Bu haber kez okundu.

Batının Endülüs'ten görünen yüzü
Mehmet MARUF

" İspanyollar Gırnata'yı aldıkların zaman halkı dinlerini değiştirmeleri için ateşle yaktılar. Biz İstanbul'u aldığımız vakit, her türlü din sahibine dinini yaşayabilmeleri için tam bir din hürriyeti tanıdık."

? Namık Kemal ?

Hikayelerinin sonunda tarihler 1609 yılını göstermektedir ve İberik Yarımadası'nda bir katliam havası hüküm sürmektedir. İspanyol krallığının dört bir yandan topladığı Müslümanlar yaya olarak limana getirirler zaten bir çoğu yolda açlıktan, susuzluktan ve bitkinlikten ölmüştür. Sağ kalanları taşıtmak için Napoli'den, Ceneviz'den ve başka yerlerden gemiler kiralanıp kaptanlar Müslümanları nakil etmek için kelle başı ücret alırlar. Fakat İspanyol limanlarından uzaklaşıp, gözle görünmez olunca denize atmayı ve hemen dönüp yeni bir yükleme yapmayı daha kârlı bulurlar. Sonuçta altıyüzbin Müslüman limana götürülürken, yolda ya da açık denizde ölmüştür. Bu durum birçok tarihçiye göre hemen hemen Nazi soykırımına benzer bir durumdur. (Prof. Rodrigo ~|~de Ziyas; Endülüste Binlerce Müslüman Katledildi isimli makale, Endülüsten İspanya'ya, T.D.V)

Yukarıda anlatılanlar tamı tamına 781 sene İspanya'da hüküm süren Endülüs Müslümanlarının acı sonudur. Oysa işin başında 711 yılında Tarık b. Ziyad "gemileri yakarak" İspanya'ya girmiş ve üç sene zarfında Müslümanlar bütün İspanya'yı fethetmişlerdi. Amaç ise Akdenizi bir göl haline getirerek Balkanlar üzerinden İstanbul'a kadar gelmek ve Hz. Peygamber (sav)'in fetih arzusunu gerçekleştirmekti.

Eşsiz bir medeniyet

Bu gayeyle önce İberik Yarımadası'na tutunan Endülüsler burada muhteşem bir medeniyet kurarlar. Öyle ki; başkent Kurtuba daha 12. yüzyılda geceleri aydınlatılan sokakları ve anestezi yoluyla ameliyatların yapıldığı hastaneleriyle bir milyon nüfuslu bir şehirdir. 10. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa'nın öteki ülkelerinde din adamları dışında okuma?yazma bilen yok denecek kadar azken, Endülüs'te halkın büyük bir çoğunluğunun okur?yazar olduğu rivayet edilmektedir. Ayrıca Kurtuba Üniversitesi'nde din, dil ve ırk ayrımı gözetilmeden dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilere hizmet verilmektedir. Aynı üniversite Kahire'deki El?Ezher Medresesi'nden 193 yıl, Bağdat'taki Nizamiye Medresesi'nden 289 yıl önce faaliyete geçmiştir. Şehir kütüphanesinde 600 bin cilt kitap bulunmaktadır ve sadece bu kitapların kataloğu 44 cilt tutmaktadır. Batı'da 18 yüzyılda bile su az kullanılan bir nesne iken hatta Paris'teki bütün çeşmelerin sayısı 40 iken, Endülüs'ün Kurtaba'sında 70 kütüphane ve 900 halk hamamı bulunuyordu.

Avrupa'da onunla mukayese edilebilecek şehir olarak sadece Konstantaniye vardı. Özellikle tıp alanında zamana göre çok ileri seviyede olan Kurtuba'ya krallar tedavi olmak amacıyla geliyorlardı. Leon Kralı I. Sancho 960 tarihinde ameliyat olmak için, daha sonra II. Silvester adıyla papa olan rahip Gilbert fizik ve matematik tahsili için Kurtuba'ya gitmişlerdir. Ayrıca İspanyol krallardan hangisi olursa olsun, bir cerrah, bir mühendis, bir şarkıcı, bir terzi veya bir mimara ihtiyaç duyduklarında medeniyet merkezi Kurtuba'ya elçi göndererek temin ederlerdi. Nitekim Navar kralı veliaht oğlunun eğitimi için Kurtuba'dan hocalar istemişti. (Lütfü Şeyban; Reconquista, İz Yay. sy. 339)

Pirinç, şeker kamışı ve pamuğu Avrupa'ya sokanlar, suyun buharlaşarak azalmasını önlemek için yeraltından kanallarla naklini gerçekleştirenler, kağıdın, pusula ve barutun Batıya intikalini sağlayanlar, palamut ve hurma ağaçlarından katran elde etmeyi öğretenler 12 yüzyıldan itibaren İspanya ve Portekiz saray yapımına hatta Kuzey Afrika ve Doğu Amerika mimarisine etki edenler Endülüslü Müslümanlardır. (Age sy. 99)

Batı'nın defterinin en kara sayfalarından biri

İşte böylesine muazzam bir medeniyet, gerek Batı kültürüne kompleksli yaklaşımıyla, gerek Haçlı zihniyetinin sinsice yürüttüğü misyonerlik faaliyetleriyle, gerekse felsefecilerin fikirlerine kapılmalarıyla 1492 senesinde siyasi hakimiyetini kaybetti. (Prof. Dr. Haydar Baş; Dini ve Milli Büt.Yön.Tehditler, sy.61, İcmal Yay.)

Kısaca ifade etmek gerekirse 1031 senesinde yıkılan Endülüs Emevi halifeliğinden sonra Endülüsle, Hıristiyan İspanya arasında yaşanan mücadele; idealist bir toplumla idealini yitirmiş bir toplumun mücadelesinden ibarettir. Kazanan idealist taraftır ki bu da Hıristiyan İspanya'ydı. (Yrd. Doç. Dr. Mehmet Özdemir; Endülüs'ün Yıkılış Süreci Üzerine Mülahazalar adlı makale, Endülüs'ten İspanya'ya, T.D.V.)

1492 senesinde Gırnatanın işgaliyle İspanya'da siyasi bakımdan İslam sona erdiyse de bu ülkede kendilerine yapılan taahhütlere güvenerek yığınla Müslüman kalmıştır. Verilen sözlere bakılırsa Müslümanlar canlarını, mallarını, dinlerini, dillerini, örf ve adetlerini muhafaza hakkına sahiptirler.

Müslümanlar arasında bu teminatların birer aldatmacadan ibaret olduğunu fark edenler yok değildi. Nitekim Gırnata'nın teslimi için hazırlanan anlaşma metninin meşhur El?Hamra Sarayı'nda imzalanması esnasında devlet ricali arasında ağlaşmaların başlaması üzerine ünlü komutan Musa b. Ebil?Gassân'ın şu sözleri oldukça dikkat çekicidir:

"Ağlamayı çocuklara ve kadınlara bırakınız. Kendinizi aldatmayın. Hıristiyanların vaatlerine sadık kalacaklarını da beklemeyin. Ölüm daha az korkulacak bir iştir. Önümüzdeki günlerde evlerimizin yağmalanması, mescitlerimizin kirletilmesi, kadın ve kızlarımızın tecavüze uğraması, vahşet, zorbalık, kırbaçlar, zincirler, diri diri yakılacağınız ateş çukurları sizleri bekliyor. Ölümden korkan zayıf nefisler bunları görecektir. Ben ise Allah'a yemin ederim ki bunları görmeyeceğim." (A.g.m.)

Ve zaman onu haklı çıkardı. İşgalin üzerinden daha beş yıl bile geçmeden tarihte eşine ender rastlanan bir imha hamlesiyle karşı karşıya kaldılar. Ayrıntılarını zorla Hıristiyanlaştırma, katliam, engizisyon mahkemeleri ve toplu sürgünlerin oluşturduğu bu hamle 1609 yılında tamamlandı. İspanyol tarihçi Marmol Carvajal'ın konuyla ilgili şu tespiti dikkate sayandır:

"Gırnata işgal edilir edilmez, kilise çevreleri, kral Ferdinand'dan ısrarla Muhammed'in taifesinin kökünün kazınması için çalışmasını onlardan İspanya'da kalmak isteyenleri ya Hıristiyanlığa girmeye ya da İspanya'yı terke zorlamasını istediler. Böyle davranmasının anlaşmayı ihlal etmek anlamına gelmeyeceğini, ülkenin selameti, Hıristiyanlığın safiyeti için bunun gerekli olduğunu söylediler. Onlara göre Hıristiyanlarla Müslümanların bir arada yaşamaları kesinlikle mümkün değildi." (A.g.m.)

Neticede ne hayatta kalan bir Müslüman, ne de ayakta kalan bir cami bırakıldı. Kısacası sekiz asır İspanya'nın kaderinde söz sahibi olan Müslümanlar sanki bu ülkeye hiç ayak basmamışlardı.

Yarın: Endülüs'te üç filozof
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100