01 Nisan 2008 Salı 00:00
473 Okunma
Edebiyatçı ölüme nasıl bakar?
Türk Edebiyatı Dergisi son sayısını ölüm konusuna ayırmış. Edebiyatımızın önemli simalarının ölüm konusunda verdikleri eserler enine boyuna incelenmiş ~|~





Türk Edebiyatı Dergisi'nin nisan sayısı okuyucusuyla buluştu. Dergi bu sayıyı ölüm temasına ayırmış. Bu konuda edebiyatçılarımızın verdiği eserler bir dosyayla inceleniyor.
Derginin içeriğini Hasbıhal yazısından takip edelim:
"Bu sayıya önemli bir röportajla başlıyoruz. Son zamanlarda mimarlık tarihimiz üzerine yaptığı çalışmalarla dikkati çeken Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Selman Can, ondokuzuncu yüzyılda yapılmış çok sayıda önemli eserin mimarları oldukları iddia edilen Balyanların aslında sadece müteahhitlik yaptıklarını, onlara mal edilen eserlerin başka mimarlara ait olduğunu arşiv belgelerine dayanarak ispat ediyor. Bu mimarlardan biri de, Dolmabahçe Sarayı'nın mimarı Seyyid Abdülhalim Efendi'dir. Yüksek lisans tezinde Çırağan Sarayı'nı, doktora tezinde ise Osmanlı'nın son başmimarı Abdülhalim Efendi'yi ele alan Selman Can'a göre, ondokuzuncu yüzyıl, Türk ilim adamları tarafından sevilmediği için fazla çalışılmamış, bu yüzden bu devir hakkındaki yanlış bilgiler sorgulanmadan sürekli tekrarlanmıştır. Bu yüzyılın en önemli mimari eserlerinin bir Ermeni aileye mal edilmesinin sadece kültürel değil siyasî boyutlarının da olduğunu düşünen Selman Can, sanat tarihçilerinden çoğunun Osmanlıca bilmediği gerçeğini vurguluyor.
Röportajı "Dülger İbrahim Efendi'nin Ölümü" isimli hikâye takip ediyor. Şeyh Galib'in "Esrârını Mesnevî'den aldım/Çaldım velî mîrî malı çaldım" beytinden yola çıkarak Hüsn ü Aşk'ın nasıl yazıldığına dair hayalî bir serüven kurgulayan Ferhat Özkan'ın bu hikâyesini beğeneceksiniz. Hülya Atakan'ın "ölüm" meselesini ele aldığımız dosyamızla da ilişkisi kurulabilecek nefis denemesine özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum: "Eskici Dükkânı, Siyah Beyaz Fotoğraflar".
Evet, bu sayıdaki dosya konumuz "Ölüm". Konu elbette pek iç açıcı değil; fakat yok sayamayacağımız ve asla kaçamayacağımız bu gerçek, edebiyatın da vazgeçilmez temalarından biridir. Dosyamız, Senail Özkan'ın ölüme felsefî açıdan yaklaştığı "Ölümün Ontolojik Temeli" başlığını taşıyan yazısıyla başlıyor ve Hayrettin Orhanoğlu'nun "Modern Hayatın Gizli Aynası: Ölüm" başlıklı yazısıyla devam ediyor. Mehmet Samsakçı ve Hasan Akay, ölüme Yahya Kemal'in penceresinden bakıyorlar. Seval Şahin, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hikâyelerinde; Kabil Demirkıran, Ziya Osman Saba'nın şiirlerinde;  Beyhan Kanter de Halit Ziya Uşaklıgil'in romanlarında ölüm temasını inceledi. Sezai Karakoç'un şiirlerinde ölüm temasını gözden geçiren Turan Karataş'ın yazısının başlığı da şöyle: "Ölümün Acısını Artıran İki Figür: 'Anneler ve Çocuklar'".
Dosyamızda, Yunus Emre, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl, Ziya Osman Saba ve Cahit Sıtkı Tarancı'dan ölüm şiirlerine de yer verdik.  2008, edebiyat ve düşünce dünyamızın önemli isimlerinden Sâmiha Ayverdi'nin de vefatının 15. yılıdır. Bu vesileyle, bu değerli yazarın Tanzimat'ı değerlendirdiği, daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış bir yazısını okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz.
Dergimizde zaman zaman musiki yazılarını okuduğunuz Tamer Kütükçü'nün II. Bayezid Külliyesi ve musiki ile tedavi meselesini ele aldığı yazının dikkatinizi çekeceğinden eminim. Mehmed Emin Kakan da, on yıl önce kaybettiğimiz büyük bestekâr ve müzikolog İsmail Baha Sürelsan hakkında yeni bilgiler veriyor. Bazı belgelerin de yer aldığı bu yazıdan Sürelsan'ın ikinci isminin aslında "Baha" değil, "Süreyya" olduğunu öğreniyoruz.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100