29 Ekim 2003 Çarşamba 00:00
208 Okunma
Hoşgeldin YaŞehri Ramazan
Amerika kıtasında yok edilen medeniyetler
Diğer ülkeler de zulüm peşinde
Uygar Avrupa'nın diğer ülkeleri de katliam ve sömürüde kısa aralıklarla İspanya'yı izlediler. 1503'ten başlayarak Portekizliler Brezilya topraklarına aktılar. Bundan 30 yıl sonra 1553'te Fransızlar Kanada kıyılarını işgal ettiler. Aynı yıllarda İngilizler de bugünkü ABD topraklarının bulunduğu bölgeye çıkartma yaptılar. Hollandalılar Manhattan Adası'na geldiklerinde Peter Minvit burayı 60 Gulden tutarında olta ve incik boncuk karşılığında satın aldı ama aynı zamanda Kızılderilileri orada kalmaya ve değerli hayvan postlarını böyle değersiz süs eşyalarıyla değiş tokuşa devam etmeye teşvik etti.

"1641'de Wilhelm Kieft Mohicanları haraca bağladı ve Ratiranları aslında beyaz yerleşimcilerin işlediği suçlardan ötürü cezalandırmak için Staten Adası'na asker gönderdi. Ratiranlar bu tutuklamalara karşı direndiler. Askerler Ratiranların dördünü öldürdü. Kızılderililer dört Hollandalı'yı öldürerek misillemede ~|~bulununca, Kieft iki köyün herkes uyurken kıyımdan geçirilmesini buyurdu. Hollandalı askerler kadınları, çocukları, erkekleri süngülediler, gövdelerini paramparça ettiler, sonra da köyleri ateşe verdiler".

1519 yılında bu kez başka bir İspanyol Cortes Orta Amerika'ya silahlı bir birlik çıkardı ve kendisini gayet büyük bir törenle karşılayan Kral Montezuma'yı esir aldı ve altın, kıymetli eşya, mücevherat namına ne varsa hepsini gasp ederek gemilere yükledi.

Cortes'den 12 yıl sonra yine bir İspanyol Pizzaro, Cortes'e özenerek altın hırsı ile bugünkü Peru topraklarına yöneldi. 1532'de Peru'ya ulaştı ve İnkalar'ın imparatorluk sarayına saldırdı, imparatoru esir aldı. Fidye olarak devletin ve halkın elindeki bütün hazineyi istedi. Bütün kıymetli mal ve eşyalar İspanyol gemilerine taşındı. Ancak Pizzaro sözünde durmayarak imparatoru sarayında öldürttü. İspanyol Pizzaro Ülkeden ayrılırken de arkasında yağmalanmış, yanmış, yıkılmış ve insanlarının büyük bir kısmı acımasızca öldürülmüş bir şehir bırakıyordu.


Hz. Peygamberin insanlığa selamı:
Veda Haccı ve Hutbesi
Diğer ülkeler de zulüm peşinde

Uygar Avrupa'nın diğer ülkeleri de katliam ve sömürüde kısa aralıklarla İspanya'yı izlediler. 1503'ten başlayarak Portekizliler Brezilya topraklarına aktılar. Bundan 30 yıl sonra 1553'te Fransızlar Kanada kıyılarını işgal ettiler. Aynı yıllarda İngilizler de bugünkü ABD topraklarının bulunduğu bölgeye çıkartma yaptılar. Hollandalılar Manhattan Adası'na geldiklerinde Peter Minvit burayı 60 Gulden tutarında olta ve incik boncuk karşılığında satın aldı ama aynı zamanda Kızılderilileri orada kalmaya ve değerli hayvan postlarını böyle değersiz süs eşyalarıyla değiş tokuşa devam etmeye teşvik etti.

"1641'de Wilhelm Kieft Mohicanları haraca bağladı ve Ratiranları aslında beyaz yerleşimcilerin işlediği suçlardan ötürü cezalandırmak için Staten Adası'na asker gönderdi. Ratiranlar bu tutuklamalara karşı direndiler. Askerler Ratiranların dördünü öldürdü. Kızılderililer dört Hollandalı'yı öldürerek misillemede bulununca, Kieft iki köyün herkes uyurken kıyımdan geçirilmesini buyurdu. Hollandalı askerler kadınları, çocukları, erkekleri süngülediler, gövdelerini paramparça ettiler, sonra da köyleri ateşe verdiler".

1519 yılında bu kez başka bir İspanyol Cortes Orta Amerika'ya silahlı bir birlik çıkardı ve kendisini gayet büyük bir törenle karşılayan Kral Montezuma'yı esir aldı ve altın, kıymetli eşya, mücevherat namına ne varsa hepsini gasp ederek gemilere yükledi.

Cortes'den 12 yıl sonra yine bir İspanyol Pizzaro, Cortes'e özenerek altın hırsı ile bugünkü Peru topraklarına yöneldi. 1532'de Peru'ya ulaştı ve İnkalar'ın imparatorluk sarayına saldırdı, imparatoru esir aldı. Fidye olarak devletin ve halkın elindeki bütün hazineyi istedi. Bütün kıymetli mal ve eşyalar İspanyol gemilerine taşındı. Ancak Pizzaro sözünde durmayarak imparatoru sarayında öldürttü. İspanyol Pizzaro Ülkeden ayrılırken de arkasında yağmalanmış, yanmış, yıkılmış ve insanlarının büyük bir kısmı acımasızca öldürülmüş bir şehir bırakıyordu.


Fıkıh Köşesi
Mekruh olan oruçlar

"Haram Aylar" denilen Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarının perşembe, cuma ve cumartesi günlerinde ve Zilhiccenin başından dokuz günde tutulacak oruçlar da müstahabdır.

t Ramazan bayramının birinci gününde, Kurban bayramının dört gününde tutulacak oruçlar tahrimen mekruhtur. Çünkü bu günler, Yüce Allah'ın kullarına olan birer ziyafet günüdür. Bu ziyafetten kaçınmak uygun olmaz. Bununla beraber bu günlerde tutulan oruçlar yine oruçtur. Şu kadar var ki, bozulursa kazası gerekmez. Çünkü caiz görülmeyen şey benimsenmiştir. Diğer bir görüşe göre, kazası gerekir.

t Yanlız Cuma veya yalnız Cumartesi günü ve özellikle Muharremin "Aşura günü" denilen yalnız onuncu günü oruç tutmak da tenzihen mekruhtur.


Soyların en temizinin Şahı
Resûlullah'ın (sav), doğumundan itibaren her an, her saniye Allah (cc) tarafından korunduğunu görüyoruz. Ondaki farklılık, ondaki üstün haller ve seçilmişlik, bu ilâhî himayenin sebebidir. O, her haliyle diğer insanlardan farklıydı. Alemlere rahmetti. Onda da nefis vardı. Ama o, her türlü kötülük ve günahtan korunmuştu. Hiç bir putperest ayinine katılmadığı gibi, putlara adanan hiçbir şeye elini sürmezdi. Bir defasında kendine, putlara adanan hayvanların etinden ikram eden Zeyd ibn Amr'a; 'Putlara adananı yemem', buyurmuştur.

Yine, her yıl düzenlenen bir putperest bayramına halaları tarafından zorla götürülmüş, bayram yerinde bazı kişiler gelerek, bu ayinlerin kendisine yasaklandığını ona bildirmişlerdir. Halaları da, onu bir daha böyle yerlere götürmemişlerdir.

Demek ki; Rabbi onu her türlü kötülükten ve Kureyş'in kötü alışkanlıklarından korudu. Allah (cc), kutsal bir görev için seçtiği Habibi'ni son nefesine kadar nazar?ı ilâhîsi altında tutmuş, himaye etmiştir. Bu da, Resûlullah'ın üzerindeki görevin kutsallığını, davasının büyüklüğünü görmemiz açısından gözden ırak tutulmamalıdır. Sahih hadislerden de anlaşılacağı gibi; Hz. Muhammed (sav), soyların en faziletlisinden dünyaya gelmiştir. 'Allah, mahlukâtı yarattı ve beni en hayırlılarının içinde kıldı. Sonra onları, Arap ve Arap olmayanlar diye iki fırkaya ayırdı ve beni en hayırlılarının içinde kıldı. Sonra onları, kabilelere ayırdı ve beni en hayırlılarının içinde kıldı (Kureyş). Sonra, ailelere ayırdı ve beni en hayırlı aileden kıldı. Şahıs olarak da ailenin en hayırlısı kıldı', hadis?i şerifi, bize bunu anlatmaktadır.

Hz. Peygamber Ficar harbinde

Eskiden beri Araplar arasında 'Eşhuru'l?Hurum: Haram aylar' denilen Receb, Zilkâde, Zilhicce ve Muharrem aylarında katiyyen harp yapılmazdı. Bu aylarda harbetmek, kan döküp zulmetmek haram ve yasak idi. Üşte Ficar harpleri, bu aylardan birinde vukû bulduğu ve büyük haksızlık ve zulümler işlenip kan döküldüğü için bu ismi almıştır. Arap kabileleri arasında Ficar muharabeleri 4 kere vuku bulmuş, toplam 9 sene sürmüştü.

İlk Ficar harbinde on yaşlarında bulunan Allah Resulü, 20 yaşlarında iken bu harplerin dördüncüsüne katılmıştır. Kinâne ile Havâzin kabileleri arasında patlak veren bu savaşa, Kureyşliler müttefikleri olan Kinâne'lilerle beraber iştirak etmişlerdir.

Rivâyetlere göre; Hz. Resûlullah, savaşa bizzat iştirak etmemiş; sadece atılan düşman oklarını toplayıp amcasına vermekle yetinmiştir.

Peygamber Efendimiz Hilfu-l-Fud'l cemiyetinde

Son Ficâr harbinde yüzlerce aile perişan hale gelmiş; yağmacılıkla beraber güçlü olan güçsüzün malına el koymaya başlamıştı. Çığ gibi büyümeye müsait olan bu anarşi ortamına set çekmenin gereğini gören Haşim, Zühre ve Teym ailelerinin büyükleri, Abdullah b. Cûd'ân'ın evinde toplanarak aralarında bir misak yaptılar.

Bu misak hükümlerine göre onlar, mazlum ve zayıflara yardım ederek, zalimlerin her türlü zulmüne mani olacaklardı. Habîbullah (sav), 20 yaşında olmalarına rağmen, Mekke'nin ileri gelen büyükleriyle bu misaka iştirak etmiştir. Bu da, onun peygamber olmadan önce toplumdaki mevkiini ve de mazluma karşı duyduğu şefkat ve merhametin boyutlarını göstermesi bakımından çok manidardır.

Habîbullah, bu cemiyet bünyesinde kendisine düşen vazifeyi en güzel şekilde icra etmiştir. Öyle ki; amcası Ebu Leheb, bir defasında bir şahsın malına çok düşük fiyatla el koyduğunda, mal sahibi Hz. Muhammed (sav)'e gelmiş; o da amcasına giderek, malın karşılığı olan parayı kendisine ödetmişlerdi. Zaten, Ebu Leheb'in Peygamberimize olan kin ve düşmanlığı da buradan başlamıştı.


Eski Ramazanlar
İnsan, hocanın dediği gibi Yarabbi derdi, ya midemi geniştir, ya Nail'imi yetiştir. Sanki on bir ayın bir sultanı, on bir aylık yiyeceği, tatlısıyla, tuzlusuyla, etlisiyle, sütlüsüyle, çeşit çeşit, bir araya getirir de bir bir, fakat birden sunardı insana.

İftardan sonra sade kahveler, derken teravih. Teravihi hatimle kıldıran imamlar vardı. Cemaat birinci secdeden kalkmadan ikinci rekatı bitiren imamlar vardı. Bahariye Mevlevihanesinin imamı (Hafız Zındık da derlerdi), Karagöz'e gideceği geceler otuz üç rekat namazı on beş dakikaya sığdırıverirdi. Büyük konaklara imamlar tutulur, teravih, konağın salonunda kılınırdı. Bu da ramazanın bir başka şerefiydi. Teravihten çıkıldıktan sonra herkese, meşrebince bir seyran vardı.

Kimisi mahya seyrederdi. Gerçekten de bu, zevkine doyum olmaz bir seyirdi. Usta mahyacılar, ramazanın on beş gecesi, iki minarenin arasını kandillerden yazılarla bezerlerdi. İlk günlerde "Merhaba", "Hoş geldin", derken ayetler, hadisler. On beşinden sonra resim başlardı. Gül, karanfil lale...
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100