29 Ocak 2002 Salı 00:00
230 Okunma
Bir
Mehmet MARUF

Haçlı Seferlerinin etkisi


Dün anlattığımız Doğu'dan ilk bilgi naklinin devamında Batı'yla ikinci etkileşim Haçlı Seferleri esnasında olmuştur. 1096 yılında başlayan Haçlı Seferleri 1291'de Latin Hıristiyanların doğudaki son merkezi olan Akka'dan çıkarılmasına kadar süren yaklaşık iki yüzyıllık bir dönemi kapsar. Bu dönem içinde dokuz büyük sefer yapılmış, bu seferler arasında bazı küçük girişimler de olmuştur. Daha sonra Türk?İslam dünyasına karşı yapılan bütün savaşlar da Haçlı Seferleri olarak değerlendirilmiştir. (Diyanet İslam Ans. s. 525).

Hareketin çıkış sebebi Haçlı Seferlerinin mimarı Papa II. Urbanus'a göre Doğudaki din kardeşlerini Türklerin baskı ve zulmünden (!) kurtarmaktadır. Aynı anda Endülüs'te (İspanya) Müslümanları katletmekle uğraşan Avrupalılar, sefere katılanların günahlarının affolacağı ve Hz. İsa'nın çarmıha gerildiği (?) yer olan Kudüs'ün kurtarılıp hacılık sıfatı kazanılacağı bu savaşta uhrevi kazançlar için "kutsal toprakları kurtarma" s~|~loganıyla yola çıkıyorlardı. Başlı başına bir araştırma konusu olan ve günümüzü dahi etkilemeye devam eden Haçlı Seferlerinin konumuzla ilgili kısmı İslam dünyasındaki bilgi birikiminin Haçlılarla batıya aktarımıdır.

Frenkler XII. yüzyılda bütün bilim ve teknik alanlarında Müslümanlardan çok geridirler. Fakat gelişmiş Doğu ile ilkel Batı arasındaki açıklık tıp alanında daha da büyüktür. 1138'de bir görüşme amacıyla Haçlıların içinde bulunan Usama bin Munkid bu farkı şöyle gözlemlemiştir:

"Lübnan dağındaki Frenk valisi, bir gün Sultan olan amcam Muhyiddin Unar'a bazı acil durumluları tedavi etmek üzere bir hekim yollamasını rica eden bir mektup yazdı. Amcam bizim oralarda Tabet isimli bir hekimi seçti. Bu hekim ancak bir kaç gün kaldıkdan sonra bize döndü. Hastaları bu kadar çabuk nasıl iyileştirdiğini öğrenmek için hepimiz meraktan çatlıyorduk, bu yüzden onu soru yağmuruna tuttuk. Tabet şöyle cevapladı:

Önüme, bacağında cerahat olan bir şövalye ile vereme yakalanmış bir kadın getirdiler. Şövalyenin bacağına bir yakı koydum, çıban açıldı ve küçüldü. Kadına da, ateşini düşürmek için perhiz verdim. Fakat bir Frenk hekimi geldi ve 'Bu adam bunları tedavi etmesini bilmiyor' dedi. Şövalyeye dönerek ona, 'Tek bacağınla yaşamayı mı, yoksa ikisiyle birlikte ölmeyi mi tercih edersin!' diye sordu. Hasta tek bacakla yaşamayı tercih ettiğini söyleyince, 'Bana iyi bilenmiş bir baltayla güçlü bir şövalye getirin' diye emretti. Biraz sonra şövalyeyle balta geldi. Hekim bacağı bir kütüğün üzerine koyarak, yeni gelene 'Tek bir kerede kesmek üzere baltayla iyi bir vuruş yap' dedi. Adam gözlerimin önünde bacağa ilk darbeyi indirdi ama kopmadığı için bir daha vurdu. Bacağın iliği açıldı ve yaralı hemen o anda öldü. Kadına gelince, Frenk hekim onu muayene ettikten sonra 'Kafasının içinde ona aşık bir iblis var. Saçlarını kesin' dedi. Saçlarını kestiler. Kadın onların gıdalarını sarımsak ve hardalla birlikte yemeye başladı bu da veremini ağırlaştırdı. Onların hekimi, 'Demek ki İblis başın içine girdi" diye iddia etti. Ve bir ustura alarak, kadının başına hac biçiminde çentik attı, kafa kemiğini açığa çıkardı, ve onu tuzla oğdu. Kadın hemen oracıkta öldü. Bunun üzerine şöyle sordum: 'Bana başka ihtiyacınız var mı?' Hayır dediler... (Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri, Amin Maalouf s. 178).
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100