Bu haber kez okundu.

Güneşin altında yeni bir şey yok!
"Doğu Doğudur, Batı da Batı.

Ve bu ikisi hiç bir zaman birleşmeyecektir"

Rudyard Kipling

Ay'da yürüyen ilk insan mı beşeriyet tarihinde daha önemlidir, yoksa Hiroşima'ya atılan ilk atom bombası mı?

Her ikisi de modern bilimi bir canavara dönüştüren Batı dünyasının ürünü olduğu halde neden Ay'da yürümekle övünürüz de, Hiroşima'ya atılan bombayla ilgili pek fazla yaygara yapılmaz?

Uzaya çıkma, Ay'a ulaşma macerası (?ki Ay'a ulaşıldığı konusunda günümüzde tereddütler vardır; Almanya'daki saygın bir dergiye göre ABD Ay'a çıkmak yerine Nevada çölüne inmiştir!) binlerce yıldır yaşadığımız gezegenden nihayet kopabilme becerisini gösterdiğimizi ima ediyordu. Ve bu durum bize acayip bir güven duygusu sağlamıştır.

Ama neden atom çekirdeğini parçalamakla özbenliğimiz bu kadar onore olmadı? Böylelikle insanoğlu olarak makro evrenden, mikro evrene kadar elatmadığımız, boyun eğdirmediğimiz hiç bir coğrafyanın kalmadığını daha rahat izah ederdik.

Sorun bence atom bombasının "günah" kavramını ç~|~ağrıştırmasıyla ilgiliydi: Modern teknolojinin en modern silahıyla da olsa denenmemişi insan üzerinde denemek "günah"tı. Etkisi sadece savaş meydanlarındakı hasmının değil, onun bilmem kaç göbek torunlarının bile DNA'larında bulunacak bir bombayla sadece hayvanları, sadece doğayı, sadece ekolojik dengeyi değil, başlıbaşına insanı yok etmek evrensel bir "günah"tı. Herhalde bundan dolayı olsa gerek Batılılar Ay'a çıkmayı ayyuka çıkardı ama ilk çekirdek parçalanmasını biraz buruk, biraz mahçup bir edayla "suçluluk psikolojisi" içinde bize sundular.

Oysa ki Doğu Doğuydu, Batı da Batı. Ve Batıyı biraz bilenler beraberinde İnka, Maya, Aztek uygarlıklarının nasıl yok edildiklerini, "Son Mohikan"ın dramını, 800 yıllık Endülüslü Müslümanların sonunu, Libya, Cezayir, Fas ve dahi bütün Afrikan'nın encâmını zaten bileceklerdi. Sonrasında da Hiroşima'nın, Nagazaki'nin bu sürecin devamı niteliğini taşıdığını anlayacaklardı. Gerçekten de güneşin altında yeni bir şey yoktu!

Eğer biz hâlâ bunları Yeni Dünya'nın uzağında, geçmişe ait bir hatıra olarak kabul ediyor, Beyaz Adam'ın uslandığını varsayıyorsak bilelim ki hem tarih ilmini reddediyoruz, hem de yaşadığımız günleri pek okuyamıyoruz demektir. Çünkü hayat devam ediyor...

Geçtiğimiz günlerde gazateler Amerikalı bazı bilimadamlarının genetik adına Nazileri aratmayan uygulamalarda bulunduğunu yazdı. Gazeteci Patrick Tiesney'in neşrettiği "El Dorado'daki Karanlık" isimli kitaptan James Neel isimli genetikçinin doğal seleksiyon tezini doğrulamak için 60'lı yıllarda Brezilya ve Venezüella'daki Yanomami kabilesi üylerini kobay olarak kullanıdığı aktarıldı. Kitaba göre Yanomamiler kitleler halinde ölürken araştırmanın başında bulunan James Neel, görevlerinin salgını incelemek olduğunu, bilim adamlıklarından ödün vermemek gerektiğini söyleyerek yerlilere tıbbi yardım yapılmasını yasaklamış.

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Daha ne diyelim...

Mehmet Maruf
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.