10 Mart 2004 Çarşamba 00:00
162 Okunma
Başarı nasıl gelir?
Resûlü Ekrem, Medine Mescidi'ne geldiğinde şükür namazı kıldı ve ziyaretleri kabul etti. Ordunun Medine'ye girişi ve karşılanışı muhteşem olurken, 80 kadar asker kaçağı mahcuptu. Resûlü Ekrem, bunların mazeretlerini dinledi. Yemin ettiler; üç kişi hariç, özürleri kabul edildi. Sözkonusu üç kişi, 50 gün kendi halinde kaldı; tevbe istiğfar ettiler. Bu müddet zarfında kimse onlarla konuşmadı; sanki dünya başlarına dar geliyordu. Toplum onları dışlamıştı. Bu onlar için acıklı bir ceza idi. Kur'ân?ı Kerîm'de bunlar hakkında şöyle buyurulur: "Ve (savaştan) geri bırakılan o üç kişinin de tevbelerini kabul buyurdu. Bütün genişliği ile beraber arz başlarına dar gelmiş ve canları kendilerini sıktıkça sıkmış ve Allah'tan yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Allah, onların tevbesini kabul buyurdu ki, tevbe etsinler. Çünkü Allah, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir."

Bu olaydan anlıyoruz ki; cihadla yaşamak bir şeref, cihaddan geri kalmak ise zillettir. Bu zillet, hem~|~ insanların nezdinde hem de Allah indindedir. Buna rağmen, imanda samimi olmak kaydıyla Cenâb?ı Hakk'ın lütfu keremi geniştir, kullarının tevbelerini kabul eder. Tebük Seferi kansız, kavgasız olmasına rağmen, baştan başa hikmetler ve ibretlerle doludur. Bu ders ve hikmetler, günümüzde Hak yola hizmet edenler için birer ışık mesabesindedir.

Muvaffakiyetin

temel dinamikleri

Tarih, inanan ve inanmayan insan topluluklarının varlığı yanında, hak ve bâtıl güçlerin pekçok çatışmalarına sahne olmuştur. Bu çatışmaların maddî ve manevî olmak üzere iki boyutu mevcuttur. Savaşlarda maddî güç dengesi sözkonusu olduğunda hiç şüphesiz ki, fizik kanunları geçerlidir. Buna göre, kuvvetli olan zayıfı mağlup eder. Kuvvetlinin galip gelme şansı, maddî güç olarak zayıf olan tarafla olan farkı ile doğru orantılıdır. Nitekim fizikte, 'çatışan iki zıt kuvvetin bileşkesi, kuvvetler arasındaki farka eşittir' diye tarif edilmektedir.

Tarih boyunca hak ve bâtıl güçlerin çatışmalarına baktığımızda; söz konusu fizikî kanunların geçerli olmadığını; bütün maddî güç dengesizliğine rağmen, inanmış az bir topluluğun bâtıl üzere harp eden sayıca ve maddî güç olarak kuvvetli topluluklara galip geldiğini görüyoruz. Tarihte bunun pekçok örnekleri mevcuttur. Tâlud'un, inanmış az bir kuvvetle Câlut'u yenmesi; Bedir'de 300 kişinin 1000 kişilik müşrik ordusunu mağlup etmesi; Uhud'da düşmana göre maddî yönden çok zayıf olan 700 kişilik iman ordusunun, 3 bini aşkın müşrik ordusunu ilk etapta mağlup etmesi; Hendek'te 3 bin civarındaki İslâm ordusunun 10 bini aşkın küfür ordusunu mağlup etmesi, örnekler arasında zikredilebilir. Görülüyor ki, inananlar kendilerinden üç?dört misli büyük olan küfür topluluklarını mağlup etmişlerdir. Bunların yanısıra, Mute harbi gibi daha şaşırtıcı örnekler de mevcuttur. Mute'de 3 bin kişilik bir İslâm ordusu o zamanın şartlarına göre modern donanımlı 100 bin kişilik Bizans ordusunu mağlup etmiştir. Bu durum, yalnız Asr?ı Saadet'e mahsus değildir. Daha sonraki hak?bâtıl çatışmalarında da aynı gerçeği görmek mümkündür. Malazgirt'te 40 bin kişilik İslâm ordusu, 200 bin kişilik Bizans ordusunu mağlup etmiştir. Sırpsındığı'nda, Kosova'da, Niğbolu'da, Varna'da velhasıl bütün harplerde aynı gerçekle karşı karşıya kalıyoruz. âdeta, fizik kanunlarına meydan okuyan bu gerçek, bütün savaş sahnelerinde gözönüne serilmektedir. Bu tarihî bir vakıadır, inkârı mümkün değildir. O halde, bu vakıanın sebep ve hikmetlerine inmek gerekir. Maddî unsur ve saiklerle izahı yapılamayan bu olayın manevî ve bâtınî sebep ve hikmetlerine inmek zaruri olmaktadır.

Bu gerçeği anlayabilmek için, olaylardaki sebep ve hikmet zincirini kavramak lazımdır. âlemde tevhid esası hakimdir. Bu âlem, hikmet âlemidir. Her olay bir sebebe bağlanmıştır. Bu sebepler silsilesi, bir müsebbibü'l?esbaba uzanmaktadır. âlemde sebeplerin sebebi ve nihaî kaynağı yüce Allah'tır. Bütün sebepler, O'nun kudret elindeki ipler mesabesindedir. âlemde çokluk (kesret) olmasına rağmen, kesrette vahdet vardır. Bu vahdet, Cenâb?ı Hakk'ın küllî iradesine tâbidir. Olaylarda cebrîlik olmamasına rağmen herşey, bir ibret üzerine cereyan etmektedir. Herşey, Cenâb?ı Hakk'ın küllî iradesine tâbidir. O halde; güç ve kuvvet Allah'tandır; zafer de Allah'tandır ve Allah, inananları sevmekte, onlara güç ve kuvvet vermektedir. âlemde genelde geçerli hikmet düsturları olmakla birlikte, Allahu Teâlâ'nın samimi mü'minlere lütfu keremi ve yardımı başta gelir. O halde mü'minler, yalnız Allah'a tevekkül etmeli; zaferi O'ndan bilmelidirler.

Prof. Dr. Haydar Baş'ın kaleminden RAHMETEN?LİL ALEMİN
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121