31 Ekim 2003 Cuma 00:00
347 Okunma
Hoşgeldin YaŞehr-i Ramazan
Yerlilerin kökünü kazıyorlar
Cumhuriyet gazetesinin 25 Ağustos 1993 tarihli bir haberinden de şunları öğreniyoruz:
"Brezilya'da altın madencilerinin 73 yerliyi öldürmeleri üzerine Devlet Başkanı Franco, Ulusal Savunma Konseyi'ni acil önlem için toplantıya çağırdı. Ordudan katillerin bulunması için yardım istendi. Askerî ve sivil yetkililerden oluşan konsey ulusal savunma konusunda devlet başkanına bilgi vermekle yükümlü.Brezilya ordusu yerli halklara pek sıcak bakmıyor. Ancak Brezilya'nın yıllardır tanık olduğu yerli kıyımının bu boyutlara varması karşısında kamuoyu olağanüstü tepki gösteriyor.

Toplu katliamlar

Ağustos ayının 15'inde altın arayan madencilerin Venezüella sınırı yakınlarında Yanomami bölgesinde gerçekleştirdikleri toplu kıyımda ölenlerin sayısı büyük güçlükle belirlenebildi. Çünkü olay yerinde yalnızca 5 ceset bulundu. Brezilya yerlileri koruma örgütünde görevli Yanomami yerli dilini konuşan Bezerra di Lima öldürülen 73 kişinin arasında 34 çocuk ve iki ha~|~mile kadının olduğunu belirtiyor. Di Lima sağ kalan 4 kişiyi sorgulayarak ölenlerin kimliğini saptayabildi. Tanıklar olaydan hemen sonra geri gelerek cesetleri yakınlardaki bir nehre attıklarını tahmin ettiklerinden, nehrin dalgıçlar tarafından aranmasını istedi.

Bölgede yapılan araştırma ve incelemeler Yanomami yerlilerinin gelenek ve görenekleri yüzünden sürekli engelleniyor. Dış dünya ile çok kısıtlı ilişkiler içinde olan yerliler ölülerinin isimlerini vermeye pek istekli görünmüyor. Ölülerini yakmaları ve ikiden fazla sayı saymayı bilmemeleri araştırmacıların işini güçleştiriyor.

1980 yılında altın arayıcılarının Yanomami yerlilerinin bulunduğu ormanlık araziye el koyması, yerlilerin sonunun başlangıcı oldu. Brezilya'da ve Venezüella'da yaşayan 20 bin Yanomami yerlisi 1987 yılından sonra dış dünya ile ilişkiye girmeleri sonucu sıtma ve verem başta olmak üzere, çeşitli hastalıklardan yaşamını yitirdi.

Yayın organlarının bildirdiğine göre Yanomami yerlileri Venezüella sınır karakolunda görevli askerlere rehberlik yaparak sınırın Venezüella tarafında altın arayan Brezilyalı madencilerin çalışmalarını görmezlikten gelmelerini sağlıyor. Buna karşılık askerler, madencilerden büyük miktarda altını rüşvet alarak sızdırıyor. Brezilyalı madenciler aralarından bazılarının kayırılmasına kızarak misilleme yapıyor ve bölgedeki yerlilerin hemen hemen tümünün kökünü kazıyor".






Hz. Peygamberin insanlığa selamı:Veda Haccı ve Hutbesi
Veda Haccı'ndan sonra türeyen yalancı peygamberler

Vedâ Haccından sonra herkes memleketine dönmüş, aldıkları talimatı halka anlatmışlardı. Son dînin ışıkları bütün Arabistan yarımadasını aydınlatmıştı. Hz. Muhammed'in (sav) bu parlak muvaffakiyetini görünce, Araplardan bazıları, aynı şeyi yapmaya kalkıştılar. Neticede, birkaç yalancı peygamber türedi. Medine'den uzakta bulunan bazı kabilelerden, irtidat edip bunlara uyanlar dahi oldu. Yemenliler, Medine'nin hakimiyetine ısınamamışlardı. İslâmiyet kalplerinde henüz kökleşmemişti. İslâmiyet güneşi Hicaz'da doğduğu için Yemenliler asabiyet güdüyordu. Bu sebeple içlerinden çıkan yalancı peygamberlere birçoğu uymuşlardır.

Bu yalancı peygamberlerin başında Müseylimetü'l?Kezzap gelir. Müseylime yalancı peygamberliği, yükselmek için bir basamak yapmak istiyordu. Yemame'den ve Benî Hanif'ten idi. Benî Hanif heyetiyle Medine'ye gelip Müslüman olanlardan idi. Kabilesi arasına dönünce, aslı faslı olmayan bir davaya kalkıştı. "Ben de Muhammed gibi peygamberim", demeye başladı. Cür'etini o kadar artırdı ki, Peygamber Efendimize şu pervasız mektubu bile gönderdi: "Allah'ın elçisi Müseylime'den, Allah'ın Resûlü Muhammed'e selam. Ben senin ortağınım; mülk aramızda taksim olunmalıdır. Arzın yarısı benim, yarısı Kureyşîlerin olsun. Fakat Kureyşîler adalete riâyet etmezler ki!".

Hz. Peygamber, ona şu karşılığı gönderdi:

"Allah'ın Resûlü Muhammed'den, yalancı Müseylime'ye: Doğru yolda gidenlere selam. Arz Allah'ındır. Onu, dilediği kullarına ihsan eder. Hayırlı akıbet muttakilerindir".

Müseylime, zinayı ve şarabı helâl kılıyor; böylelikle kendisine taraftar topluyordu. Bir aralık Secah isminde bir kadın da peygamberlik iddiasına kalkışmış, Müseylime onunla çölde bir çadırda görüşüp buluşmuş, pek romantik olan bu hadiseden sonra onunla evlenmiş, ona yüzgörümlüğü olarak sabah ve yatsı namazlarını da bağışlamıştır.

Yine bu esnada Yemen'de Esvedü'l?Ansi diye anılan Abhele b. Ka'b peygamberlik iddiasına kalkışmış, Yemen'de isyan çıkarmıştı. Halkı birbirine karıp katan bu adamı, uzun maceralardan sonra yeni karısı boğarak öldürmüş ve böylece halk onun belasından kurtulmuştur. Benî Esed kabilesinden Tuleyha b. Hüveylid de, peygamberlik iddiasında idiyse de bunu gizli tutmuş, ancak Hz. Muhammed'in irtihalinden sonra davasını açığa vurmuştur. İslâm tarihinde ilk sarsıntıyı yapan bu yalancı peygamberler ve irtidat hadiseleri, Hz. Ebubekir devrinde devletin başına büyük gâileler açmıştır.*





Fıkıh Köşesi

Orucun müstahabları

t Oruç tutacak kimsenin sahur yemeği yemesi müstahabdır. Bunun vakti, gecenin sonudur. Alimlere göre, gecenin sonu, altıda biridir. Sahur yemeği, insana oruç için kuvvet verir. Sahurun geciktirilmesi müstahab ise de, ikinci fecrin doğup doğmadığından şüphe edilecek bir zamana kadar geciktirilmesi mekruhtur.

Sahur, seher vaktinde yenecek yemektir. Bu yemeğe "Sahur Yemeği" denir. Seher de, ikinci fecirden biraz öncesine kadar olan vakittir.

t İftarı acele yapmak, yani akşam namazından önce oruç açmak müstahabdır. Böylece oruç hali, namazda kalbin huzuruna engel olmaz. Fakat hava bulutlu olunca, iftar için acele edilmez, ezan okunmuş olsa bile... Minare gibi çok yüksekte bulunan kimse, güneşin batışını görmedikçe iftar edemez. Aşağıda bulunanların güneşin batması ile iftar etmeleri ona tesir etmez.



''Size kötülük gelmez''

Bize doğru söylemeyi, emânete ve akrabalık bağına riayet etmeyi, komşularla güzel geçinmeyi, haramdan, kan dökmekten sakınmayı emrediyor. Fuhuştan, yalandan, yetim malı yemekten, namuslu kadınlara iftira etmekten, dil tecavüzünden nehyediyor. Allah'a ibadet edip, O'na hiçbir surette şirk koşmamayı emrediyor. Namaza, sadaka ve ihsana, oruca davet ediyor. Biz de ona inanıp, getirdiği dine tâbi olduk. Allah tarafından getirdiklerini tasdik ettik. Onun emrettiği vechile ibadet ettik. Onun haram dediğini haram bildik, helâl dediğini helâl tanıdık. Bundan dolayı kavmimiz bize düşman kesildi. Bize türlü türlü işkenceler yapmağa kalkıştılar. Bizi dinimizden çevirip yine putlara ibadete zorladılar. Bize zulüm ettiler. Bizimle dinimiz arasına giriyor, Allah ile kulu ayırmak istiyorlar. Biz de, onlardan kaçarak sizin ülkenize iltica ettik; size sığındık. Sizi başkalarından daha iyi gördüğümüz için burayı tercih ettik. Sizin komşuluğunuzu başa devlet bildik. Sizi emin bulduk. Sizin nezdinizde zulme uğramayacağımızı, haksızlık görmeyeceğimizi umduk" dedi.

"Allah'tan başkasına

secde etmeyiz"

Necaşi'nin yanına geldiklerinde selâm vermişler fakat secde etmemişlerdi. Bu tutumlarını fırsat bilen saray eşrafı ve elçiler de Müslümanları Necaşi'ye kötülemişlerdi. Bu yüzden Hz. Cafer (ra), bu tutumlarının gerekçesini de şöyle izahta bulunarak Necaşi'yi ikna etti: "Selâm verme meselesine gelince; biz seni Rasûlüllah'ın selâmı ile selâmladık. Biz birbirimizi hep böyle selâmlarız. Cennet'e gireceklerin selâmlaşmalarının da bu şekilde olacağını Peygamberimiz'den öğrendik. Bu yüzden seni böyle selâmladık... Secde etme hususuna gelince, biz Allah'tan başkasına secde etmekten yine Allah'a sığınırız!"

Bu sözlerden oldukça etkilenen Necaşî, Kur'ân'ı dinlemek istedi. Hz. Cafer (ra), Meryem sûresinin şu ayetlerini okudu: "Hz. Meryem, Hz. İsa'ya işaret etti. Onlar; 'Beşikte olan bir çocukla nasıl konuşabiliriz?' dediler. İsa dedi ki: Ben Allah'ın kuluyum; bana O, kitap verdi, beni peygamber kıldı. Sağ olduğum müddetçe bana namaz ve zekâtı tavsiye etti. Anam hakkında da hayırlı olmayı tavsiye etti ve beni cebbâr ve şaki kılmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve tekrar ba's olunacağım gün, benim üzerime selâmet vardır".

Okunan ayetler karşısında Necaşi de, rahipler de gözyaşlarını tutamadılar. Necaşi; "Bu aynı kandilden fışkıran bir nurdur ki, Musâ da, İsa da onunla gelmişti" dedi. Bu itiraftan sonra elçilere dönerek şunu söyledi: "Bunları size teslim edemem. Böylece bilin!"

Pes etmeyen Amr b. As, ertesi gün Necaşi'nin huzuruna çıkarak Müslümanların Hz. İsa hakkında garip şeyler söylediklerini arzetti. Bunun üzerine Necaşi, Müslümanların bir kısmını huzuruna davet ederek Hz. İsa hakkındaki fikirlerini sordu. Müslümanlar adına söz alan Hz. Cafer (ra):

"O, Allah'ın kulu, Resulü ve Allah'ın gönderdiği bir ruhtur. O, dünyadan ve erkekten vazgeçen iffetli bir kız olan Meryem'e ilkâ edilen Allah'ın bir Kelime'sidir". Bu cevap Necaşi'yi çok sevindirdi. Eline bir çubuk aldı ve yere bir çizgi çizerek: "Bizim ile sizin aranızda, bu hususta, şu çizgi kadar bir fark var", dedi. Necaşi, sözlerine devamla şu hayret verici ifadeleri kullandı: "Sizi ve yanından geldiğiniz Zât'ı tebrik ederim ki o, Allah'ın Rasûlü'dür. Zaten biz, onun vasıflarını kitabımız olan İncil'de okumuştuk. O Peygamberi, Meryemoğlu İsa da insanlığa müjdelemişti. Allah'a yemin olsun ki, eğer o, ülkemde bulunmuş olsaydı, ayakkabılarını taşır, ayaklarını yıkardım. Gidiniz; ülkemin el sürülmemiş kısmında her tecavüzden mahfuz, emniyet ve huzur içerisinde yaşayınız. Size kötülük eden helâk olur (Bu sözleri üç kere tekrar etti). Ben sizden herhangi birinizi üzüp de, bir dağ kadar altına sahip olacağımı bilsem, yine de buna teşebbüs etmem".

Bu kesin tavırdan sonra elçiler, hediyeleri de kendilerine iade edilmek suretiyle geri dönmek zorunda kaldılar. Haberi duyduklarında, Mekke müşriklerinin hayret ve yıkımlarının boyutunu siz düşünün: Tam bir iflas...



Eski Ramazanlar
İbrahim Efendi Konağındaki İftarlar

Ramazan gelir, oruç ayının ilk gecesi ile beraber teravih, iftarlar ve dolayısıyla eğlenceler de başlamış olurdu.Ramazanda zengin, orta halli hatta fakir, herkesin kapısı ve sofrası herkese acıktı. Akraba ve yakın dostlar arasında, davetsiz olarak iftara gitmek, bir saygı ve nezaket kaidesi idi. Buna mukabil akrabalık, ahbaplık ve komşuluk münasebetleri gereğince yapılan iftar davetleri de gene, davet edilene karşı davet edenin alaka, itibar ve saygısının bir nişanesi demekti. Onun için bir yandan eşi dostu, hısımı akrabayı ağırlamak, bir yandan fakiri fukarayı kollamak için kurulan iftar sofraları. Kadir Gecesi'ne kadar devam eder ve böylece otuz ramazan İstanbullunun kapısı açık bulunurdu.

İftara yarım saat kala, evlerin içinde sessiz ve sabırsız bir telaş başlardı. Yüzler ruhanîleşip hafifçe solar, her zamankinden daha anlayışlı daha mülayim olurdu. Hatta tiryakilerin abus ve kavgacı çehrelerinde bile bir imanın felsefesini okumak mümkündü.



İslam'da Zikir
Zikrin vasıtaları
"İlmin vasıtaları zikrin vasıtalarıdır" desek, bu söz mübalağa olmaz. Nedenini tetkik edelim:

İlmi kaynaklarından alıp sistemli bir şekilde ortaya koyan ilim vasıtaları üçtür: 1. Akl?ı selim, 2. Havass?ı Selime (beşduyu), 3. Sadık haber.

Bunlara ilmin sebepleri de denir. Hiçbir ilim ya da ilim dalı yoktur ki, bu üç temel vasıta ile kazanılmamış olsun. Şimdi bunları kısaca ele alalım.

Akl?ı selim; sağlam akıl, düşünce demektir ki, akla 'selim' yahut 'sağlamlık' şartını getirmiştir. Yani her akıl değil; düşünce tarzı gelişigüzel, dağınık, tutarsız ve asılsız malzemeleri kullanan fikir anarşisi şeklinde bir düşünce tarzı değil... Fıtratın sesini duyan, kâinat kitabını okuyan, hakikatlerin şifresini çözen, naklin rehberliğinin hayatiyetini kavrayan, kısaca tefekkür sistem ve nizamına ulaşmış akıl. Selim akıl, tahrip olmamış selim fıtratın ürünüdür. Bu akıl, nakil güneşinden istifade ile gören sıhhatli göz gibidir. Sağlam tefekküre muvaffak olur, hayatın anlamını, yaratılış gayesini anlar. Böyle bir akıl, övülür ve sevilir. Zira bu akıl, âlemin sahibini tanımış ve bir sır yakalamıştır: Zikir sırrı...

Havâss?ı Selime; sıhhatli beşduyunun ilmin kaynaklarından kâinata yönelmesi; âlemin şifresini çözmek, varlığın yaratılış hikmetini kavramak, kâinat içinde insanın yerini, hayatın gayesini anlamak bakımından büyük önem arzeder.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100