Bu haber kez okundu.

Bize bizi anlatan usta
Kemal Sunal filmleri yıllara meydan okurcasına yine her akşam birkaç kanalda birden gösteriliyor ve yine seyirciyi kahkahaya boğmaya devam ediyor. Çocukların aynı masalı defalarca dinlemesi gibi, Türk halkı da Sunal’ın filmlerini aynı heyecan ile defalarca izliyor; neredeyse ezbere bildiği esprilere hiç bıkmadan tekrar gülüyor. 
İletişim bilimci ve sosyolog Prof. Dr. Ünsal Oskay’a göre Kemal Sunal, Nasrettin Hoca çizgisini takip eden bir sanatçıydı. “Onun anlattığı tipler bizlerdik. Halkın sorunlarını, sıkıntılarını yansıttı. Kimseyi kırmadan, üzmeden, düzeni kızdırmadan eleştirdi. Gerçekçiydi, Türkiye’nin sorunlarının hemen değişmeyeceğini biliyordu. Buradan yola çıkarak ezilen, horlanan tipleri mizah dolu biçimde yansıtmada büyük başarı kazandı.” 

Vefa Lisesi’nin Koçero Kemal’i

Ali Kemal Sunal, 11 Kasım 1944'te Eminönü’nün Küçükpazar semtinde dünyaya gelir. Malatya kökenli bir ailenin ilk çocuğudur. Baba Mustafa ve anne Saime’nin, Ali Kemal’den sonra iki oğlu daha olur: Cemil ve Cengiz... Ailesi maddi sıkıntılar içinde olsa da güzel bir mahalle atmosferinde büyür Ali Kemal. Mimar Sinan İlkokulu’nda okur. Ortaokul ve lise eğitimine Vefa Lisesi'nde devam eder. Yaz tatillerinde okul harçlığını kazanmak için çalışır; elektrikçi çıraklığı yapar.
Vefa Lisesi, onun için hem ikinci bir yuva hem de yeteneğini keşfetmesini sağlayan bir pusula görevi görür. Okuldaki lakabı olan Koçero'yu, o dönemde hayli popüler olan ve fakir dostu olduğu söylenen eşkıyadan alır. Arkadaşları, Koçero'ya benzediği için o ismi takmışlardır. İlerleyen yıllarda “Salako” ve “Davaro”da bu karakterin mizahi versiyonları hayat bulacaktır.

Oyunculuk yeteneğini öğretmeni keşfetti

Okul hayatı tüm haylazlıkları ile devam ederken Sunal, oyunculuğa bu yıllarda ısınmaya başlar. Felsefe öğretmeni Belkıs Balkır, onun yeteneğini keşfeder ve oyunculuk konusunda öğrencisini cesaretlendirir. Belkıs Öğretmen, Sunal'ın okul oyunlarında rol almasıyla yetinmez, onu Müşfik Kenter’e yani Kenter Tiyatrosu’na götürür. İlk oyunu, birkaç farklı tipi canlandırdığı Fadik Kız adlı piyes olur. Sahnedeki ışığı, küçük rollerde bile hemen fark edilmekte; sempatisi, gülüşü, farklı yüz ifadesi ile seyirciyi hemencecik avucunun içine almaktadır. Kenter Tiyatrosu’nu Ulvi Uraz Tiyatrosu ve Ayfer Feray Tiyatrosu takip eder. İspinozlar, Bekçi Murtaza gibi oyunlarda dönemin usta oyuncularıyla aynı sahneyi paylaşmakta, bir yandan da farkında olmadan sinemaya geçişinin temellerini atmaktadır. Sinemaya başlayıncaya kadar devam edeceği tiyatro ocağı, Zeki Alaysa ve Metin Akpınar’lı Devekuşu Kabare olur. 

Sinema serüveni başlıyor

Sene 1971... Ertem Eğilmez, “Tatlı Dillim” filmi için oyuncu aramaktadır. Başrolde Filiz Akın ve Tarık Akan yer alacaktır. Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın rolleri de belli olmuştur. Tarık Akan, basketbolcuyu oynayacağı için onun takım arkadaşı olarak uzun boylu oyuncular aramaktadır Ertem Eğilmez. Zeki Alasya’nın tavsiyesi üzerine Kemal Sunal’ı izlemek için Devekuşu Kabare’ye gelir. Yanında Münir Özkul ve Halit Akçatepe de vardır. Eğilmez, bu uzun boylu ve komik simalı genci “Tatlı Dillim”in kadrosuna alır. Bir sahnenin çekimi sırasında herkese diyalogları dağıtan yönetmen, Sunal’a ‘sen sadece gül’ der... Eğilmez’in bu tavsiyesi, filmin en komik sahnesini yaratmakla kalmayacak, Sunal’ın beyazperdedeki personasını da oluşturacaktır.  

Hababam Sınıfı geliyor

Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı adlı eseri 1960’larda Atıf Yılmaz’ın önayak olmasıyla önce Aslı Film, sonrasında da Saner Film tarafından senaryolaştırılır. Ancak her iki şirketin senaryosu sansüre takılır. 1974’te Ertem Eğilmez eserin film haklarını satın alır. “Oh Olsun”, “Köyden İndim Şehre”, “Salak Milyoner” ve “Mavi Boncuk”taki kadroyla yola devam edecektir. Ancak Zeki Alasya ve Metin Akpınar ile yönetmen arasında anlaşmazlık nedeniyle ikili, kadrodan ayrılır. Damat Ferit’li, Güdük Necmi’li, Kel Mahmut’lu, Hafize Ana’lı ve İnek Şaban’lı “Hababam Sınıfı” 23 günde çekilir. Seyircinin ilgisi o kadar yoğundur ki “Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı”, “Hababam Sınıfı Uyanıyor” ve “Hababam Sınıfı Tatilde” ile devam eder, 6 Edebiyat A sınıfının maceraları... 

Gülmez ama güldürür

Bir bakışıyla, gülüşüyle milyonları kahkahaya boğan ünlü sanatçı, çeşitli mecralarda verdiği röportajlarda kendini ‘soğuk bir adam’ olarak tanımlar. “Kendime çok nadir gülerim. Özel hayatında çok az konuşan, çok soğuk bir adamım” der ve ekler: “Duygulu ve hassas bir insanımdır. Başkalarının üzerinde bile durmayacağı olaylar, beni çok etkileyebilir. Bir çocuğun ağlamasına ya da bir kedinin açlığına, kısaca tüm canlıların çaresizliğine, umutsuzluğuna onlardan fazla üzülürüm. Doğal olan da bu... İnsanları güldürmek için, acılarına da ağlayabilmek gerek.” Ailesine çok bağlı bir insandır aynı zamanda. 70’lerin başında Ankara’da tanıştığı Gül Hanım ile Nisan 1975’te evlenir. 1977’de oğlu Ali doğar, 1984’te de kızı Ezo... Hayatı boyunca kendini ve ailesini magazinden uzak tutar. KÜLTÜR SERVİSİ
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100