Bu haber kez okundu.

İmam-ı Gazali ile başbaşa
Mehmet MARUF e-mail: mmaruf@mynet.com.tr

Ahiret saadeti ancak takva ve nefsi aşırı arzularından alıkoymakla umulabilirdi. Oysa hayat tarzımı gözden geçirince bir sürü ilgi ve bağımlılığın içine gömüldüğümü bunlar tarafından çepeçevre kuşatıldığımı gördüm. Bu arada yaptığım işleri gözden geçirdim. Bunlar ögrencilere ders vermek, ilim ögretmekti. Ne amaçla ders verdiğimi düşününce fark ettim ki, bu işi halis niyetle sırf Allah rizası için yapmıyordum. Beni ders okutmaya sürükleyen temel sebep mevki ve şöhret düşkünlügü idi. O zaman kesinlikle anladım ki uçurumun kenarına gelip dayanmışım; eğer hemen durumumu düzeltecek bir şeyler yapmazsam ateşe (Cehenneme) yuvarlanmak üzereyim.

Bir süre bu durumu düşündüm. O zaman henüz irademe sahip değildim. Bir gün Bagdat'tan çıkarak içinde bulunduğum durumdan kurtulmaya kesin karar veriyor, ertesi gün vazgeçiyordum. Bu konuda ne zaman ileriye doğru bir adım atsam, hemen arkasından bir adım geri atıyordum. Sabahleyin~|~ erkenden ahireti arama hususunda içimde samimi bir arzu doğsa, akşamleyin aşırı ihtiraslar ordusu mutlaka karşı saldırıya geçerek onu dağıtıyordu.

Hicri 488 yılı Recep ayından itibaren aşağı yukarı altı ay kadar dünya ihtiraslarının çekimiyle ahiret arzusu arasında bir oyana bir bu yana gidip geldim. Fakat bu ay içinde durumum irade sorununu aşarak zorunluluk haline geldi. Çünkü Yüce Allah dilime kilit vurarak beni ders okutmaktan alıkoymuştu. Yanıma gelen talebelerin gönüllerini hoş etmek için sadece bir gün kendimi ders okutmaya zorladım. Fakat dilime kesinlikle bir kelime bile söyletemedim.

Bir süre sonra dilimdeki bu tutukluk yüzünden kalbime acı bir hüzün çöreklendi. Bu hüznün etkisiyle yediklerimi hazmedemez oldum. Yemekten içmekten kesildim. Ne bir yudum su boğazımdan geçiyor ne de bir lokma yemek yiyebiliyordum.

Gücümü yitirerek aciz kaldığımı anlayınca dara düşmüş ve yapacak hiçbir şeyi kalmayan bir çaresiz gibi Allah'a sığındım. Kendisine dua ettiklerinde çaresizlerin duasını kabul eden Yüce Allah benim duamı da kabul buyurarak kalbimin mevkiden, maldan, çoluk çocuktan ve dostlardan kolayca vazgeçmesini nasip etti. Böylece Bağdat'tan ayrıldım. Ayrılmadan önce kendimin ve çoluk çocuğumun kıt kanaat geçinmelerine yetecek kadarını ayırdıktan sonra elimde bulunan malın geri kalanını dağıttım. Nefsimi arıtmak, ahlakımı düzeltmek kalbimi temizleyerek Allah'ı zikretmeye elverişli hale getirmek amacıyla tüm gücümü ve zamanımı uzlete, yalnızlığa, riyazete ve nefsimle savaşmaya verdim.

Ömrümün on yılını böyle geçirdim. Bu yalnızlıklar sırasında önümde sayılması ve anlatılması mümkün olmayan birçok haller açılıverdi. Okuyucuya faydalı olsun diye şu kadarını söyleyeyim:

Kesinlikle anladım ki, Allah yolunu tutmuş kişiler sadece sufilerdir. Onların tutumları en güzel tutum, yolları en doğru yol, ahlakları en temiz ahlaktır. Daha açıkçası bütün akıllıların akılları, tüm hakimlerin hikmeti, tüm alimlerin ilmi onların tutum ve ahlaklarını daha iyileri ile değiştirmek üzere bir araya gelse bunu başaramaz. Çünkü onların bütün hareket ve hareketsizlikleri nübüvvet (peygamberlik) kandilinin nurundan alınmadır."

Pazartesi günü sabah vakti olunca kardeşim Ebu Hamid Gazali abdest alıp namaz kıldı. Sonra kefeninin getirilmesini istedi. Onu aldı, öptü ve alnı üzerine koyarak mülk sahibinin huzuruna çıkmak başım gözüm üstüne dedi. Sonra ayaklarını uzattı, kıbleye döndü ve şafak sökmeden vefat etti.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100