Bu haber kez okundu.

Genç Üniversite
PONTUS TEHDİTİ!

Oğuz KÖROĞLU


17. yüzyıldan başlayarak siyasi, iktisadi, askeri ve sosyal?kültürel açılardan zayıflatılarak parçalanmak istenen Osmanlı Devleti, içeriden ve dışarıdan çeşitli unsurların eline düşmüş paylaşılmaya çalışılırken, Türk Milleti de varlık sahnesinden silinmek durumuyla karşı karşıya kalmıştı. Bu paylaşma yarışında, milli varlığımızın çöküşünü hedefleyen projelerden Megoalo İdea'nın bir parçası olarak ortaya konan "Pontusçuluk" hareketi ve Karadeniz Bölgesi'nde kurulması tasarlanan "Rum Pontus" devleti, Kurtuluş Savaşı'nda verdiğimiz mücadele sonunda "Lozan" ile beraber tarihe karışmıştır. Ne hazin tecellidir ki, tarih sayfalarında bir "ihanet vesikası" olarak küllenmiş bulunan "Pontus Meselesi", aynı maksatla yeniden yaratılmaya çalışılmakta, bu sefer Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni parçalamak üzere canlandırılmaktadır. Ve ne acı gerçektir; Pontus Rum devletini kurmaya yönelik faaliyetler, tarihi tekerrür ettirircesine yine Fener Ortodoks Patrikhanesi'~|~nin, yine Yunanistan'ın ve yine emperyalist Batı'nın güdümünde ve fakat değişik yol, yöntem ve usullerle sürdürülmektedir. Dünün "Nebyan Çeteleri"nin yerini bugün "Misyoner" çeteleri; "Pontus Cemiyeti"nin yerini çeşitli "vakıf, dernek, federasyon ve birlikler" almaktadır. Geçmişte, askeri çıkartma ve çetecilik faaliyetleri ile gerçekleştirilmeye çalışılan Pontus hayalleri, bugün "ajan?misyoner" çıkartması ve de çeşitli isimler, iddialar, kavramlar, fiil ve eylemler altında "Misyonerlik Faaliyetleri" ile devam etmektedir. Bu çerçevede son yıllarda, özellikle 1985 yılından itibaren sözde "Pontus soykırımı" iddiaları artmış; Yunanlılarca mümkün olduğunca canlı tutulmaya çalışılmıştır. Özellikle PASOK Yönetim Kurulu Üyesi ve "Halkların Hakları ve Kurtuluşu İçin Yunan Birliği" örgütünün ileri gelenlerinden Mihalis Haralambidis ile bu günkü PASOK hükümetinin kamu düzeni bakanı Stelios Papathemelis'in başını çektikleri bu akıma ilgi duyanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bu amaçla en çarpıcı faaliyetler yurt içinde veyurt dışında ?Yunanistan'da? kurulan derneklerin bünyesinde organize edilmekte; bu derneklerin koordineli bir şekilde çalışmalarını sağlamak amacıyla federasyon oluşturdukları dikkat çekmektedir. Yunanistan'da bilhassa 1974 yılından sonra hükümetler aracılığıyla kurulan ve Türkiye aleyhine faaliyette bulunan 450'nin üzerinde dernek olup; Türkiye'den toprak talep eden örgüt ve dernek sayısı 51'dir. "Birleşik Küçük Asya Kurtuluş Cephesi", "Milli Haçlı Orduları Örgütü", "Patra Anadolulu Mübadiller Derneği" Gökçeada?Bozcaada?Trakyalılar Derneği", "Küçük Asya ve Kıbrıs Halkları Mücadelesini Koordinasyon Komitesi (SEALMAK)" "Küçük Asya Ispartalılar Derneği" gibi dernekler bu 51 dernekten bazılarıdır. Türkiye'ye karşı daha etkili bir propaganda faaliyeti yürütebilmek ve direkt "Pontusçuluk" çalışmalarını organize etmek için 176 Pontus derneği bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır: "Yunan Pontus Kurtuluş Birliği", "Selanik Pontus Araştırma Merkezi", "İskeçe Pontuslular Derneği", "Hür Pontus için Vatan Pontus Kurtuluş Birliği", "Selanik?Eleftherio Kordelya Karadenizliler Birliği", "Kanada Pontus Federasyonu", "Ermenistan Pontuslular Birliği", "Avustralya Melbourne?Victoria Pan Pontus Komitesi", "Rusya Pontuslular Derneği Federasyonu", "Almanya Pontuslular Derneği Federasyonu", "Kıbrıs Pontuslular Birliği", "ABD ve Kanada Pontuslular Derneği Federasyonu", "Pontuslular Dernekleri Pan?Helenik Federasyonu"... (1) Yunanistan'da bu dernek ve federasyonlar vasıtasıyla, periyodik olarak ülke içinde ve dışında "Pontus Helenizmi Kongreleri" düzenlemekte, bu kongrelere başbakan dahil üst düzey devlet görevlileri bizzat katılmaktadır. (2) Hristiyan din adamları, patrik ve papazların da teşvik ettikleri kongrelerde Pontus konusu, bir soykırım olayı olarak uluslararası kuruluşlar nezdinde gündeme getirilmekte; yayınlanan kitap, makale ve bildirilerde Türkler'in 350 bin Rum'a soykırım uyguladığı (!!!..) iddia edilmektedir. (3)

SOYKIRIM YALANININ İÇYÜZÜ

Son günlerde, özellikle Ermenilere uygulandığı iddia edilen sözde soykırım yalanlarına paralel olarak Türkiye'nin; sözde, Pontus soykırımını tanıması ve tazminat ödemesi talep edilmekte, Türkiye'nin bunu tanımadığı sürece AB'ye kabul edilmeyeceği, başta Yunanistan olmak üzere Avrupa Parlamentosu nezdinde dile getirilmektedir. Bu noktada; tamamı, "Pan?Helenik Pontuslular Derneği" ve "Güney Yunanistan Pontus Dernekleri Federasyonu" çatısı altında toplanan Pontusçular, 1919?1923 yılları arasında Canik Sancağı'nda 350 bin Rum'un telef edildiği yönünde propaganda tertip etmekte, yapılan "Pontus Helenizmi Kongreleri" ile uydurma broşür, kitap ve bildiriler dağıtılmaktadır. Sözde ölenlerin anısına kiliselerde ayinler düzenlenmekte, dernek üyeleri tarafından sık sık yürüyüşler, gösteriler, toplantılar yapılmaktadır. (4)

İŞTE GERÇEKLER

Dünyanın önde gelen Osmanlı tarihçilerinden özellikle Osmanlı Türklerine yönelik soykırım fiilleriyle ilgili yaptığı araştırmalarıyla tanına ABD'li tarihçi Prof. Dr. Justin Mc. Carthy, "Müslims and Minorties, The Population of Ottoman Anatolia and the End of the Empire, New york, 1983" adlı eserinde; Yunanlıların, Fener Rum Patrikhanesi'nin istatistiki bilgilerine dayanan soykırım iddialarının gerçekle hiçbir ilgisinin bulunmadığını, oysa ki, o tarihlerde (1919-1923) Kastamonu, Canik, Samsun dahil Rize'ye kadar, tüm "Pontus" olarak adlandırılan bölgenin nüfusunun 1913 sayımına göre 260.313 olduğunu kaydetmektedir. (5) Dolaysıyla 350 bin Rum'un yaşamadığı bir bölgede, 350 bin kişinin bir sancakta telef edildiğini iddia etmek; hayal mahsulünün de dışında, art niyet taşımanın, sufli emeller taşımanın bir göstergesidir. Kaldı ki, mübadele ile Yunanistan'a ulaşan bölge Rumlarının sayısının 180 bin olduğu bizzat Yunanlılarca da doğrulanmaktadır. Mc Carthy'e göre mübadele sonrasında ilk sayım olan 1928 Yunan nüfus sayımına göre, Yunanistan'daki mültecilerin sayısı 182.169'dur. (6)

KAYNAKLAR İDDİALARI REDDEDİYOR

Tarafsız, Batılı bir kısım araştırmacıların verdikleri rakamlarla, Türk kaynakları çok küçük farklarla birbirini teyit etmektedir. İddia edildiği gibi Rum nüfusu sadece Samsun Sancağı'nda değil, Pontus olarak adlandırılan bütün bir bölgede Mc Carthy'nin vermiş olduğu 260.313 rakamına yakındır. Nitekim, Kastamonu, Samsun dahil Rize'ye kadar uzanan saha ile ilgili en gerçekçi bilgiler 1921 yılında o bölgedeki mülki amirlerce Merkez Ordusu Komutanlığı'na verilen istatistiklerdir. Söz konusu istatistiklerde, Pontus Rum Devleti kurulması düşünülen bölgede 2.391.316 Türk'e karşılık 273.733 Rum vardır. (7) Bu rakamlar 1922 yılında yayınlanan "Pontus Meselesi" adlı eserde de, yaklaşık olarak 250 bin Hıristiyan'a karşılık, 2.350.000 Müslüman nüfus olarak gösterilmiştir. (8) O bakımdan soykırım iddiaları, tarihi ve bilimsel gerçeklerle bağdaşmamakta, hakikatler ters yüz edilip, asıl maksatlar gizlenmektedir. Bahsedildiği üzere Mütareke Döneminde, Doğu Karadeniz Bölgesinde toplam 250?260 bin civarında Rum yaşamaktaydı ki, bu nüfusun da çoğunluğu, "Pontus Muhacirin" ve "Kordus" adlı Pontusçu teşkilatlar tarafından Yunistan ve Rusya'dan göçmen?çete olarak getirilen Rumlar'dan oluşmuştur. Mübadele ile birlikte, Yunanistan dışında; ABD, Kanada, Fransa, Avustralya gibi ülkelere göç eden Rumları da ekleyecek olursak ?ecel, hastalık vs. ölenler hariç? soykırım iddialarının hangi niyetten kaynaklandığını anlamak güç değildir. Asıl maksat soykırım iddialarının tanınması ile tazminat ve toprak taleplerinin gündeme gelmesi, dolaysıyla Doğu Karadeniz Bölgemiz üzerindeki "Pontus" hayallerinin gerçekleştirilmek istenmesidir.

YUNANİSTAN'IN İKİYÜZLÜLÜĞÜ

Tarihi ve ilmî gerçeklere rağmen, Türkiye'nin parçalanmasını bir devlet politikası olarak benimseyen Yunanistan, 19 Mayıs gününü "Pontus Soykırımını Anma Günü" olarak kabul eden bir yasa çıkarmıştır.

24 Şubat 1994 tarihinde Yunan Parlamentosunda oy birliği ile kabul edilen yasa 7 Mart 1994'te Yunanistan Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak yürürlüğü girmiştir. Kıbrıs Rum Yönetimi Temsilciler Meclisi de aynı yönde bir karar almıştır. Yunan basınında çıkan bir habere göre, 19 Mayıs gününün milli bir bayram olarak anılması ve bütün eğitim kurumlarında konuyla ilgili konuşmalar yapılması ve kiliselerde ayinlerin düzenlenmesi öngörülmektedir (9). Ancak bu karar, Yunanistan'da bile bazı insaf sahiplerince inandırıcı bulunmamıştır. Yunanlı Hukukçu Dr. Statis Evstatiadis bu kararı: "İktidar ve muhalefet, reddetmelerin neden olacağı siyasi bedeli düşünerek böyle bir emele teslim olmaktadır" (10) şeklinde yorumlayarak, sözde soykırım yasasının siyasal bir amaç taşıdığını ifade etmiştir. Yine, Evstatiadis bu konuda şunları söylemektedir: "Öncelikle, siyasi bir ilandan önce, söz konusu soykırım fiilinin hukuki işlemlerle kanıtlanması gerekmektedir" (11). Ve Yazar, 24 Şubat 1994 günü; 19 Mayıs'ın, Pontus Soykırım Günü kabul edilmesinden sonra "Soykırımlar ve Anlamkırımlar?Saptırma" adlı bir makale yazarak Yunan hükümetini tenkit etmiş, çelişkili durumunu ortaya koymuştur. Makalede, "Buradaki soykırım tabiri havada kalmaktadır; Çünkü 1948 anlaşmasına göre, iddia edilen cinayetler ile ilgili olarak hiçbir işlem yapılmış değildir" demektedir (12).

SOYKIRIM İDDİASI BİR HAYAL

Burada bir itiraf da gündeme gelmektedir. Şayet bir soykırım fiili vuku bulmuş olsaydı, 1954 yılında imzalanan anlaşmada; Yunanistan, bunu o zaman gündeme getirir ve mutlaka kabul ettirmeye çalışırdı. Geçen bunca yıl sonra, 19 Mayıs'ı soykırım günü ilan etmesi tamamen ardniyet taşımanın bir göstergesidir. Yazar, aynı makalede bir bilim adamı olan Prof. Veoklis Sarris'in Yunan Meclisi'nin aldığı kararla ilgili düşüncelerini de aktararak şunları yazmaktadır: "Soykırım tabiri, meclisin kararı olarak sadece siyasal ve manevi amaç taşımaktadır. Burada, karardan önce fiillerin kanıtlanması, belgelerin toplanması ve bilimsel araştırmanın yapılması lazımdır. Anlamkırım saptırmalı bir sansasyon yaratarak duygular tatmin edebilir; ancak sorunu çözümlemez"

YUNAN'IN TÜRK SENDROMU

Türkiye ile sürtüşmeyi ve gerginlik yaratmayı milli politika haline getiren Yunanistan; bir yandan Kıbrıs, Ege Kıta Sahanlığı ve FIR Hattı konularında çeşitli iddialarla bu gerginliği artırırken bir yandan "Pontus soykırımı" iddialarıyla da ülkemize yönelik yıkıcı emellerini sürdürmektedir. "Pan?Helenik Pontuslular Derneği", BM ve AGİK'e çeşitli yazılar yazıp dünyanın dikkatini çekmeye çalışmaktadır. Aynı dernekler vasıtasıyla Pontusçular için AB'den kredi alınmaktadır. 1990 yılında Avrupa Parlamentosu'nun Strazburg'daki binasında sergi düzenlenmiş; Yunanistan'da "Pontus Küçük Asya Bankası" kurulmuştur.

Selanik'te 27?29 Kasım "Küçük Asya Helenizmi Kongresi", 11 Kasım 1993'te de "Pontus Helenizmi Tarihi Sempozyumu" tertip edilmiştir. 16 Ocak 1994'te "Sümela Pontuslular Derneği"nin Selanik'te yaptığı panel; Pontus Rum Devleti kurma hedefine yönelik faaliyetlerin en güncel örneklerindendir. (13)

PONTUS İDEALİ SÜRÜYOR

Pontus meselesi, Türkiye'yi parçalama ve topraklarını paylaşma projesinin bir parçası olarak günümüzde de sinsi bir şekilde devam etmektedir. Nitekim, 1982 yılında dönemin Yunan Kültür Bakanı Melina Merküri tarafından "AnavatanlarI Kurtarma Dünya Komİtesİ" adına bütün dünyada kart şeklinde dağıtılan haritada; Türkiye, Pontus, Kürdistan, Ermenistan vb. şeklinde parçalanmış olarak gösterilmekte ve bu amaca ulaşmak için mücadele çağrısı yapılmaktadır. Pontusçular, Pontus dernekleri vasıtasıyla turizm mevsimlerinde, Doğu Karadeniz Bölgesi'ne "Unutulmayan Kaybolan Vatanlara Gezİ" adı altında periyodik geziler düzenlemekte; özellikle Hıristiyan din adamları Patrik ve Papazlar tarafından yapılan propagandalarla "Pontus Rum İdeali" canlı tutulmaktadır.(14)

MİSYONER OYUNU: KİMLİK KRİZİ

Yunanistan'dan ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelen misyonerler, bölgenin sosyo?kültürel yapısını bozmayı hedef alan faaliyetlerle bir kimlik krizi yaratmaya çalışmakta, insanımızın milli ve manevi değerleri dejenere edilerek Karadeniz Bölgesi'nde Pontus'a zemin hazırlanmaktadır. Yapılan toplantılarda, gösteri ve yürüyüşlerde Türkler ve Türkiye aleyhine sloganlar atılmakta: bölge halkına, "Sizin aslınız Rum'dur; sizler Türk değilsiniz. O halde etnik dininize dönün ve Rum olduğunuzu hatırlayın; Pontus topraklarına sahip çıkın" şeklinde telkinler yapılmaktadır.(15)

YİNE PATRİKHANE İHANETİ...

Başbakanlık Basın ve Yayın Enformasyon Trabzon İl Müdürlüğü'nün 7.10.1997 tarihli bir yayınında; Pontus emeli ile ilgili olarak şu ifadeler yer almaktadır. "Trabzon'da da 20? 28 Eylül 1997 tarihleri arasında Fener Rum Patrikhanesi tarafından düzenlenen "DİN, BİLİM ve ÇEVRE" konulu sempozyumun Türkiye'nin tanıtımındaki olumsuz etkileri tartışılırken, komitenin dağıttığı haritalardaki Rum izlerinin, sempozyumun amacının dışına taştığına ilişkin görüşleri doğrular nitelikte olduğu belirtiliyor. Sempozyumun yapılacağı Karadeniz çevresindeki illerin yetkilileri ile katılımcılara dağıtılan haritada Karadeniz, "Pontus Gölü" olarak gösterilirken, başta Doğu Karadeniz olmak üzere Karadeniz kıyısındaki yerleşim yerlerinin isimleri Rumca yazılmış, Trabzon ise Trapezus olarak adlandırılmıştır."(16) "Venizelos adını taşıyan bir gemi ile gelenler içinde yüzlerce papaz ve yerli işadamımızla birlikte Fener Rum Patriği Bartholomeos da bulunmaktadır. Karadeniz sahilini tamamen Yunanistan'ın toprak parçası olarak gösteren haritayı bizzat Patriğin kendisi dağıtmıştır." (17) Karadeniz'i kurtaralım (!...) sloganıyla, açıkça Pontus hayalinin gündem edildiği sempozyumda, komite tarafından yayınlanan bildiride Fener Rum Patriği Bartholomeos için "The Ecumenical Patriarch", yani evrensel ekümenik Patrik tabiri kullanılmıştır. Ekümenik, 'bir devletin başı', 'devlet başkanı' anlamına gelmektedir. Patrik hangi devletin başkanıdır? Bu devlet nerededir? "Karadenİz'İ Kurtarma, Çevre Kİrlİlİğİ" kılıflı sempozyumun arkasında Pontus Rum hayalleri yatmaktadır. Venizelos Gemisi'nin Pontuslu Rumların göç ettiği Batum, Yalta, Odessa, Köstence, Varna ve Selanik gibi şehirlere gitmesi ise oldukça manidar olup, asıl maksat Pontus Rum Devleti'nin kurulmak istenmesidir.

Dipnotlar:

1) Pontus derneklerinin listesi için bkz. Cem Başar, Terör Dosyası ve Yunanistan, İst. 1993, s. 173?174.

2) Pontus Meselesi ve Yunanistan'ın Politikası, Y. Sarınay, Atatürk Araştırma Merkezi Yay. Ank. 1999, (Yay. Haz. Berna Türkdoğan) s. 53?55.

3)Mihalis Haralambidis, Kostas Fotiadis, Pontuslular, Selanik 1997, s. 20?38; Pontus Elenizmi Anıldı, Kathimerini, 17 Mayıs 1994.

4) Mihalis Harambidis, Kostas Fotiadis, Pontuslular, Selanik, 1997, s. 20?38; Pontus Meselesi ve Yunanistan'ın Politikası, Y. Sarınay, a.g.e, s. 54?55.

5) J. Mc Carthy. Müslims and Minorties, The Population of Ottoman Anatolia and the End of the Empire, New york, 1983. s. 93.

6) J. Mc Carthy. a.g.e. s. 131.

7) Mustafa Balcıoğlu, Milli Mücadele'de Merkez Ordusu, "Birinci Dünya Savaşı Sırasında Karadeniz'de Rum Faaliyetleri ve Sivil Tepki, OTAM, sayı: 4 Ankara. s. 110.

8) Pontus Meselesi, Matbuat İstihbarat Müdüriyet-i Umumuyesi, TBMM Ankara, 1922, II. kısım, s. 8.

9. Kathimerini, 21 Nisan 1994.

10. Avriani Gazetesi, 23 Şubat 1994.

11. Avriani , a.t.

12. Pontuslular Birliği Gazetesi, Mart-Nisat 1994.

13. Dr. Hamit Pehlivanlı, Pontus Meselesi ve Yunanistan'ın Politikası, Araştırma Merkezi Yay. Ank. 1999, (Yay. Haz. Berna Türkdoğan) s. 110-111.

14. Dr. Hamit Pehlivanlı, a.g.e, s:110 111. Yusuf Sarınay, a.g.e, s:59.

15. Bkz. Prof. Dr. Haydar Baş, "Bu Vatan Bizimdir, Bizim Kalacak", Yeni Mesaj Gazetesi, 9 Nisan 2001, s.8.

16. Prof. Dr. Haydar Baş, Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler, İcmal Yayınları, İst. 2000 s. 69

17. Prof. Dr. Haydar Baş a.g.e s.69

Türklere karşı haksız isnatlar(!)

Emin ÜSTÜN


Yetmiş iki millete kurban ol aşık isen

Ta aşıklar safında iman olasın sadık"

(Yunus Emre)

"Dinle neyden çün hikayet etmede

Ayrılıklardan şikayet etmede"

(Hz. Mevlana)

Türklerin iki bin yıllık tarihi boyunca kıtaları, bir çok yabancı ırk, millet, din ve mezhep mensuplarını idare etmelerini yalnız kendi kuvvetleri ve cihan hakimiyeti mefküreleri ile izah etmek mümkün değildir. Yani Türkler, eğer yabancı kavimlere karşı sağlam bir adalet duygusuna, geniş bir dinî müsamahaya ve yüksek bir insanlık idealine sahip bulunmasalar, dar bir ırkçı zihniyete, sert bir dinî taassuba kurban olsalardı, şüphesiz bu çeşitli unsurların mukavemetleri ile karşılaşır; cihanşümûl imparatorluklar kuramaz ve tabiatıyla tarihî azametleri gibi bu yüksek meküreleri de vücud bulamazdı.

Türklerin İslam'dan önce haiz olduğu bu vasıflar İslamiyet'in kabulü ile çok daha kuvvetli bir mahiyet aldı ve cemiyet bünyesine kök saldı. Çok samimi Müslüman olan Türkler Kur'an'ın "Allah adalet ve iyiliği emreder", "Allah adalet edenleri sever", "Cenab?ı Hak cihad esnasında ve din uğrunda adaleti emreder, düşmanlara zulüm yapmaya, kadın, çocuk ve ihtiyarlara dokunmayı yasak eylemiştir" kurallarını iyice öğrenmişlerdi. İslamiyet adaleti mülkün temeli saymış; küfr ile devamı mümkün olan mülkün (devletin) zulm ile baki kalamayacağını ısrarla belirtmiştir. Bu ayetler müslüman hakan, sultan ve beylerinin idarelerinde daima rehber olmuştur.

İslamiyetle Türklerin dünyaya hak ve iyilik getirdiklerine ve beşeriyetin bu sayede saadete erişeceğine inandıkları halde, bu yüce gaye uğrunda dahi adaleti her şeyin üstünde tutuyor ve asla halkların arzularına aykırı bir siyaset ve hareket bahis olmuyordu. İslamiyet uğrunda yapılan cihad da elbette bu kayıdlara tabi idi, zaruret olmadıkça bir savaşı tercih etmiyordu. Esasen cihadın manası hak yolunda ve dünya nizamı uğrunda maddimanevi imkanların ve gerekince de canın feda edilmesi idi.

Eski çağ hükümdarları yabancı kavimlere karşı yaptıkları zulümleri gururla ifade eder, bunu eserleri ve kitabeleri ile tarihe mal ederken Gök?Türk Kitabeleri kendi zaferlerini bu türlü öğünmelerle süslemiyor, bilakis sadece kendi kavminin felaket günlerinde derya gibi akan kanlarından ve dağ gibi yığılan kemiklerinden bahsediyor, öldürdükleri düşmanlardan dolayı gurur duymuyorlardı. Göktürk hakanları daima sulhü korumak ve kurmakla öğünüyor, savaşı da müdafaa zarureti ile yaptıklarını belirtmeyi ihmal etmiyorlardı. Türkçe'de "il" kelimesi hem devlet, hem de devletin ilk vazifesi olan sulh manasına geliyor ve bu sebeple sulhün tesisine memur olan kimselere "ilçi" deniliyordu. Türk töresinde "ilçiye zeval yoktur" sözü de bu vazifenin ehemmiyet ve kudsiyeti ile alakalıdır.

Kaynak: W. Barthold, Orta Asya Türk Tarihi, s. 10?11.

Genç bir yüreğin sesi

Hüseyin Turhan


Gecenin bir yarısı dertleri, kederleri, çekilen çileleri düşünüyorum. Bu millet bu hale nasıl geldi. Bir umut ışığı bir kandil yanıyor gönlümün derinliklerinde. Görebilecek miyiz beklenen güzel günleri, koyunla kurdun kardeş olduğu geceleri.

Aslımıza dönsek, büyük sözü dinlesek, biraz candan biraz maldan versek, soruyorum kim bizi oyuncak gibi kullanabilir? Namerdin karşısında el pençe duracağımıza, bir dirhem borç için tonlarca çileye katlanacağımıza, kimliğimizden hürriyetimizden taviz vereceğimize kısacası bir hiç olacağımıza, milletimize dönsek beraberce halletsek bütün sorunları. Dışarıdan adam ithal etmeye ne gerek var. Bu milletin kendi örfünden, kültüründen bu milletin sesi olan insanlarımız var.

Biz koskoca Türk milletiyiz ezelden beri hür yaşadık hür yaşarız. Kimseye boyun eğmedik eğmeyeceğiz de. Şimdilik böyle garip böyle kederli biçare olduğumuza bakmayın. Ufak bir kıvılcım şahlandırır bizi, bekliyoruz o kıvılcım gelip bulur bizi.

Vatanını, milletini, sancağını düşünen gençler olarak, çalışıyoruz ve yapılan yanlışları görüyoruz. Bizleri uyutup bitkisel hayattaki hastaya benzetmek isteyenlere sesleniyorum.

Uyumayacağız ey namertler! Gözlerimizi dört açtık. Ne aramıza fitne sokmak isteyenlere ne de oculuk buculuk safsatalarıyla bu milleti bölmeye çalışanlara göz yummayacağız. İyi bilin ki bu vatan yer altındakileriyle de yer üstündekileriyle de mukaddestir. Bizler al bayrağımızın gökyüzünde sonsuza kadar dalgalanması için her şeyimizi veririz. Yüreğimizde vatan aşkıyla, beynimizde adalet dolu fikirlerle, ellerimizde ay yıldızlı bayraklarımızla geliyoruz.

Geliyoruz çünkü artık gelmemiz lazım. Bu milletin yeniden şahlanması lazım. Bu millet Alparslanlarıyla, Fatihleriyle, Mustafa Kemalleriyle birçok kere şahlandı. Güzel yarınla mutlu bir gelecek için yeniden başlamalıyız. Unutmayalım ki karanlık aydınlığı getirir. Doğum için sancı gerekir. Bizler solan yarınları görüp çalışırsak, karanlığa küfretmeyip ışık yakarsak neleri değiştiremeyiz ki. Her şey bitmiş değil umut kesilmez gelecekten. Haketmeye çalışırsak hakkımız olanı Hak verecektir. Biz yeter ki hak edelim.

Gecenin bir yarısı her olumsuzluğu umutla bakıyorum. Uzaklarda güçlü bir ışık görüyorum.

Koşuyorum nefes nefese. Elimde al bayrağımla o ışığa koşuyorum.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100