Bu haber kez okundu.

Endülüs ve Rönesans
Alfred Weber, Doğunun Batı üzerinde, ilim ve düşünce alanlarında iki defa kesin etkide bulunduğunu ifade etmektedir. Bunlardan birisi Doğu hikmetinin Mısır üzerinden Pisagor ve Tales gibi filozoflar kanalıyla geçmesidir. Mısır'daki hikmet ise Süleyman (a.s)'a dayanır. Fakat temeli vahiy olan bu bilgi Antik Yunan'a varınca içerik değiştirir. Hikmet Doğuda dini bir form içerisinde ve bizatihi amaç niteliğindeyken, çok tanrılı Yunan'da bir sürü tanrının etkisini kırmaya ve onları varlık dünyasında geçersizleştirmeye yarayan bir araç durumundadır.(Ali Bulaç, a.g.e.)

Doğudan Batıya ikinci hikmet hareketi ise 9 yüzyıldan itibaren Sicilya ve İspanya (Endülüs) üzerinden olacaktır.

Aslında ortaçağ karanlığını yaşayan Avrupa'da doğuya karşı ilgi Haçlı seferleri ve Endülüs medreseleriyle artmıştır. Nüfus yoğunluğu ve merkezleşme karşısında eski Batı okul ve bilim sisteminin yetersizliği İslam Dünyasıyla temas etmeyi ve genişlemeyi zorunlu kılmaktadır. İlk defa rahipler arasında Fransa'da ve No~|~rmandiya'da ilk bilim hareketi gelişir. Fransa kralı Robert, Güney İtalya'yı Calabria ve Sicilya'yı istila ettiği zaman İtalya medreselerini görerek oradan bir çok şey nakleder. Bu suretle Sicilya ve Napoli medreseleri İslam biliminin Batıya sokulması için bir geçit görevi görür.

Birinci aşamada; İtalya İspanya ve Güney Fransa'dan birçok kimselerin Endülüs medreselerinde okumaya geldiklerini görürüz. Matematik, felsefe, tıp ve astronomi okuyan öğrenciler bir süre sonra yeni açılacak ilk Batı üniversitelerinin profesör adayları olurlar.

İkinci aşamada; Güney Avrupa'da Endülüs'e özenerek ilk üniversitelerin kurulduğu görülür. Binaların mimari tarzı, ders programları, öğretim yöntemleri tamamen medreselerin taklididir. İlk defa Napoli krallığında Salerno Medresesi'ni kurarlar. Diğer Avrupa ülkelerinden öğrenim için buraya öğrenci gönderilir.

Üçüncü aşamada; Artık İslam bilimi İtalya medreseleri aracılığıyla Fransa'ya ve diğer Batılı ülkelere sokulmaya başlamıştır. 13. yüzyıl başlarında Boulogne ve Montpellier Medreseleri kurulur. Bir müddet sonra Paris Üniversitesi çalışmaya başlar. Bu yüzyılda artık aynı model üzerinde Oxford, Cologne Üniversiteleri kurularak yeni bilim İngiltere ve Almanya içlerine girer. (Ord. Prof. M. Ziya Ülken; Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü sy. 220, 222)

11. yüzyıldan itibaren Endülüs'ü ele geçirmeye başlayan İspanyollar, Endülüs medeniyetine hayranlıkları sebebiyle Arapça öğrenimini ve Arapça eserlerin Latinceye tercümesini teşvik etmeye başlamışlardı. Nitekim Müslümanların elindeyken olduğu gibi işgalden sonrada özellikle Kurtuba, İşbiliye ve Sarakusta gibi şehirleri Avrupalı öğrenciler için bir cazibe merkezleri olmaya devam etmişti. İslam medeniyeti birikimlerinin batıya aktarılması yönünde yapılan faaliyetlerden birisi Tuleytula başpiskoposu Raimont'un şehirde kurduğu akademiydi. Bağdattaki Beytül?Hikme benzeri olan bu müessesede Arap dili ve edebiyatını öğrenen Müslüman ve Hıristiyan uzmanlar tarafından felsefe, astronomi, matematik, tıp, kimya, tarih, coğrafya ve edebiyat dallarındaki çok sayıda Arapça eser Latince'ye çevrilmişti. Bundan başka 13. yüzyılda İşbiliye ve Mürsiye'de de tercüme akademileri açılmıştı.

Modernliği

getiren icatlar

Francis Bacon ise modern Avrupa'nın temeli olarak matbaa, barut ve mıknatısı gösterir. Fakat bunların hiç birisi Avrupalı değildir.

Matbaa: Bir tür ilkel litoğrafya halinde ilk önce Çinliler tarafından kullanılmıştır. Türkler aracılığıyla Araplara geçtikten sonra bir parça geliştirilmiştir. Batılılar parçalara bölünmemiş, tahtadan oyulmuş matbaayı Endülüs'ten öğrendiler. Gutenberg zamanında yalnızca harfler ayrı ayrı ayrılmaya başlandı.

Pusula: Çinlilerden Türklere oradan Araplar aracılığıyla Avrupa'ya geçmiştir. Pusulanın Giajo d'Amalfi tarafından Avrupa'da icad edilmiş olduğu hakkındaki söylenti tamamıyla yanlıştır. Endülüs yoluyla geçtikten sonra iyileştirilmiş olması mümkündür.

Barut da; Hıristiyan milletler arasına ancak 14. yüzyılda girmiştir. Fransa'da ilk defa 1338'de kullanılmıştır. İngilizler Crecy savaşından 8 yıl sonra ilk defa barutlu silah kullandılar oysa Müslümanlar bundan yüzyıllarca önce kuşatmalarda baruttan yararlanıyorlardı. Barutun Batıda icad edildiği hakkındaki eski söylentilerde tamamiyle asılsızdır. (Ord. Prof. M. Ziya Ülken; a.g.e. sy. 218)

Rönesansın tarihini dikkatle okuyanların nasıl olup da Avrupa'nın Ortaçağ karanlığından 17. yüzyıla ait bir avuç düşünürle kurtulduğunu anlaması pek mümkün değildir. Zaten modern bilim tarihçileri de bu durumda Kepler, Galileo ve Newton'u ?ayrıca Gutenberg'i? kutsar ve 17. yüzyılı "dahiler asrı" diye nitelendirir.

Batının başını döndüren Endülüs edebiyatı

Endülüs; Sicilya ve İspanya üzerinden Batıyı sadece kurumları ve bilimiyle değil edebiyatıyla da etkilemiştir. Öyle ki zaman içerisinde Batı Avrupa'da yaygınlaşan nesir tarzında yazılmış "fabl" denen ibretli hayvan hikayeleri, masallar, ahlaki ve hikmetli konuların ele alındığı kısa hikayeler Endülüs'ten beslenmekteydi. Kelile ve Dirine türü Arapça eserlerde geçen bu ilginç fabllar Kastilya ve Leon kralına sunulmak üzere önce İspanyolca'ya sonra da Latince'ye çevrilmiştir. La Fontain de bu eserlerden geniş ölçüde yararlandığını itiraf eder. Don Kişot'un yazarı Cervantes'in Cezayir'de bir süre hapis hayatı yaşarken Arapça yazılmış eski bir hikaye kitabından yararlanarak ünlü eserini kaleme aldığı bugün artık bilinmektedir. (Endülüs Edebiyatında Orjinallik Meselesi; Dr. Mustafa Aydın)

Başlangıçta bir kültür hareketi olarak edebiyatla yol alan Rönesans zamanla felsefeye dönüş yapmış ama felsefede ilham kaynağı "Doğu" olmuştur. St. Thomas'ın Farabi'den Roger Bacon'un Razi ve İbn Heysem'den, Abert Magnus'un İbn?i Sina ve İmam?ı Gazali'den etkilendikleri aşikârdır. (Ali Bulaç, a.g.e sy. 315)

Fakat örneğin; Descartes'in tanımladığı şüphecilik İmam?ı Gazali'nin şüpheciliği olmaktan çıkmış başka bir veçheye bürünmüştür.

Burada ilginç olan diğer bir gelişme İbn Rüşd'ün Avrupa'daki aksidir. Din ile Yunan felsefesini uzlaştırmayı amaçlayan "Çifte Hakikat Teorisi" Endülüs'te milli ve dini bütünlüğü bozucu bir etki oluştururken Batıdan bilimin; kiliselerin otoritesini aşarak kendisine dinden bağımsız ?seküler? bir alan vücuda getirmesine olanak sağlamıştır. Aynı İbn Rüşd geliştirdiği tevil anlayışıyla hermenötiğin ve rasyonalizmin de Avrupa'da öncüsü sayılabilir. (Diyanet İslam Ans. A.g.m.)

SON

Mehmet MARUF

e-mail: mmaruf@mynet.com.tr
Anahtar Kelimeler:
endülüs rönesans
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100