12 Mart 2003 Çarşamba 00:00
680 Okunma
Dilimizde ve gönlümüzde sonsuza kadar
Akif, vatan toprağının; bugün Avrupalılar, Batılılar dediğimiz devletler tarafından işgal ve istila edildiği "Milli Mücadele" yıllarında Tâcettin Dergahı'nın bahçesindeki toprağı avuçlayıp gözyaşları içerisinde haykırmıştı milli marşımızın sözlerini... O acı dolu günlerde Dergah'ın duvarlarına kazıdığı bu sözler, emperyalist ve hasis ruhlu İtilaf Güçleri "Geldikleri gibi gittikleri zaman" Türk Milleti'nin ruhuna kazınmıştı.

İstiklal Marşı'nın kabulunun 82. yıldönümü tüm yurtta çeşitli etkinliklerle kutlanırken milli marşımızın Türk Milleti'nin kalbinde tutuşturduğu meşale, 1921'den beri hâlâ canlılığını koruyor.

İstiklal Marşı'nın bestecisi:

Osman Zeki Üngör

Kurtuluş Savaşı yıllarında, Ordu tarafından bir İstiklal Marşı yazılması isteği gelmesi üzerine Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı) 500 lira ödüllü bir yarışma açar. Bakanlık, yarışmaya gönderilen 724 şiirden 6 tanesini seçip, bastırdıktan sonra milletvekillerine dağıtır. Ancak bu şiirleri yeterli bulmayan dönemin Milli~|~ Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi (Tanrıöver), yarışmaya para ödülü olduğu için katılmadığını öğrendiği Burdur Milletvekili Mehmet Akif`e (Ersoy), bir mektup yazarak yarışmaya katılmasını ister.

Meclis`in 12 Mart 1921`de, Başkanvekili İstanbul Milletvekili Dr Adnan (Adıvar) Bey başkanlığında yaptığı toplantıda, bu yedi şiir ele alınır. Tartışmalardan sonra İstiklal Marşı olarak kabul edilen Mehmet Akif`in şiiri, Meclis kürsüsünden, Bakan Hamdullah Suphi tarafından okunur.

Mehmet Akif ise para ödülünü almak istemez. Yarışmanın şartnamesi uyarınca almak zorunda olduğu belirtilince; Mehmet Akif, parayı ``Darül Mesai`` adlı bir yardım kurumuna bağışlar.

Marşın kabulünden sonra Maarif Vekaleti bu kez beste yarışması açar. 24 müzisyenin katıldığı yarışmanın sonuçlanması savaş yüzünden gecikir ve Bakanlık, 1924 yılında oluşturulan özel bir komisyonun, Ali Rıfat Çağatay'ın bestesini ``İstiklal Marşı`` olarak belirlediğini duyurur. Ancak, Çağatay`ın bestesinin Türk müziğinin etkisi altında olduğu gerekçesiyle 1930 yılında alınan karar uyarınca Osman Zeki Üngör'ün bestesi ``İstiklal Marşı`` olarak benimsenir.

Mehmet

Akif Ersoy

1873 yılında İstanbul'da doğdu. Bir medrese hocası olan babası doğumuna ebced hesabıyla tarih düşerek ona "Rağıyf" adını vermiş, ancak bu yapay kelime anlaşılmadığı için çevresi onu "Âkif" diye çağırmıştır. Babası Arnavutluk'un Şuşise Köyü'ndendir, annesi ise aslen Buharalı'dır.

Meclis'in bir İstiklâl Marşı güftesi için açtığı yarışmaya katılan 724 şiirin hiçbiri beklenilen başarıya ulaşamayınca Maarif Vekili'nin isteği üzerine 17 Şubat 1921'de yazdığı İstiklal Marşı, 12 Mart'ta Birinci TBMM tarafından kabul edildi. Yarışmanın ödülü olan, büyük miktardaki parayı da kabul etmedi.

Sakarya zaferinden sonra, kışları Mısır'da geçiren Mehmet Akif, daha sonra sürekli olarak Mısır'da yaşamaya karar verdi. 1926'dan başlayarak Camiü'l?Mısriyye'de Türk Dili ve Edebiyatı Müderrisliği yaptı. Bu gönüllü sürgün hayatı sırasında siroz hastalığına yakalandı ve hava değişimi için 1935'te Lübnan'a, 1936'da Antakya'ya birer gezi yaptı. Yurdunda ölmek isteği ile Türkiye'ye döndü ve 27 Aralık 1936'da İstanbul'da öldü.

Akif'in kişiliği

Yaşadığı devri, bütün genişlik ve derinliği ile şiirlerine yansıtmış, 20. Yüzyıl'ın ilk çeyreğinde Türk Milleti'nin içinde bulunduğu acıları, sevinçleri, ümitleri anlatmaya çalışmıştır Mehmet Âkif... Memleketin sosyal meseleleri, şâhit olduğu elem verici olaylar ve çilekeş Anadolu insanlarının hâlini, samimi üslubuyla dile getirmiştir. Milletin derdini dert edinen Akif; millet adına gülmüş, millet adına ağlamıştır.

Birinci Dünya Savaşı, 1918'de imzâlanan "Mondros Mütârekesi" ile nihayete erdikten sonra, galip devletler, Türk vatanını parçalamak ve paylaşmak için dört taraftan saldırmaya başlamışlardı. Vatan müdâfaasının ehemmiyetini anlatmak için Anadolu'ya geçen Mehmet Akif, Savaş'tan bitkin bir halde çıkan Türk Milleti'ne moral aşılayarak Kuva?yı Milliye ruhunun yayılması için çalıştı. Düşman ordularının, işgal ettikleri Türk topraklarında halka yaptıkları zulümleri görünce son derece müteessir olan Akif, Batı'nın bu vahşetini; ve Batı'yı "medeniyetin beşiği (!)" olarak görenleri, en sert dille tenkit etmiştir

Mehmed Âkif'in, Sırât?ı Müstakîm ve onun devâmı olan Sebîl?ür?Reşâd Mecmuası'nda çıkan yüz kadar muhtelif makalesi, elli kadar tercümesi ve şiirleri vardır. Şiirlerinde bâzan düşünce, bâzan duygu ön plandadır. Şiirlerinde bir taraftan millet, vatan, istiklâl, vatanseverlik gibi duygular; doğruluk, samimiyet, adâlet gibi ahlâkî değerler telkin ederken, diğer taraftan toplumların çökme sebebi olan riyakârlık, münâfıklık, korkaklık, dalkavukluk, tembellik, zulüm gibi fenalıklara şiddetle karşı çıkar. Samimiyetsiz, sahte ve taklitçi kişilikleri sevmemiştir.

Tanzimât'la başlayan ve hatta Osmanlı Devleti'ni yıkılışa kadar götüren Batılılaşma hareketine temkinli yaklaşan Mehmet Akif, Avrupa'dan sadece ilim ve teknik alanında alınabilecek bir şeyin olduğunu savunur; insanlık ve medeniyette ise Avrupa'nın ezelden "Haçlı Ruhu"na sahip olduğunu şiirlerinde işlemiştir.

Âkif için, millî hasletleri olmayan insanlara güvenilmez. İlmi olmayan iman ve imanı olmayan bir ilim, işe yaramaz. Olaylar, Allah korkusu ile hizmet anlayışı arasında irdelenmeden, yanlışlara tedbir bulunmaz, onlardan ibret alınmaz. Milleti, ilim ve fen kurtaracaktır, çalışmak kurtaracaktır, birlik ve beraberlik kurtaracaktır.

Eserleri: Safahat, Süleymaniye Kürsüsü'nde, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsü'nde, Hatıralar, Âsım, Gölgeler

İstiklal Marşı

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! ne bu şiddet bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal,
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım;
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar.
"Medeniyyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın!
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana vaadettiği günler Hak'kın;
Kimbilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri "toprak" diyerek geçme, tanı!
Düşün, altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı;
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi şudur ancak emeli;
Değmesin mabedimin göğsüne na?mahrem eli!
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli

O zaman vecd ile bin secde eder varsa taşım;
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh?i mücerret gibi yerden naşım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal;
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal!
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hak'ka tapan milletimin istiklal!
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100