16 Temmuz 2007 Pazartesi 00:00
145 Okunma
Avrupa bataklığı ve taşeronlarının kirli yüzü
1960'ların başından beri Avrupa'nın kapısındayız; ne girebildik ne çıkabildik! Tam çıkacak gibi oluyoruz bizi tekrar içine çekiyor. Çünkü Türkiye'nin başka bir alternatife yönelmesinden korkuyorlar aksi takdirde, Türkiye kendi liderliğini yapacağı yeni bir birlik kuracaktır ~|~ -Burak EVCİ/ İSTANBUL Biri sizi bir kez kandırırsa suç onundur ama ikinci kez kandırırsa suç sizindir. Bunu anlamayanları basiretsiz diye addedeceğim ama çok hafif kalacağı kanaatindeyim. Kim iktidara gelirse gelsin bir öncekine nazire yaparcasına AB müktesebatını uygulamak için telafisi mümkün olmayan tavizler veriyor. Sanal mevzularla gündemi işgal eden kartel medyası da onların ibrikçiliğini yapmak için birbirleriyle kıyasıya bir yarışa  tutuşmuşlar. Televizyon müptelası halkımız her şeyin günlük gülistanlık gittiğini zannededursun işin arka planı çok vahim. Avrupa'da duruma o kadar hakim ki açık açık birliğe almayacaklarını zikrediyorlar, buyurun maddeler halinde ele alalım:

1) 6 Ekim İlerleme Raporu'nun 2. maddesinde hukukun temel ilkelerinden iyi niyet kuralına aykırılığın mevzu bahis olmasına rağmen müzakerelerin sonucunun önceden garanti edilemeyeceği, açık uçlu bir süreç olduğu, ileride farklı seçeneklerin gündeme getirileceği zımnen belirtiliyor.

2) 3. maddede "Birliğin Türkiye'yi hazmetme kapasitesi gerek Türkiye gerek birliğin çıkarları açısından göz önünde bulundurulması gereken önemli bir husustur" denilerek hazmetme (sindirme) kavramı yeni bir şart olarak Türkiye'nin önüne tercihli olarak konulmuştur ve mali açıdan mı; sosyokültürel açıdan mı, ekonomik açıdan mı, siyasi açıdan mı bir süreç olacağı açıkça belirtilmemiştir.
Bu iki madde beraber değerlendirildiğinde şeksiz şüphesiz görülecektir ki Türkiye'ye tam üyelik dışında diğer seçenekler dayatılmak istenmektedir. (İmtiyazlı Ortaklık veya Özel Statü) kişilerin serbest dolaşımı tarımsal?yapısal fonlara getirilen kalıcı sınırlamalar da bu seçenekleri desteklemektedir.

3) Bilindiği gibi, Kıbrıslı Türkler'in, Türkiye'nin ve AB'nin açık desteğine rağmen Annan Planı Rumlar tarafından reddedilmesi sebebiyle hayata geçirilememiştir. Hal böyle iken Rumlar çözümü reddeden taraf olarak adeta AB tarafından ödüllendirilerek AB'ye alınmışlardır ve adanın tek siyasi temsilcisi olarak kabul edilmiştir. AB KKTC'ye vaat ettiği güvenceleri yerine getirmeyerek siyasi ve ekonomik olarak fiilen tasfiye sürecine sürüklemiştir ve tabela devleti haline getirmeyi amaçlamaktadır.
Ayrıca ek protokolün imzalanmasıyla Türkiye'nin KKTC ile olan tüm ticari ve mali ilişkileri ciddi sekteye uğrayacaktır.

4) 7. madde Türkiye'nin Dış Politikası'nın Birlik ve üye devletler tarafından kabul edilen politikalar ve tutumlarla tedricen uyumlu hale getirmesini öngörmektedir.
Bu maddenin asıl amacı Güney Kıbrıs'ın NATO'ya girişi önündeki Türkiye'nin en büyük kozu olan veto hakkını kaldırmaktır. Ve bu madde ileride Türkiye'nin Kıbrıs'ta işgalci olduğunu ve 7. maddeye uygun davranarak adadan askerlerini çekmesini talep etmesi gündeme gelebilecektir.

5) 10. madde de şimdiye kadar hiçbir üye devlete yapılamayan bir uygulamayla müktesebatın neler içerdiği ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Ve bunun altında siyasi amaçlar yatmaktadır. Avrupa Parlamentosu'nun "Tavsiye" ve "Görüş"lerinin hiçbir üye devlete hukuken bağlayıcı etkileri olmamasına rağmen Türkiye'ye karşı bunlar da bağlayıcı hale getirilmek isteniyor. Bu "Dürüstlük ve Eşit İşlem İlkesine" aykırılık teşkil eder.
Bu maddeyle de özellikle Avrupa Parlamentosu'nun Ermeni Soykırımı ve Kıbrıs konularında aldığı kararlara Türkiye'nin uyması talep edilecektir.

6) 11. madde Türkiye tarafından imzalanan ve üyeliğin yükümlülüklerine aykırı olan tüm uluslararası antlaşmaların geçersiz hale geleceğini öngörmektedir. Türkiye ve KKTC arasındaki bütün antlaşmalar geçersiz sayılacak. Bu madde kapsamında değerlendirilmesi gereken bir diğer husus Lozan Antlaşmasına ilişkindir. AB Komisyonu'nun yayınladığı 3 Ekim 2004 tarihli İlerleme Raporu'nda Azınlık Hakları, Kültürel Haklar ve Azınlıkların Korunması ile ilgili bölümünde Yahudi, Ermeni ve Rumların yanı sıra Kürtlerin ve Alevilerin azınlık sayılması ile ilgilidir. AB böylece Lozan'ı tanımamakta din, dil, etnik ve kültürel farklılıkları esas alarak yeni azınlıklar oluşturmak istemektedir. Ayrıca bu madde 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi açısından da tehlike oluşturmaktadır.

7) 12. maddenin 4. paragrafı kişilerin serbest dolaşımı, yapısal politikalar ve tarım alanında kalıcı kısıtlamaların getirilebileceğini öngörmektedir. Yine bu madde de tam üyeliğin dışında farklı bir statünün düşünüldüğünü göstermektedir.

AB'YE ÜYELİK İMKANSIZ
Netice itibariyle AB müktesebatına uygun tam üyeliğin mümkün olmadığı görülmektedir. Bu özel statü "İmtiyazlı Ortaklığın" veya "İkinci Sınıf Üyeliğin" öngörüldüğünü göstermektedir.
Öte yandan AB'ye üye olmayıp Gümrük Birliği'ne üye olan tek ülke Türkiye'nin bu durumu yeniden gözden geçirmesi kaçınılmazdır. Zira bir ülkenin ekonomik iradesinin temsil edilmediği bir kuruma yıllarca teslim etmesi, hem ekonomi biliminin kurallarına hem de uluslararası ilişkilerin ve siyasetin doğasına aykırıdır.
Görüldüğü üzere ne Annan'ın planları Kıbrıs'ı kurtarmaya yetmiş ne de hükümetin verdiği tavizleri, başbakanın ümit var açıklamaları AB'nin taassubunda değişiklik yaratmıştır.
Avrupa Birliği mensubu Avrupa Ülkeleri hala Hıristiyan taassubu ve haçlı zihniyeti ile hareket etmekte ve Türkiye'ye AB çerçevesinde hiçbir hak tanımak istememektedirler.

TÜRKİYE'DEN TARIM ÜRÜNÜ ALIMI YAPILMIYOR
Bu yüzdendir ki yarım asra yakın bir süreçtir Avrupa Birliği'nin kapısında bizi bekletiyorlar. Bekletmek şöyle dursun verdiğimiz bunca tavize rağmen elde ettiğimiz hiçbir menfaat bulunmamaktadır. AB'ye üye olmayıp da Gümrük Birliği'ne üye tek ülke olmamız da manidardır. Bu birliğe üye olunmakla birlikte malların serbest dolaşımı ilkesi kabul edilmiştir. Birlik ülkelerinin elde ettikleri vergisizlik, vergi indirimleri de onların yanlarına kar kalmaktadır. Gerçi hoş! Avrupa Birliği uğrunda çıkarılan uyum yasaları doğrultusunda yakında kendimiz de yiyecek tarım ürünü bulamayacağız ama birliğe müracaat dahi etmemiş olan İsrail ve Kuzey Afrika ülkelerinden narenciye ve tarım ürünlerini alınırken, Türkiye'den hiçbir şey alınmayarak iktisaden çökmemiz için kasıtlı ve Yunanistan'ın arzusuna uygun şekilde davranmaktadırlar. Yine Yunanistan'ın arzuları dâhilinde kıta sahanlığının 12 mile çıkartılması Türkiye'ye dayatılarak Ege Denizi bir Yunan Gölü haline getirilmek istenmektedir.
Öte yandan yabancı sermaye çok elzemmiş gibi gösterilerek bu konuda da tavizler verilmiş, yabancıların Türkiye'ye yatırım yapabilmeleri için vergi muafiyetinin, gayrimenkul edinmelerinin ve kazandıkları paralarını yurtdışına rahatça kaçırabilmeleri için bir dizi önlemler alınarak, önleri açılmıştır.

YABANCI SERMAYENİN AMACI TÜRK'Ü KÖLELEŞTİRMEKTİR
Onlar kendi topraklarına sığamıyorlar. Biz ise kendi toprağımızı layıkıyla işleyemiyoruz. Bu nedenle işsizlik oranımız çok fazla ve işçilerimiz çalışmak için yurtdışına gitmek istiyor. Kapılarımızı sonuna kadar onlara açmamızı istiyorlar. Sanayi tesisleri kurup, sermayeyi ayağınıza kadar getiriyoruz diyerek yurdumuzda müştereken oturmak ve bizim gelişme imkânlarımıza ortak olmak istiyorlar. Kazandıkları paraları da yurt dışına kaçırmak için garanti istiyorlar. Çıkarılan yasalarla toprağımıza da sahip çıkıp, yarın bizi vatanımızdan kaçırmak istiyorlar. Ama şimdiden bu hilelerini söyleyip kendi oyunlarını bozamazlar. Bir müddet sonra bizi kurnazlıkla kovalayıp Orta Asya bozkırlarına göndermek nihai planlarıdır.
Zaten Hıristiyanlık Dini ve Papa da bunu emrediyor. Ama şimdilik sanayi yatırımı yapıyoruz diyerek bizleri oyalamak işlerine geliyor.
Haçlı Seferleri'nin şimdilik ekonomik oyunlarla devam ettiğini bize açıkça anlatmak mecburiyetinde değiller. Bizim için sanayi tesisleri kurarak ebediyen köleleri olmamızı ve ölmeden sürünmemizi onların hizmetkârı olmamızı temin edeceklerinden hiç şüpheniz olmasın.

GÜLERİZ AĞLANACAK HALİMİZE
Peşkeş çekilen maden işletmelerimizi havada kapan yabancıların işçisi olarak çalışan köylülerin fotoğraflarını görme fırsatım oldu. Senelerdir ehil olmayan iktidarların elinde sefaletten kan ağlayan köylümüz senelerdir hasretini çektiği çamaşır makinesine sarılmış objektiflere gülümseyerek poz veriyor. Ve onu maden işletmesinde çalışarak aldığını söylüyor. Hal bu ki maden kendisine ait, yabancı firmalar onu işletiyor; köylü de onların kölesi? Peki, köylü bu madeni devleti ile ortak işletse ne olur? Değil çamaşır makinesini onun fabrikasını alır.

LİDER UFKU KADAR BÜYÜKTÜR
Bir tarafta vatandaşını göz göre göre yabancıların kölesi yapıp, süslü sözlerle onu kandıran, onu sefalet bataklığına sürükleyen, icra ettiği icraatlarla onun tarih sahnesinden silinmesinin yolunu açan iktidarlar. Hiç birinin diğerinden farkı yok. Hepsinin parti programında AB'ye girmek, IMF'nin politikalarını uygulamak, ABD'nin kölesi olmak var.
Diğer tarafta sadece işçisini, memurunu, çiftçisini, vatandaşını değil, bütün dünya insanını refaha kavuşturacak, projeleriyle bütün insanlığı kucaklayan bir lider var. İşte o halkının meydanlarda dillendirdiği NE AB, NE ABD, TEK ÇÖZÜM BAĞIMSIZ TÜRKİYE projesinin mimarı, ufku insanlık tarihi kadar büyük bir lider; PROF.DR. HAYDAR BAŞ.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100