Bu haber kez okundu.

Hak onların sahibidir
Doğruların kalbi, âlemleri Yaratan'ın nuru ile parlar. Onların si­nesi kâinata ışık saçar.
“Mü'minin ferasetinden sakınınız!” mealine gelen hadis-i şerif bunu anlatır.
Kalp, Hak yakınlığını bulursa sema olur. Orada ilim yıldızları parlar ve marifet güneşi doğar. Onlardan hâsıl olan nurdan melek­ler ışık bulur.
Üzerinde Hak tarafından bir muhafızı olmayan şahıs yoktur, O muhafız, şeytanın kapmasını önler. Bazı fertler vardır ki, onların muhafızı saflar hâlinde durur ve yabancıya kapılmalarını önler. Hak, onların sahibi olup bütün hâllerini kuşatır, başarı ihsan eder.
Güzel konuşmak ve iyi laf etmek evini yıktın. Daima yerinde say­makta ve dar çemberin içinde dönmektesin. Değirmen devesine ben­zersin. Mihverini aşmadan orada dur bakalım; sonun ne olacak? Ga­liba bazı veli kulların intizarını almışsın. Basiret gözün kör olmuş. Hakk'ı unutmuş bir hâlin var. O, seni bir yana bırakmış. Gayret yo­lun, sabit bir yol olmuş; hep aynı şeyi bilirsin. Boşuna olan gayretin artmış. Maksat kanatların kopmuş. Dünya ile âhiret arasında bir et parçası hâlinde kalmışsın. Seni duası ile diriltecek gerçek ere ihtiya­cın var. Onun hayır duasını almak için perişan hâlini itiraf etmelisin.
Hakikaten Allah yolcuları ile ülfete devam et. Sonra meleklere karış, ülfet edersin. Bunlara karışıp anlaşınca, başka kapılar açılır.
Halka karışır, insanlarla sohbete, ülfete devam edersen, netice­de onları bırakır, cin tayfası ile ünsiyet yolunu bulursun. Bunun so­nunda da, mülke düşer, onların tabii havasında boğulursun.
Kâinatın içinde mevcut olan eşya aslında hiçbir iş yapmaya ka­dir değildir. Ateş kendi başına bir şeyi yakamaz; su insanı kandıra­maz; ancak Allah'ın onlara verdiği kuvvet sayesinde vazifelerini ya­pabilirler. Nitekim Nemrut'un ateşi İbrahim Peygamber'i yakmadı, Ebû Müslüm-i Havelâni'yi ateşe attıkları zaman yanmadı. Ateşin içinde yaşayan semender böceği ateşte yanmaz.
Yaptığın işlerde ihlâs olursa, halkın şerrinden halâs bulur, kal­bini onların arasından çıkarırsın. Zaten Hakk'a vasıl olman, halkın arasından manen sıyrılmana bağlıdır; Aziz ve Celil olan Hakk'ı ta­lebine dayanır.
Senin Hakk'ı araman bir garip kişinin hâline benzer. O, bir so­kağa girdi, dostunu arıyordu. Sokağın bir yanından öbür ucuna gidip gelmeye devam ediyordu, bir türlü kapıyı bulamıyordu. Hâli, dostun kapısını tanımamaktan ibarettir. Hâl böyle iken dostu onu gözetli­yordu; şaşkınlığını ve hayretini görünce içini sevgi kapladı. Çıktı, yanına gitti, başını başına dayadı ve ona sarıldı. Yusuf Peygamber de, kardeşi Bünyamin'e aynı şeyi yapmış ve demişti ki: “Ben senin öz kardeşinim.”
Allah, kalp zeminini marifet ve ilim karargâhı kıldı. Hak Teâlâ o zemine gece gündüz üç yüz altmış nazar kılar. Eğer, orası marifet ve ilim karargâhı olmasaydı, az zamanda parçalanır ve dağılırdı.
Kalp sıhhat bulup Hak yakınlığına erdiği an, yollarından ırmak­lar coşar, hikmetler aşar ve yaratılmışlar ondan faydalanır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100