Bu haber kez okundu.

Haftanın Sohbeti, Prof Dr. Haydar Baş:
editor: okan egesel

ABD'yi kuran irade, global sermaye sahipleri, petrol babalarıdır. Devlet istese de istemese de bu petrol babalarının dediğini yapmak zorundadır. Madem ki bu, petrol babalarının devletidir, petrolün olduğu yer de onların olması lazımdır. Onun için BM'in tuttuğu raporun ehemmiyeti yoktur. Onlar ne demişse kanun, kural odur. İşte onun için bugün dünyada adalet yoktur. Can, mal, namus, din ve vicdan emniyeti bu yüzden çiğnenmektedir.260 milyar dolar iç ve dış borcumuz var. Bu borçlara yılda verdiğimiz faiz miktarı 55 katrilyon. Yıllık milli gelirimiz 115 katrilyonun 55 katrilyonu faiz borcuna gidiyor. Yapılacak olan

iş bu borcu kapatmaktır.Biz, bunu yapmadığımız müddetçe ağzımızla kuş kapsak hiç bir şey yapamayız. Onun için yapacağımız iş IMF politikaları ile devam etmek değil, milli kaynakları devreye koyarak yediden yetmişe çalışmaktır.Şu anda ekonomiden sorumlu bakan arkadaşlarımıza tavsiye ediyorum, alıp uygulayabilirler. Bundan başka da çözüm yoktur. Emisyonu ~|~genişletecekler,iç borçları kapatacaklar, iç kaynakları devreye koyacaklar ?Nasıl yapılacağı bizim projelerimizde vardır?, dış borçları kapatacaklar ve böylece Türkiye Cumhuriyeti 55 katrilyon faiz yükünden kurtulmuş olacaktır. Rahata ancak bunu yaptığınız zaman kavuşabilirsiniz.

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Meltem TV'de Kum Saati programına katılarak Irak, Kıbrıs, Annan Planı, AB, IMF, enflasyon, iç ve dış borç, Milli Ekonomik Modelin vergi sistemi konularında önemli açıklama ve değerlendirmelerde bulundu. Saddam bahanesiyle Irak'a açılmak istenen savaşın petrolden de öte yönünün bulunduğunu, bu savaşın İsrail'in bir "arz?ı mev'ud" savaşı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, asıl hedefin Türkiye olduğu tezini burada da tekrarladı. IMF ile yola devam etmenin mümkün olmadığını, borcu borçla kapatmanın ülkeyi çökerteceğini belirten, kurtuluşun Milli Ekonomik Modelde olduğunu ifade eden, AB üyeliğinin mümkün olmadığını söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, Kıbrıs'ı Türkiye'nin vazgeçilmezleri arasında addetti. "Denktaş Kıbrıs'ın tapusudur" diyen Prof. Dr. Haydar Baş, Annan planının Türkler için zerre kadar hayır taşımadığını söyledi. BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ın, Tarık Çanak'ın sorduğu sorulara verdiği cevapları arkadaşımız Kamil Bayraktar yayına hazırladı.

r Hocam, içinde bulunduğumuz coğrafya bir türlü rahat yüzü görmüyor. Şimdi de Irak bahane edilerek yeniden savaş rüzgarları estiriliyor. Irak'la savaş isteğinin sebebi nedir sizce?

Prof. Dr. Haydar Baş? Bu coğrafya asırlar boyu bizim elimizde bulunan bir coğrafyaydı. Tarihi Mezopotamya ve devamı Hicaz bölgesi olan bu coğrafya elimizdeydi. Bu coğrafya, Hicaz olarak Müslümanların kutsal bölgesi, tarihi Mezopotamya olarak çok verimli bir arazi; Fırat ve Dicle arası da İsrail kavminin inandığı şekliyle Yahova'nın onlara va'dettiği mukaddes arazidir. Bunun ismine Arz?ı Mev'ud denir.

İngilizlerin rolü ABD'ye geçti

Motorun icat edilmesinden sonra o bölgede petrolün varlığı tespit ediliyor. Onun için İngilizler, Osmanlının buradan mutlaka çıkması lazım gerekçesiyle yoğun bir faaliyete girişiyorlar. 50?60 yıllık çok ciddi bir çalışma neticesinde bizi o coğrafyadan çıkardılar. Biz, o coğrafyadan çıkarken, o coğrafyanın halkı maalesef İngilizlerle beraber oluyorlar ve bizi arka saflardan vuranlar oluyorlar. O proje, 2. Dünya Savaşından sonra ABD'nin eline ve emrine geçti. İngilizler niçin orayı istedi? Çünkü her tarafta su gibi petrol fışkırıyor. İfadelere göre ABD'nin petrol rezervi 2025 yılına kadar idare edebilecek durumda. Şimdi ABD, o bölgede kendi menfaatlerinin gereğini yapmak istiyor. Önce bir takım bahanelerle o bölgeye girildi. Yalnız kim ne derse desin o bölgede hakim unsur Türk milletidir. Bizim arkamızdan İran gelmektedir. İran'da da petrol var. Mesela İngilizler icraatlarını yaparlarken o zaman hem bizi hem de İranlıları gündeme almışlardır. Bugün de durum aynıdır.

ABD'yi kuran iradenin isteği

Şimdi, o bölgenin, İngiltere'nin başlattığı mantık üzere hayatını devam ettiren millet ve devletlerin elinde olması lazım geldiğine inanan güçler var. Dünyada devletleri kuran bir irade vardır. Mesela Fransa, Hollanda, İngiltere'ye baktığınızda bu devletleri kuran bir aile vardır. O ailenin dediği olur. Demokrasi vardır ama üst irade o ailenin hissiyatıdır, düşüncesidir. Millet de bunu kabul eder, itiraz etmez. ABD'ye gelirseniz, devleti kuran bu irade para babaları olan insanlar, global sermaye sahipleri, yani petrol babalarıdır. Devlet istese de istemese de bu petrol babalarının dediğini yapmak zorundadır. Madem ki bu, petrol babalarının devletidir, petrolün olduğu yer de onların olması lazımdır. Onun için senin BM'inin tuttuğu raporun ehemmiyeti yoktur. Onların düşüncesinin ehemmiyeti vardır. Onlar ne demişse kanun, kural odur. İşte onun için bugün dünyada adalet yoktur. Can, mal, namus, din ve vicdan emniyeti bu yüzden çiğneniyor. ABD, bu mantıkla o bölgeye mutlaka girecektir.

İşin içinde İsrail de var

Yalnız o insanların aynı zamanda İsrail'dekilerle de çok ciddi bir hukuku vardır. Çünkü İsrail'in orada çok ciddi lobileri vardır. Çok ciddi bir menfaat birlikleri vardır. Onun da o bölgede yayılması lazım. O bölgede İsrail'in de önünün açılması gerekiyor. Bu mantıktan hareket edilirse, İsrail'in önünün açılması için ABD'nin buraya gitmesi gerekiyor mu; gerekiyor. İki, oradaki petrol rezervlerini elde etmesi için ABD'nin orada olması gerekiyor mu; gerekiyor. Bir de o bölge çok kıymetlidir, onun için ABD'nin orada üssü olması gerekiyor mu; gerekiyor. Bu sebepleri çoğaltabilirsiniz. İşte bu sebeplerden dolayı bu işe soyundular.

Kerkük Musul petrolleri

ve Arz?ı Mev'ud

Peki niye bizim güneyimizden, Irak'ın kuzeyinden de bölgeye girilmek isteniyor? Çünkü orada Musul, Kerkük var. ABD'nin derdi petrol değil miydi? Orada petrol var. İki, kimin önünü açacaktı? İsrail'in önünü açacaktı. Arz?ı Mev'ud neresiydi? O bölgeydi. Artı, seninle, benimle beraber girmek istiyor. Bizi de olaylara ortak etmek istiyor.

Ben burada herkesin düşündüğünden farklı şeyler düşünüyorum. Onu dilerseniz burada ifade etmeyelim. ABD, oraya sıradan gelmek istemiyor. Arkadaşlar bana ABD'nin bizden istediği üslerle ilgili bir belge verdiler. İncirlik, Konya, İstanbul, İzmir, Malatya, Diyarbakır, Trabzon, Merzifon, Kayseri, Batman, Muş, Samsun, Antalya, Mersin, İskenderun; say sayabildiğin kadar. Yani işgal güçlerine desen ki "gel Türkiye'yi işgal et" bu kadar olmaz. Tabii buna iktidarın müsaade edeceğine kesinlikle inanmam. Ki, biz bu arkadaşların çoğunu tanıyoruz. Buna "evet" demezler.

Hedef Türkiye'dir

r ABD, 1991'da Körfez Savaşını yaptığı dönemlerde, sizin yaptığınız açıklamalar vardı. Her ne kadar çok uluslu güçler Kuveyt'i kurtarmak için böyle bir operasyonun içine girseler de aslında hedef Türkiye'dir, demiştiniz. Sürece baktığımız zaman bu ifadelerinizin altını dolduran çok ciddi gelişmeler oldu. Özellikle Irak'ın kuzeyinde, Kuzey Irak'ta bir yönetim boşluğu oluştu. Ardından da parası, bayrağı, parlamentosu olan bir yönetim görüldü. Siz bunu da işaret etmiştiniz. ABD'nin buraya bu seferki gelişinin bununla bir bağlantısı var mı?

Prof. Dr. Haydar Baş? Lafın tamamını deliye söylerler. Niçin bağlantısı olmasın? O gün onu hazırlıyor da bugün niye vazgeçsin? Çünkü burada hedef madem ki Türkiye'dir, o mantıkla bakıldığı zaman Türkiye'nin misak?ı milli hudutları ile tanınmaması lazımdır. Şimdi sabırlı olalım, fazla bir şey demeyelim, biraz bekleyelim, derim.

IMF ile kalkınan ülke görülmemiştir

r 2001 ve 2002 yılları Türkiye için krizler yılları oldu. IMF ile politikalar oluşturuldu ve hep duvara tosladı. Şimdi de yeni bir yönetim var. Yine IMF ile yolculuğa çıkılıyor. IMF ile kalkınmak, yola devam etmek mümkün müdür?

Prof. Dr. Haydar Baş? IMF ile kalkınan bir ülke gösterirsek Türkiye de kalkınsın deriz. Yoksa, zorla da var diyemeyiz. IMF'den, devletlerin, bir?iki defaya mahsus kredi alması düşünülebilir. Ama stand by anlaşmaları yaparak defalarca kredi almak ve borcu borçla kapatmak mantığı devletleri çökertir. Yanılmıyorsam bizim 260 milyar dolar iç ve dış borcumuz var. Bu borçlara yılda verdiğimiz faiz miktarı 55 katrilyon. Yıllık milli gelirimiz 115 katrilyonun 55 katrilyonu faiz borcuna gidiyor. Yani gelirimizin yarısını buna veriyoruz. Yapılacak olan iş bu borcu kapatmaktır. Biz, bunu yapmadığımız müddetçe ağzımızla kuş kapsak hiç bir şey yapamayız. Onun için yapacağımız iş IMF politikaları ile devam etmek değil, milli kaynakları devreye koyarak yediden yetmişe her birimizin çalışmasıdır. Çalışacağız ve üretken olacağız.

Emisyonu genişlet

iç borcu kapat

İç borçların yanılmıyorsam 40 katrilyonu bankaların sendikasyon kredilerinden oluşmakta. Devlet bunu ödemek durumunda kalıyor. Bazılarını da devlet bunlardan tahviller yoluyla satın aldı. Bu satın alma yoluyla iç ve dış borç sarmalı ortaya çıktı. Bankaların borcu dövizdir, doğru. Ama devletin bankalara olan borcu döviz değildir. Burada yapılacak olan iş şudur: Ben şu anda ekonomiden sorumlu bakan arkadaşlarımıza tavsiye ediyorum, alıp uygulayabilirler. Bundan başka da çözüm yoktur. Emisyonu genişletecekler, iç borçları kapatacaklar, iç kaynakları devreye koyacaklar ?Nasıl yapılacağı bizim projelerimizde vardır?, dış borçları kapatacaklar ve böylece Türkiye Cumhuriyeti 55 katrilyon faiz yükünden kurtulmuş olacaktır. Rahata ancak bunu yaptığınız zaman kavuşabilirsiniz.

IMP para satan bir kurumdur

IMF programlarına devam ettiğiniz müddetçe alacağınız krediler borç yükü getirecektir. Adam krediyi bedava vermiyor. IMF, parayı satan bir kurumdur. Dünya bankaları Türkiye'ye kredi verseler de bunlar parayı satmakla para kazanan kurumlardır. Hangi yolla parayı satın alırsan al faiz yükü ile karşılaşacaksın. Bu faiz yükünü borçla ancak arttırırsın, azaltamazsın. O bakımdan bu borçların kesinlikle kapatılması lazımdır. Gerek bu iktidarın, gerekse farklı iktidarların, Türkiye'de, millete huzurlu bir hayat yaşatma gayeleri var ve bu kesinse, ki biz bundan kuşku duymuyoruz, en kestirme yol budur. Biz bu konuda kendilerine başarılar diliyoruz.

Devrim niteliğinde vergi modeli

r Sizin, bir Milli Ekonomik Modeliniz var. Bu modelde 100 milyarın altında geliri olandan vergi alınmama da vardı. Bu model hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

Prof. Dr. Haydar Baş? İçinde bulunduğumuz dünyada, insanı, inek gibi sağılır varlıklar kabul ederek hep vergi alınan bir varlık haline getirdiler. Halbuki insan var, vergi verecek durumdadır; insan var, vergi verecek durumda değildir. Onun için biz vergiyi tüketen insanlardan değil, üreten insanlardan alırsak evvela adaletli bir iş yapmış oluruz. Tüketen insanın zaten geliri mahduttur. Bu mahdut gelirle insanı daha fazla ezmek adalet olmaz, haksızlık olur. Tabii olayın bir de manevi dinamikleri var. Bakınız, üstün irade sahibi insanların dönemlerinde uygulanan ekonomik hayatlar var, orada bazı insanlar hep alırlar, hiç vermezler. Muhtaç insanlar, fakir insanlar alırlar, hiç vermezler. Ona verirsiniz. Bunu vergiye teşmil edersek, o zaman devlet ondan vergi almaz. O, fakire?fukaraya yardım etme, verme durumunda olan insandan vergiyi alır. Biz, işte onun için şöyle bir mantık geliştirdik ve dedik ki, tüketen bu fukara sınıfı vergi vermeyecek, vergi yükünden kurtulacak. Peki bunun kazancı olmayacak mı? Elbette olacak. Peki bunun kazancından alınması gereken vergi ne olacak? Bunun kazancından alınması gereken vergi yerine biz emisyonu genişleteceğiz. Aynı insanlara biz faizsiz kredi vereceğiz. Hem vergi vermeyecek, hem de faizsiz kredi alacak. Ama bu krediyi alırken de bize ne yapacağını söyleyecek, projesini ortaya koyacak. Üretken olacak. O dediğimiz miktara kavuşacak, o da bu sefer üreten sınıfa geçecek. Yani toplum dinamizmi ayağa kalkacak. Alttan yukarıya insanların zengin olma seferberliği başlayacak. Bu mantık aynı zamanda balığa atılan oltaya benzer. Buradaki olta kazanmaktır. Kazandıkça kazanmak isteyecek. Bizim vergi sistemimiz bir yönüyle bunu hayata geçiriyor.

Diğer taraftan üreten sınıf da bir gömlek satıyordu; bu sene beş gömlek satacak. Tüketen geçen yıl bir tane tüketmişti. Bu sene parası fazla oldu, beş tane tüketti. Geçen yıl bizim üreticimiz bir lira vergi veriyordu; bu yıl beş lira vergi verecek. Çünkü cirolar arttı. Üretim arttı. Pazarlama imkanları çoğaldı, satış devreye girdi.

r Yani 100 milyarın üstünde bir çok gelir olan insan daha ortaya çıktı.

Prof. Dr. Haydar Baş? Orada biz 100 milyarı bir sembol olarak koyduk. Taban değişebilir. Bu 200?300 veya 50 olur. Günün şartlarına göre onu devreye koyarsın. Burada mühim olan oradaki felsefe, temel düşüncedir. Bir tanesi üretiyor, bir tanesi tüketiyor. Üretenin daha fazla üretmesi için tüketenin daha fazla tüketmesi lazım. İşte biz, bu mantığı getirdik.

Enflasyonu düşürmenin gerçek metodu

Buraya gelmişken yanlış anlaşılan bir konu daha var. "Enflasyonu aşağı düşüreceğiz" diyorlar. Peki yapman gereken nedir? Yapman gereken enflasyonu vücuda getiren amilleri ortadan kaldırmaktır. IMF gelmiş, demiştir ki, "Parayı piyasadan çekin, enflasyonu aşağı düşürün." Talepten kaynaklanan enflasyon varsa böyle enflasyon düşer. O zaman cepteki parayı azaltırsın, bu doğrudur. Ama Türkiye'deki enflasyon, bu cins bir enflasyon değildir. Nasıl bir enflasyondur? Türkiye'de maliyetten dolayı mal pahalıya mal oluyor. Bunlar, enerji gideri, hammadde girdisi, kredi faizleri, mali ve sigorta vergileridir. Bu yüzden mal pahalıya mal oluyor. Adam ucuza satamıyor. Fiyatın düşmesi için paranın piyasada bol olması lazımdır. Sen ise piyasadan parayı çekiyorsun. Bu, nereye benzer? Bir insan, 5 kg kanla yaşayacak, vücudunda 3 kg kan var, bir de bunu alıyorsun, onu ölüme terk ediyorsun. Toplumdaki bu hallerde ortaya çıkan neticenin görüntüsü enflasyon olmaz, stagflasyon olur. Yani, işyerleri satılır, işçiler işinden çıkartılır, fabrikalar, dükkanlar kapatılır. Biz bu geçmişi yaşadık. Onun için siyasi iktidarlar, "bu talep midir, maliyet midir?" onu iyi tespit edecek ve güzel bir yol ile beraber bunun içinden çıkacaktır. Bu, zor bir şey değildir.

r Enflasyon rakamları açıklandı. TÜFE'de % 29.7, TEFE'de % 30'lu rakamlar çıktı. Son 20 yılın en düşük enflasyon rakamları olarak ifade edildi, ama, baktığımız zaman aslında piyasada çok ciddi bir iyileşme görülmüyor, işsizlikler devam ediyor. Stagflasyon da bu olsa gerek.

Prof. Dr. Haydar Baş? Oradaki ucuzlama gerçekten olması gereken bir ucuzlama değil. Adam mecbur, ödemesi var, onun için satması lazım, zararına satıyor. Yiyecek, içecek; zararına satıyor. İstenen bu değildir. Enflasyonun düşmesi malın ucuzlamasıdır. Yoksa onu zararına satmak değildir. Enflasyonun düşmesi malı ucuza mal etmendir. Bunu yaptığın zaman işi başarırsın. Çünkü cebinde para olursa bu, tekrar hortlayacaktır.

Devam edecek...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100