa ve Mersin'deki 23 Türk Hıristiyan cemaatine gönderdiği resmi ihbar da kiralanmış ya da satın alınmış ibadet yerlerinin belediyelere ait binalar kanununu ihlal ettiği bildiriliyor.

Kiliselerin toplama yerleri kurulu imar planının ihlal ettiğinden kendi başkanlarının adıyla anılan kiliseler "sözde kilise ? ev" uyarıldı. Cemaatler dini kullanım için resmen imarı olmayan yerlerde toplanmaya devam ederlerse yasal yolların onlara karşı kullanılacağı bildirildi. İzmir, İstanbul, Mersin, Gaziantep'teki Protestan gruplar hakkındaki suçlamaların dava dosyaları şimdiden işlemde.

Türkiye'nin sadık (evangelical) kiliselerine karşı hareket, sadece bir avuç dolusu on yıllar önce inşası sözde "tanınan kilise binalarında tanışları Ankara tarafından geçen Ağustosun on yedisinde "ibadet yerleri açma istekleri" yetkilendirilen bir talimatla düzenlendi.

İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Muzaffer Ecemiş tarafından imzalanan hem bir de imar konunu sıralanan talimat hem de Türk Ceza Kanunundaki maddelerle düzenlenen dini eğitim ve umuni toplantılar, kullanımı yasaklanan "apartman daireleri, dükkanlar ve müstakil evler" şimdi Protestanlar, Bahailer, Yehova Şahitleri ve İsa'ya inananlar tarafından ibadet yeri olarak kullanılıyor.

Talimat (direktif) hem Türk Anayasasının bütün vatandaşları için dini inanç özgürlüğü garantisi, hem de Türkiye'nin taraf olduğu çeşitli uluslararası anlaşmalardaki dini özgürlük hakkındaki "bağlayıcı kuralları" tekrarladı. Ama Türkiye'nin laiklik ilkesi altında yasal işin olmadan ibadet yeri kurmanın bir suç olduğu haber verildi (ikaz edildi= warn). Talimat ayrıca Türk Milli Eğitim Bakanlığından izin almadan Pazar Okulları, Kutsal Kitap Okulları ve diğer dini eğitimi yürütmenin Türk Ceza Kanunu'nun 526 ve 529. maddeleri altında para ve hapis cezasıyla cezalandırılabilecekleri bildirildi. Valilerden ibadet yerleri devlet tarafından izinli olan listelenmiş gruplardan hiçbirini yasal varlık olarak tanımak için resmi bir harekette bulunmamaları istendi.

Türkiye'nin Birleşmiş Protestan Kiliseleri yetkili konsey liderleri "Gördüğümüz şu ki, biz ne illegaliz, ne de yasal" diye Compass'a söyledi..."(1)

Genelkurmay Başkanlığı'nın duyarlılığı

1999'dan itibaren hem inanç turizmi, hem de depremzedelere yardım bahanesiyle Türkiye'deki Hıristiyanlık propagandacıların sayısının olağanüstü derecede artmıştı. Buna karşılık adli makamlara sevk edilen misyonerlerin sayısının büyük ölçüde düşmesi de kayda değer. Bunda Avrupa Birliği sürecinin belirleyici rol oynadığını söyleyebiliriz.

Hükümetin ilgisizliğine karşın Genelkurmay Başkanlığı, misyoner örgütlerin Türkiye ve Osmanlı hinterlandında yer alan ülkelerdeki faaliyetlerini yakından izliyor ve araştırıyordu. Genelkurmay Başkanlığı'nın bu duyarlılığının MGK'ya yansıması da normaldi. Nitekim Aralık 2001'de MGK'nın misyoner örgütlerin propaganda faaliyetlerini ele aldığına dair medyada haberler yer almıştı: "Misyoner alarmı" başlıklı haberden izleyelim.

MGK: Misyoner Örgütler bölücülük yapıyor

"MGK'nın Aralık toplantısının gündemine misyonerlik faaliyetleri de alındı. MGK için hazırlanan raporda misyonerlerin bölücü amaçları olduğu uyarısı yer aldı.

Türkiye, Orta Asya ve Kafkasya'daki Türk cumhuriyetlerinde yoğunlaşan misyonerlik faaliyetleri Milli Güvenlik Kurulu'nun Aralık ayı toplantısı gündemine alındı. MGK için hazırlanan raporda, asıl amacının; bir din propagandası yapmaktan öte "Türkiye'yi bölmek" olduğu vurgulanan misyonerlik faaliyetleri karşısında gereken tedbirlerin alınamadığı, yasaların bu faaliyetleri önlemede yetersiz kaldığı vurgulandı. MGK'ya sunulacak bilgilere göre, Türkiye'de misyonerlik faaliyetleri, birçok ülkede faaliyette bulunan Ermeni Toprakları Merkezi, Avrupa Kiliseler Birliği, Ortodoks Kiliseler Birliği, Dünya Kiliseler Birliği üyesi kişiler tarafından sürdürülüyor. Son zamanlarda misyonerlik faaliyetlerinde Türklerin sempatisini kazanmış oldukları için Güney Kore vatandaşlarının da kullanılmaya başlandığına işaret ediliyor. Raporda, misyonerlik faaliyetlerinin Karadeniz'de Pontus, Güneydoğu'da Yezidilik, Keldanilik ve Hıristiyan Kürtler, Doğu Anadolu'da Ermenilik, Ege ve İstanbul'da ise Hıristiyanlığın eski toprakları şeklinde gündeme geldiği açıklanıyor.

Raporda Türkiye'deki misyonerlik kuruluşlarının şüphe çeken faaliyetleri şöyle sıralandı:

* Son üç yılda ücretsiz olarak dağıtılan İncil sayısı sekiz milyonu buldu. Bu kadar İncil'i dağıtmak büyük bir maddi güç gerektirdiği halde, misyonerlik yapan kuruluşların gelir kaynakları ve verdikleri vergi miktarı bilinmiyor.

* Misyonerler İstanbul'da bazı radyo istasyonlarından Türkçe olarak Hıristiyanlık propagandası yapıyor. Bazı kitabevlerinin de bizzat sahibi durumunda. Bu yayınevleri bölücü nitelikli Türkiye haritaları yayınladıkları halde haklarında herhangi bir işlem yapılmıyor.

* Kiliseler aracılığıyla dağıtılan yayınlar arasında bulunan "Kapsam" adlı aylık gazetede İslamiyet aleyhinde iddialara yer veriliyor.

* Son bir yıl içinde sadece İstanbul'da 19 kilise açıldı. Üstelik bu kiliselerin açıldığı yerlerde Hıristiyan vatandaşlar yaşamıyor.

* Propaganda faaliyetlerini özellikle lise son sınıf ve üniversite öğrencileri üzerinde yoğunlaştırıyor. Maddi gücü olmayan vatandaşlar da iş ve para vaadiyle Hıristiyan yapılıyor.

* Misyonerler, Müslüman ülkelerdeki her sorunu da "fırsat" olarak kullanıp taraftar kazanmaya çalışıyor. Örneğin "Kürtler" misyonerlerin hedef kitleleri arasında yer alıyor."(2)

Ve korsan kiliselere ilk uyarı

Genelkurmay Başkanlığı'nın bu duyarlılığının somut yansımaları da olmuştu. Mevzuata aykırı olarak kiliseye dönüştürülen dükkanlar ve apartman daireleri bu vesile ile İçişleri Bakanlığı'nın ilgi alanına girdi ve "İçişleri Bakanlığı valililikleri uyardı." Milliyet gazetesi gelişmeleri şöyle haber yapmıştı:

"Milli Güvenlik Kurulu'nun geçen ayki toplantısının gündeminde ana maddeler arasında yer alan "Türkiye'deki Misyonerlik Faaliyetleri", büyükşehirlerde kendisini belli etmeye başladı. MGK'nın yanı sıra TBMM'deki bütçe görüşmelerinde de dile getirilen misyonerlik konusunda başkentte bazı apartman daireleri ile işyeri konumunda dükkan ve mağazaların, cemaatlerce tapınma yeri olarak kullanıldığı ortaya çıktı.

Son dönemde sıkça gündeme gelen misyonerlik faaliyetleri konusunda Ankara'da bazı cemaatlerin valiliğin uyarısına karşın faaliyetlerine devam ettiği belirlendi. Emniyet kayıtlarına göre, Dünya Protestan Kiliseler Birliği'ne bağlı olarak faaliyet yürüten gruplar, başkentteki büyük bir iş merkezinde "Uluslararası Protestan Kilisesi" olarak faaliyet göstermeye başladı.

Bu oluşuma bağlı olarak kendilerini "Bağımsız Türk Protestanları" olarak nitelendiren bir başka grup ise Kurtuluş semtindeki bir apartmanın altındaki mekânda faaliyet gösteriyor.

Semt sakinlerinin şikâyetlerine rağmen faaliyetleri sürdüren misyonerlik oluşumlarının, başkentte Shama adlı bir de radyo istasyonları bulunuyor.

İçişleri Bakanlığı'nın misyonerlik faaliyetlerinin yürütüldüğü dokuz il valiliğine gönderdiği yazıda, imar palanında mesken olarak ayrılan yapıların kilise ve ibadet yeri olarak kullanılamayacağı vurgulandı. Müsteşar Muzaffer Ecemiş'in imzasıyla İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli, Gaziantep, Bursa, Adana, İçel, Hatay valiliklerine gönderilen yazıda, "ibadet yerlerinin açılmasında ortada yerleşik cemaat bulunması unsurunun aranması önem arz etmektedir" denildi.

Yazı üzerine, apartman katı gibi mekânları kullanan İstanbul'da 4 ve Mersin'de 1 kilise kapatıldı." (3)

Son bir not:

Aydınlık Dergisi'nin Türkiye'de Hıristiyanlık propagandasının yaygınlaşmasını TCK'nın 163. maddesinin kaldırılmasıyla ilişkilendirmesini gerçekçi bulmuyoruz.(4) 163. maddenin yerine şu anda 312. madde uygulanmaktadır. Ancak her ne hikmetse 312. madde şu ana dek misyoner örgütler için bir defa bile uygulanmadı. Çünkü bu konuda asıl belirleyici olan Avrupa Birliği sürecidir. Karen Fogg'un e?mailleri bu bağlamda yeterli bir kanıt oluşturmaktadır. Papa'nın misyoner müfettişlerinin daha yakın zamanda Türkiye'yi teftişe geldiğini son dizimizde ele almıştık. (Bkz., AB Sürecinde Artık "Yolun Sonu Görünüyor" başlıklı dizinin ilk bölümü 19.09.2002 tarihli Yeni Mesaj)

Öyleyse Bağımısız Türkiye için hem Avrupa Birliği'ne hem de Misyoner Örgütlere hayır demek zorunda değil miyiz!?

Dipnotlar:

1) www.haber3.com/mails/email34.asp

2) 7.12.2001 tarihli Sabah gazetesi, Mehmet Çetingüleç'in haberi.

3) 24.12.2001 tarihli Milliyet gazetesi.

4) Uğur Yıldırım, "Batılı misyonerler İstanbul'a üşüştü" 29 Temmuz 2001 tarihli Aydınlık dergisi, sayı: 732
Anahtar Kelimeler:
araştırma
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100