07 Haziran 2004 Pazartesi 00:00
737 Okunma
İbn Rüşd ve İbn Tüfeyl
Daha önceki felsefeciler gibi İbn Tufeyl de din ile felsefeyi uzlaştırma gayesi gütmüştür. İbn Tufeyl'in Endülüs'e en büyük katkısı ise şüphesiz İbn Rüşd'dür. Veliahtlığı döneminde hayatının büyük bir kısmını Endülüs'te geçiren Ebu Yakup Yusuf buradaki zengin kültür muhitinden etkilenmiş, ardından İbn Tufeyl'in sohbetlerine katılarak bilim ve felsefeye merak sarmış, bu amaçla felsefe ve tıpla ilgili eserleri kütüphanesinde toplamıştır. İlme ve felsefeye olan ilgisi onu Aristo'nun eserlerini incelemeye sevketmiş, fakat filozofun üslubunu anlamakta zorlandığı için İbn Tufeyl'den açıklamalar yapmasını istemişti. O sıralar altmış sekiz yaşlarında olan İbn Tufeyl bu külfetli işi yapamayacağını, ancak bunu gerçekleştirecek birinin bulunduğunu söyleyerek İbn Rüşd'ü halifeye takdim eder. Felsefenin temel meseleleri üzerine halifenin sorduğu sorulara uygun cevaplar vermesi üzerine büyük takdir gören İbn Rüşd çeşitli armağanlarla ödüllendirilir.(Diyanet İslam Ans.; "İbn Rüşd" isimli makale)

B~|~ir eserinde hükümdarla olan mülakatını şöyle anlatır:

Sultan bana filozofların Allah ve ahiret hakkında ne düşündüklerini sordu. Ben onun ne düşündüğünü ve İbn Tufeyl'in evvelce kendisine ne söylemiş olduğunu bilmediğim için doğrusu korktum. Cevap vermekte tereddüt ettim. Sultan doğrudan doğruya Eflatun ve Aristo'nun bazı fikirlerinden ve İslam filozoflarının bundan ayrıldıkları noktalardan bahsetti. O zaman kendisinin felsefi konularda derinliğine hayret ederek serbestçe konuşabileceğimi anladım." (Ord.Prof.M.Ziya Ülken ? A.g.e.(s.229)

Bu olaydan sonra 1169 yılında işbiliye kadılığına tayin edilen İbn Rüşd, hükümdarın isteği doğrultusunda Aristo'nun eserlerini serhetmeye başlar. 1171 yılında Kurtuba başkadısı olur. (Diyanet İslam Ans. A.g.m)

Ensari; İbn Rüşd'ün Kurtuba kadısı iken halk arasında dehşetli bir fırtınanın kopacağına dair haberlerin yayılması üzerine bazı kişilerin bu olayı Ad kavmini helak eden rüzgara benzettiklerini ve çevrede mazgallar kazarak içine girdiklerini, buna karşı çıkan düşünürün, "Ad kavminin gerçekten var olup olmadığı bile belli değildir, dolayısıyla onların ne şekilde helak edildiklerini bilmiyoruz" demesini gerekçe göstererek Kur'an'da yer alan bir hadiseyi inkar ettiğini ileri süren muhaliflerinin şikayeti üzerine sürgün edildiğini bildirmektedir.(22 A.g.e)

Oryantalistlerin İbn Rüşd muhabbeti

Avrupa'yı derinden etkileyecek olan, İbrani dilinde Tevrat'tan sonra en çok yaygınlık kazanan eserleri kaleme alacak olan İbn Rüşd hakkında ünlü oryantalist Ernest Renan "Şarih?i Azam": En Büyük Şarih unvanını verir. İtalya'da Pado ilahiyatında ise İbn Rüşd'e "Filozofların Emri" denirdi. Aristo felsefesine derin vukufiyeti ona "Aristo'nun Ruhu ve Aklı" denmesini hak edecek kadar felsefe çevrelerinde teslim edilen bir gerçekti.(Ali Bulaç; a.g.e(s.227)

İslami derin bilgisi ve Aristo uzmanlığı ile İbn Rüşd kendisine Muallim el?Evvel adını verdiği Aristo'nun hakikate vahy olmaksızın ulaştığına inanıyordu. Onun gözünde Aristo, hikmeti kavramada adeta erişilemez doruk noktasını temsil ediyordu. "Tabiiyat" adlı kitabının başında Aristo ile ilgili şöyle der:

"Aristo, mantık, tabiiyat ve metafiziğin hem kurucusu hem tamamlayıcısıdır. Kurucusu dedim, çünkü ondan evvel bu ilimlere dair ortaya konulan kitapların hepsi onun eserlerinin yanında anılmaya bile değmez. Tamamlayıcısı dedim, çünkü ondan sonra yaşayan filozofların cümlesi o zamandan bugüne kadar yani 1500 yıldan beri onun meydana koyduklarına bir şey ekleyemedikleri gibi onda yanlışlık da bulamamışlardır. Bir insanda bu kadar ilmin toplanması şüphesiz hayret edilecek bir haldir. Ona beşer değil, ilahi bir melek dense yeridir. İşte bunun için eskiler onu "ilahi Aristo" diye anarlardı.(A.g.e (s.229)

İbn Rüşd oluşturduğu din felsefe ilişkisinde amacı felsefi düşünme biçimi ile vahyi uzlaştırmaktır. Bu konuda "Faslü'l?Maskal Fima beyne'l?hikme ve's?şeri'a mine'l?ittisal" isimli eserinde şöyle der:

"Hakikat hakikate zıt olamayacağına göre akılla elde edilen bilgi ve delillerle vahiy yoluyla elde edilen bilgi ve deliller asla birbirine ters düşmez. Burhana dayalı akıl yürütme belirli bir varlık hakkında belirli bir bilgi sağladığı gibi nas da aynı varlık hakkında ya bir bilgi verir veya o konuda bir şey söylemez. Eğer o konuda dinin verilerinde herhangi bir bilgi mevcut değilse ortada bir problem yok demektir, burhanın ortaya koyduğu bilgi alınıp benimsenir. Fakat aynı konuda nas da bilgi bulunuyorsa bu bilginin zahiri; ya burhana dayanan bilgiye uygun veya aykırı olacaktır. Uygun olması durumunda yine problem yoktur, burhana dayanan bilgi alınıp benimsenir. Asıl problem herhangi bir konuda nasın verdiği bilgiyle burhanın sağladığı bilginin birbirine uygun düşmemesidir. Bu durumda tek çözüm dinin verdiği bilginin (nas) tevil edilmesidir.(Diyanet İslam Ans.a.g.m)

Aklı vahye tercih

eden anlayış

Sonuçta din ve felsefe İbn Rüşd'e göre; aynı memeden süt emen iki kardeştir. Her ikisi de insanı hakikate ve mutluluğa götürür. Akıl ve vahiy bu bağlamda aynı hakikate farklı yöntemlerle varırlar. Eğer bir konu hakkında iki ayrı görüş oluşursa bu durumda akıl baz alınarak vahiy tevil edilir. Burada İbn Rüşd tevil edecek kimselere ilişkin olarak bazı bilgiler verir. Dine ait bir çok konuda örneğin müteşabih ayetlerde tevil kaçınılmazdır, fakat tevile yetkili kişi; (rasihun) burhan ehli filozoflardır.(Ali Bulaş a.g.e (s.228)

Endülüsün siyasi, kültürel ve dini hayatında bütün bu fikirler ve felsefi çalışmalar son derece etkili olmuştur. Macit Fahri, İslam Felsefesi Tarihinde: "Aristo'yu Endülüs'ün ortasına diken İbn Rüşd hakikati bulmada akıl ile vahyin ikiz kardeş olduğu inancını kökleştirdi. Ayet?i kerimede belirtildiği üzere bazıları muhkem, bazıları müteşabih olan Kur'an ayetlerinin müteşabih olanlarının ancak "rasihun" tarafından anlaşılabileceği beyanında felsefecilerin kast edildiğini iddia etti. Hıristiyan dünyasının temel taşı olan Aristo'ya bu derece yakınlık İbn Rüşd'ün içinde bulunduğu toplum için ciddi bir tehdit oldu."

Dini bütünlük

bozulunca...

Sadece felsefi söylemlerin saraylarda alıcı bulması ve milli birlik ve bütünlüğü bozması açısından Endülüs'teki başarısız Vebze savaşı (1172) ilginç bir örnektir:

Çok büyük savaş hazırlığı yaparak çok yüksek bir mevcutla sefere çıkan Endülüs Muvahhid ordusunun kalkıştığı Vebze kuşatması tam bir hüsranla sonuçlanmıştır. Böylesine muhteşem bir ordu Vebze gibi küçük korumasız ve az bir topluluk tarafından savunulan şehri fethetmekten aciz kalmış, hatta imha edilmekten son anda kurtulmuştur. Bu savaşta halifenin istişare heyetini teşkil eden komutan ve ünlü filozof İbn Rüşd'ün de içlerinde bulunduğu devlet ileri gelenleri, siyaset ve harp usullerinde tecrübeli kimseler değillerdir. Ayrıca halife; ordusunun Mağripli askerler tarafında bir dağılma olduğunda çadırından çıkarak asker toparlıyor, ancak benzeri bir bozgun Endülüslü birlikler arasında meydana geldiğinde ise çadırında İbn Rüşd ve talebelerle oturup çeşitli tartışmalara giriyor ama savaşın gidişatıyla pek ilgilenmiyordu.(Lütfi Şeyban a.g.e (s.238)

Müslümanların askeri hakimiyeti kaybetmeye başladığı bu dönemlerde Yahudi asıllı filozoflar ve onlara tabii olan meslektaşları, Yahudi ? Hıristiyan?İslam diyaloğu tezlerini geliştiriyorlardı. Tıpkı İbn Bacce?İbn Tufeyl İbn Rüşd'ün din felsefe uzlaşmasını sağlama çalışmaları gibi onlarda Musevilik ve İsevilik de haktır görüşünü gündem ediyorlardı. Bütün bunların neticesinde sağlam akide sahibi olan Endülüs Müslüman şahsiyeti, batılın şubelerine hak nazarıyla bakmaya başladıktan ve bâtıl dinleri hak görmek gibi tavizkâr anlayışa düçar olduktan sonra, hükümdarlıklarını sona erdiren kaderin faturası önlerine gelmiştir.(Prof.Dr.Haydar Bey Din Tahripçilerine Kur'an?ı Kerim'in Cevabı İcmal Yay.(s.217)

Yarın: Endülüs ve Rönesans



Mehmet MARUF

e-mail: mmaruf@mynet.com.tr
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100