Bu haber kez okundu.

Fotoğraf ile röntgen farkı
ABD, hemen herkesin sıkça dile getirdiği, meşruiyetin kaynağı olarak gösterdiği BM'nin cevaz vermemesine rağmen, uluslararası zeminde adeta bir teamül haline gelen bütün kuralları da hiçe sayan kovboyvari bir tavırla Irak'ı istilâ etti. İstilâ etmekle de iş bitmedi. Irak bir kaos ortamına sürüklendi. 1258'deki Moğol istilâsı benzeri bir yağma yeniden gündeme geldi. Bu yağmanın fitilini ateşleyenin de ABD olduğuna dair haberler geliyor, değerlendirmeler yapılıyor. Yağma fitilini ateşlemekle iş bitse yine iyi; Musul'da olduğu gibi ABD askerleri kalabalıklar üzerine ateş açmaya, onlarca insan öldürmeye, yüzlercesini de yaralamaya devam ediyor. Dahası, Irak'ın kirli bir şekilde istilâsında görünen etkin isimlerden olup İran?Irak savaşında, bugün günah keçisi saydıkları Saddam Hüseyin'in Başkan Ronald Reagan adına bizzat ayağına giden, elini sıkan, bugün savaş gerekçesi gösterdikleri kitle imha silah ve teknolojisini veren Donald Rumsfeld, Irak'taki mevcut kaos ortamını ABD Savunma Bakanı s~|~ıfatıyla "işte özgürlük bu" şeklinde telakki ediyor. Başkan Bush ise bu kaos ortamından da adeta buharlaşan Saddam Hüseyin ve şürekasını sorumlu tutma pervasızlığını sergiliyor. Bu her iki kovboyun son günlerde ağız değiştirdiklerine tanık olunuyor. Ağızlarını ikiye böldüklerinde neredeyse Irak'tan daha çok Suriye çıkıyor. Bu gerçeğin insanı "Irak bir basamaktı"ya götürmesi bir yana hedefe başka bir gerçek yerleştirildiğinde, "Irak'ta istediğini elde edemedi de mi Suriye'den dem vurmaya başladı?", "Bağdat'ın iki günde düşmesi beklenilmeyen bir gelişme olup planları alt üst mü etti yoksa?" türünden sorulara kilitlenmeyi de beraberinde getiriyor.

İpin ucu kimde?

Bütün bunlar bir yana tanık olunan, inkâr ve gözardı edilemeyecek bir gerçek var: ABD Başkanı George W. Bush, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Dışişleri Bakanı Colin Powell başta olmak üzere Washington'dakiler, belki de şimdiye kadar görülmedik tarzda bir kural tanımazlık, pişkinlik ve pervasızlık örneği sergiliyorlar. Cevabı bulunması gereken soru şu ki, "bu adamlar bu cesareti nereden alıyorlar?" Dünyada tek süper güç oluşundan mı? Askeri gücünden mi? Karşısında "dur" diyecek bir başka güç bulunmayışından mı? Bir değil binlerce fotoğraf çekmek ve onlara bakmakla, cevabı bulunması gerektiğini belirttiğimiz soruya ancak bu sorularla cevap verilebilir. Fotoğrafla tatmin olmayıp, ondan öte bir teknolojiye, röntgene başvurunca işin renginin değiştiği gözleniyor. ABD'nin fotoğraflarda görünen yüzlerden ibaret olmadığı, başka Bush'ların, başka Rumsfeld'lerin, başka Powell'lerin de bulunduğu; gerçek Bush, gerçek Rumsfeld, gerçek Powell'in onlar olduğu bilgisine ulaşılıyor. İş tomografiye uzandığında dünkü bölümde biraz hissettirdiklerimizi de unutmamak kaydıyla, fotoğrafta görünen yüzlerin, görünmeyen ve röntgen ile bir ölçüde belirlenebilen siluetlerden cesaret aldıkları ya da onlara mahkum oldukları intibaına varılıyor. "İpin ucu başkasında" kavramı ABD için de geçerlilik arz ediyor. İpin ucu Bush'ta, Rumsfeld'de, Powell'da, Kongre'de değilse kimde peki? Bu sorunun cevabı fotoğrafa bakmakla yetinmeyip dünkü tomografi bilgilerine ilaveten çekilen röntgen raporlarını okumakta yatıyor. Bahsekonu yaptığımız Apokalips'in Atlıları'nda, Milton William Cooper işte bunu yapıyor. Görünen ABD'den başka bir ABD'yle ilgili bazı isimleri, kavramları, kurumları raporuna geçiriyor.

Dış İlişkiler Konseyi (CFR)

Irak'ta yaşanan kirli istilâya da ışık tutabilecek bu raporunda Cooper, röntgenini çektiği gerçek ABD'yi oluşturan kurumlardan, fotoğraf tomografi arası kurumlardan birinin "Dış İlişkiler Konseyi (CFR)" olduğunu belirtiyor. Cooper, bu konsey hakkında şunları yazıyor:

" Yönetici Komite, kardeşlik örgütlerinin nüveleridirler ve evrensel bir amaca kendini adamış olan Jason Topluluğu olarak da bilinen Order of Quest adındaki gizli örgütün üyeleridirler. Üyeler bir dış hedeftirler ve nüveler bunların üzerinde sosyal ikna, yardım ve sosyal baskıyla nüfuz ederler. Henry Kissinger'i böyle satın almışlardı. Rockefeller 1950'lerde, o dönemlerde bir servet olan 50 bin dolarlık para yardımını Kissinger'e verdi ve sevgili yaşlı Henry'i Dış İlişkiler Konseyi'nin bir üyesi yaptı. Kurala karşı gelen kişiler derhal azlediliyor ve geriye kalanlar üzerindeki ders de devam ediyor."

" Dış İlişkiler Konseyi, yarım yüzyıldan fazladır Amerika'nın dış politikasının önde gelen bir kuruluşu oldu. Dış İlişkiler Konseyi, iş adamlarından, bilim adamlarından ve siyasi liderlerden oluşan, global sorunlar üzerinde çalışan ve ABD'nin dış politikasında kilit rol oynayan özel bir kurumdur. Dış İlişkiler Konseyi, Amerika'nın uluslararası ilişkilerdeki rolüyle ilgilenen en güçlü yarı resmi gruptur. Konsey, İlluminati'nin, Tarikat'ın 322. Bölümü olarak bilinen gizli kolunun birer bölümü olan Scroll&Key ve Kafatası&Kemikler'den alınan seçilmiş bir insan topluluğu tarafından yönetilmektedir."

"Dış İlişkiler Konseyi Devletimizi yönetiyor. Üyeleri, yıllar boyunca tüm yürütme dalına, Devlet Departmanı'na, Adalet Departmanı'na, CIA ve ordunun üst mevkilerine sızdı. Merkezi Haber Alma Teşkilatı'nın tüm müdürleri, Dış İlişkiler Konseyi'nin (CFR) bir üyesi olagelmiştir. Roosevelt'ten sonraki çoğu başkan da üyeydi. Dış İlişkiler Konseyi, basında hakimiyet kuruyor ve Amerika'nın en ünlü gazetecilerinin çoğu, hepsi olmasa da, Dış İlişkiler Konseyi'ne üyedir. Devlet, Dış İlişkiler Konseyi'nin politikasına boyun eğiyor."

Bu satırlara Henry Kissinger'in, 1975 yılında Devlet Departmanı'na bağlı olarak Kirlilik İşleri Ofisi'ni (OPA) kurduğu, tam 8 yıl süren İran?Irak savaşının da OPA'yı çok memnun ettiği bilgisini ekleyelim.

İngiliz Kraliyet Enstitüsü (RIIA)

William Cooper, Dış İlişkiler Konseyi'nin, İngiliz Kraliyet Uluslararası İşler Enstitüsü'nün bir kardeşi olduğunu söylüyor. Bir başka kaynakta, Müdafaa?i Hukuk dergisinde, Hüseyin Taviloğlu, aralarında nasıl bir kardeşlik bağı olduğunu şöyle anlatıyor:

"Birinci Dünya Savaşı'nın ardından 1919'da gerçekleştirilen Paris Barış Konferansında Elit'in bir araya gelerek önemli projeler başlattığını görüyoruz...Bu Barış Konferansı sırasında çok önemli bir organizasyon kurulmuştur. 'Round Table' örgütünün üyeleriyle ABD'den gelen ve uluslararası banker aile Morganların adamlarından oluşan 'uzmanlar', o zamanki Amerikan Başkanının arkasındaki gölge şahsiyet olan Colonel House başkanlığında bir araya gelerek, Uluslararası İlişkiler Kraliyet Enstitüsü'nü (RIIA) kurdular. Örgütün ABD ve İngiltere olmak üzere iki kolu olması kararlaştırılmıştı. Bu son derece önemli bir gelişmeydi, çünkü, bu örgütün ABD kolu kısa süre içerisinde Dış İlişkiler Konseyi (CFR) adını alacak ve tamamen Elit'in yönetiminde olarak ABD'nin siyasi ve politik kontrolünü ele geçirecekti."

ABD'nin, Libya'nın bombalanmasından Afganistan'a kadar genelde dünya ölçeğindeki kovboyvari her eyleminde, özelde de Irak'ta gerçekleştirdiği istilâda İngiltere'yi yanında bulmasının, Reagan'la Thatcher örneğinde olduğu gibi Bush ile Blair'in de iki ülke lideri gibi değil de sanki iki komşu gibi sık sık biraraya gelmesinin sırrı işte bu tabloda gizlidir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100