Bu haber kez okundu.

Ata yadigârına bu reva mı?
Bu fotoğraflar bizim değerlerimize yabancı bir ülkede çekilmedi. Bu fotoğraf tarihi eserleriyle inci gibi süslenmiş, Osmanlı'nın yadigarı, payitahtı olan Bursa'da çekildi. Burası tarihi İncirli Dergahı. ~|~


Mustafa Sabri

Siz hüzün nedir bilirsiniz? Hüzün çiçekleri diye şiirler bile duymuşsunuzdur. Sözü uzatmayayım ve ben bugün içimi ezen, derinlemesine yaralayan, düşünce yığınları altında sırtıma tonlarca ağırlık bırakan bir fotoğraftan bahsedeceğim?
Erzurum'da dünyaca ünlü Çifte Minare'yi de gördüğüm zaman aynı duyguları yaşamıştım.
Bu fotoğraf bizim değerlerimize yabancı bir ülkede çekilmedi. Bu fotoğraf tarihi eserleriyle inci gibi süslenmiş, Osmanlı'nın yadigarı, payitahtı olan Bursa'da çekildi. Bursa'nın merkezine yakın bir yerde. Bursa'nın Yıldırım Camii ile Yeşil Türbe'nin tam ortasında.
Burası tarihi İncirli Dergahı.
Bursa'nın tarihi eserleri içerisinde dergahlar önemli yer tutar. Dergahların işlevleri hakkında geniş bilgi şu anki yazımızın amacını aşacağından kısaca şunu söyleyeyim. Tekkeler aynı zamanda o mahallenin sosyal hizmetlerini gören kurumlardı. İnsan kalitesine önem veren çırağını, öğrencisini, anne ve babayı ''en olgun insan'' seviyesine çıkarmak için çalışan şefkatli yüksek terbiye pınarlarıydı. Osmanlı sadece bedenen yıkılmadı. İnsanıyla, kurumlarıyla yıkıldı. Bugün; kurtlara yiyecek bırakıp, aç kalmasından dolayı benim insanıma zarar verebilir düşüncesinde bir faaliyet, bir dernek var mı? Onlar en mükemmellikleri yakaladı, yaşadı ve gittiler. Bize düşen onlara saygı duymak, vefalı davranmaktır.
Bahsi geçen İncirli Dergahı hakkında kısa bir araştırma yaptım.
Mirat?ı Burusa adlı eserde şöyle deniyor:
"Şeyh Mehmet Efendi, Abdülkadir Efendi, Necmettin Efendi bu dergahta gömülüdür. Dergahın tevhidhanesi geniş ve güzeldir. Minberin arkasında çeşitli konularda pek çok kitap içeren bir de kütüphanesi vardır. Postnişini Eşrefzadelerden Ziyaeddin Efendidir. Bu zat son derece iyi huylu ve sağlam ahlaklıdır. Cuma geceleri Eşrefi kolunun usulünce zikir icra olunur" ( Bursa'nın Aynası, Hasan Taib Efendi. İl. Öz. İdaresi yy. Haz. M. Fatih. Birgül s.145 Setbaşı Büyükşehir Bld. Şehir Kütüphanesi).
Bu dergahta görevli şeyhler şöyle sıralanır:
'"Mehmet Efendi (öl. 1061?1650)
İzzettin Efendi (öl. 1152?1739)
Abdülkadir Necip Efendi (öl. 1202?1787)
Safiyyeddin Efendi (öl. 1205?1790)
Necmettin Efendi (öl. 1217?1802)
Mehmet Habib Efendi (öl. 1218?1803)
Fahrettin Efendi (öl. 1227?1812)
Nafiz Efendi (öl. 1282?1865)
Ahmet Ziyaeddin Efendi
İsmail Galip Efendi (öl. 1284?1867)
Ali Sırrı Efendi (öl. 1322?1904)
Ahmet Ziyaeddin Efendi (öl. 1324?1907)
Fahrettin Efendi (öl. 1354?1935)"
(Bursa'da Tarikatlar ve Tekkeler, Prof. Dr. Mustafa Kara. Setbaşı  Büyükşehir Bld. Şehir Kütüphanesi. Demirbaş no 234).
Şu anda yok olmaya yüz tutmuş mezar taşlarından birinde şunlar yazmaktadır:
"Hüvel Hayyul Bakı
Eşrefzade Eşşeyh
Muhammed Fahreddin Efendi'nin
halifesi merhume
Mağfirun leha Habibe Hanım?"
Burada sadece erkekler değil, kadınlar da gereği gibi istifade etmektedir. Bu dergahlar vesilesi ile nice kadınlar, ilimde, musikide, ahlak ve fazilette mükemmel seviyelere çıkmışlardır. Mevlit okunması, hatim cemiyetlerinin tertiplenmesi, yoksul, borçlu, hasta olanlara yardım gibi konularda kadınlar da çalışırlardı.
Yukarıda ismi geçen zatlar içerisinde, Sırrı Efendi'nin bir başka özelliğine daha rastlıyoruz. Hattat olduğunu öğreniyoruz. Tekkelerde, meslek öğrenmek, ya da ilmi çalışma yapmak isteyenler, ya bir üstadı ya da ona giden yolu bulabiliyordu.
SIRRI EFENDİ: Bursalı hattat. Künyesi Şeyh Ali Sırrı Efendi'dir. Şeyh Galip Efendi'nin oğludur. Ana tarafından Niyazi Mısri, baba tarafından Eşrefoğlu soyundandır. 1853 yılında Bursa'da, Setbaşı'ndaki Şabaniye Dergahı'nda doğdu. İncirli Eşrefiye ve Ulucami yakınındaki Ahmed Gazzi Dergahı'nda şeyhlik yaptı. Osman Şems Efendi'den el almıştır. Mevlevi şeyhlerinden Bursalı Zeki Dede ile İranlı hattat Hasan Efendi'den ders gördü. Talik ve Sülüs yazıda usta idi. Ulucami ile Muradiye Camii'nde büyük birer levhası vardır. Çok sayıda çeşmede de yazıları vardır. Ayrıca bazı kitaplar da yazmıştır. 1325/1905 yılında İstanbul'da Hakka yürümüştür. Yadigar?ı Şemsi'ye göre ise 1322/1902 yılında ölmüştür. Mezarı, Karacaahmed yakınlarında Hz. Şemsi'nin türbesi yakınlarındadır. Sırrü'l?erkan adlı bir kitabı vardır. (Bursa YABEK O. 697, www.kaplanoğlu.org).
Mahalle sakinlerinden 87 yaşlarında bir amcanın anlattıkları konuyu özetliyordu:
"Tekkeler kapandıktan sonra burası bakımsızlığa terk edildi. Burada Cuma günleri sohbetler olurdu. Ben hocaları görüyordum. Bir zaman saman deposu olarak kullanıldı. Daha sonra bir kişi buraya makineleri getirip atölye kurdu. Yıllarca öyle gitti. Şimdi her şey harap vaziyette. Duyduğuma göre buraya bina yapılacakmış."
Bursa'nın Orhangazi semtinde Gökdere Medresesi de böyle harap vaziyetteydi. Şimdi tamir edildi. Yenilendi. Güzel bir salonu var. Kültür faaliyeti olarak da hizmet veriyor. Bu eser kazanıldı. Ve hatırası korundu. Bu hatıraların her biri bu milletin dininin, kültürünün, kimliğinin, bağımsızlığının, devletinin canlı şehitleridir.
Bu güzide mekan bir sosyal müessese olarak insanların niye hizmetine sunulmasın. Amcanın söylemesine göre buralara bina yapılacakmış. Hem şehir yük kaldırmıyor, insanlar nefes alacak temiz havayı bulamıyor deniyor, bir yandan da en küçük köşelere bile bina yapılmaya kalkılıyor, hem de tarih kokan bir mekan.
Umarız ki yetkililer bu esere gereği gibi sahip çıkar.
Ya da bu köşede bir garip yazı kalır.
       

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100