Bu haber kez okundu.

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın
Mülkün (devletin) temeli adalet

ADALETTE

ZİRVE NOKTA

Osmanlı'da adalet gerçekten mülkün (devletin) temeliydi. Adalet hem hızlı dağıtılıyor, hem de cürüm işleyenlere verilen cezalar caydırıcı olmanın yanında insan haklarına da uygunluk arz ediyordu. Padişahın adalet karşısında sıradan bir vatandaştan farkı, ayrıcalığı yoktu. Mülkün (devletin) temelini çok iyi tespit edip ciddiyetle uyguladığı içindir ki "adalet işlerindeki masrafsız sadelik ve sürat karşısında Avrupalılar şaşırıp kalıyorlar" (Fernad Grenard), "Birçok Hıristiyan adaleti ağır ve kararsız olan Hıristiyan ülkelerindeki yurtlarını bırakarak Osmanlı İmparatorluğu'na gelip yerleşiyorlardı." ( F. Downey).

Bu mülkte iltimas

mektubu geçmez

Bir İspanyol yazarı, "Kanuni Devrinde İstanbul" adlı eserinde şöyle diyor: "...Osmanlı mülkünde iltimas mektubu geçmez. Adaletin en iyi yanı da dâvâların kısa sürmesidir... İspanya'da 30?40 yıl süren dâvâlar olduğunu söylesem Türkiye'de kimse buna inanmaz. Çünkü orada bir dâvâ bir ay ~|~sürdü mü çok uzamış sayılır. İşte 'barbar' dediğimiz Türkler. Onlara 'barbar' demekle aslında biz kendi barbarlığımızı göstermiş olmuyor muyuz?"

Adaletin

tecellisindeki azamet

Fatih Sultan Mehmet, Fatih Camii'ni yaptırırken, sütunları, yüksek oldu diye biraz kesen mimarbaşı Rum İpsilanti'ye kızarak sağ kolunu kestirdi. İpsilanti de soluğu kadının yanında aldı. Kadı, Fatih ile İpsilanti'yi yanyana ve ayakta yargıladı. Fatih'i haksız buldu. Kısas emretti. Bu adalet karşısında dehşete düşen İpsilanti, bir cihan padişahının kolunun kesilmesine razı olmadı. Şikayetinden vazgeçti. Ceza, para cezasına çevrildi.

Duruşmadan sonra Fatih, İstanbul kadısının karşısına geçerek; "Bak kadı efendi! Eğer ben padişahım deyü, bana iltimas idüp adaletten ayrılsaydın, şu kılıcımla kelleni keserdim" dedi. İstanbul kadısı da belindeki hançeri çekerek şu cevabı verdi: "Bak sultanım! Sen de hüküm karşısında ben padişahım deyü itiraz etseydün, hükme karşı geleydün, ben de şu hançerimle senin işini bitirürdüm."

HELAL VE

HARAMA RİAYET

Allah rızasını varoluşunun temel taşı kabul eden, Peygamber aşkını bu taşın ayrılmaz bir parçası olarak gören Osmanlı, kendisini, rızası peşinde koştuğu kudretin çizdiği "helal" ve "haram" sınırlarını büyük bir hassasiyetle gözetme ile görevli bilirdi. Osmanlıyı emsalsiz cihan devleti yapan sırlardan biri de haram lokma yiyenin harami olup, haraminin ise sebat etmeyeceği inancı, anlayışı ve bu inanç ile anlayışın gereği neyse onu icra etmekte asla tereddüt etmemesiydi.

Haram lokma yiyen

harami olur

İkinci Murad'a devlet işleri için para lazım olmuştu. Çandarlı Halil Paşa'dan borç aldı. Bunu gören Fazlullah Paşa;

? "Sultanım! Padişahlara hazine gerekir. Ferman buyurunuz, hazine toplamaya başlayalım" deyince padişah, nasıl ve nereden toplanacağını sordu. Paşa;

? "Bu vilayet halkında çok mal vardır. Padişahlara zaman zaman bir şeklini bulup bu mallardan almak münasip düşer" deyince İkinci Murad kükrer ve;

? "Hay Fazlullah! Bu söz ne sözdür ki söyler ve teklif edersin? Bizim vilayetimizdeki helal mallar bellidir. Bunlar madenler, haraç ve gazalarda elde edilen ganimetlerdir. Bizim askerlerimiz gaziler askeridir. Bunlara helal lokma gerekir. Askerine haram lokma yediren padişahın ordusu harami olur. Haraminin ise sebatı olmaz. Bir küçük mukavemet görünce firara yönelir. Bundan sonra da neticenin ne olacağı malumdur" der. Savaş için hazine teşkiline razı olmaz. Meşru kabul ettiği gelirden başkasına iltifat etmez.

Yavuz Sultan Selim'in

hassasiyeti

Cihan padişahı Yavuz Sultan Selim, meşhur Mısır seferine çıkarken ordunun muhtaç olduğu paranın bir kısmını zengin birinden borç aldı. Sefere çıkıldı, büyük zafer kazanıldı ve payitahta geri dönüldü.

Yavuz Selim, vaktiyle aldığı borcu ödemek için defterdarına emir verdi. Defterdar bu defa sultanın önüne hased kokan şu notlarla dolu kağıdı sürdü:

? "Sultanım! Borç aldığımız zengin adam ölmüş. Mallarını varislerine bırakmış. Adamın mirası Mısır hazineleri kadar çokmuş. Bizim ödeyeceğimiz borç para zafer bedeli olarak alıkona. Mirasçılarına verilmeye."

Yavuz Selim'in cevabı çok sert oldu:

? "Ölen zengine rahmet, bıraktığı malına bereket, mirasçı evlatlarına afiyet, gammaza (göz dikene) da lanet!.."

Haram yemeyen

ordu için şükür

Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi için harekete geçirdiği ordusuna ilk molayı Gebze'de verdirdi. Etraftaki asmalar salkım salkım üzüm, ağaçlar da kırmızı elmalarla doluydu. Yavuz'u bir düşüncedir aldı. Yeniçeri ağasını huzuruna çağırttı.

? "Ağa, fermanımızdır; bütün yeniçeri, sipahi ve azep askerlerinin heybeleri yoklansın. Heybesinde bir elma, üzüm salkımı gibi nesne çıkan asker bize getirilsin" emrini verdi.

"Ferman hünkarımızındır" diyen Yeniçeri Ağası, saatlerce askerlerin heybesini araştırttı. Fakat hiçbirinde birşey bulamadı. Bağlıklara baktı. Eksik yoktu. Padişaha durumu arzetti:

? "Hiçbir askerin heybesinden üzüm veya elma çıkmadı Hünkarım."

Bu haber düşünceli olan Yavuz'u rahatlattı. Diz çöküp, ellerini açarak şu duada bulundu:

? "Allah'ım! Şükürler olsun. Bana haram yemeyen bir ordu verdin. Eğer askerlerim içinde tek bir kişi, sahibinden izinsiz bir elma koparıp yeseydi ve bunu haber alsaydım, Mısır seferinden vazgeçerdim."

Yeniçeri ağasına dönerek de şunu söyledi:

? "Çünkü ağa, haram yiyen orduyla beldeler fethedilemez."

Yarın: Zaferlere köprü sır: Dua



"ALDIĞIMIZ FİYATA VERİRİZ"

İbret alınsa gerçekten de tekerrür etmeyecek olması gerçeği bir yana, Tarih, özelde de Osmanlı tarihi "çözüm için ben buradayım" diye bas bas bağıran örneklerle de dolu. İşte size bugün neredeyse "ver kurtul" aşamasına getirilen Kıbrıs olayına emsal teşkil edecek bir gerçek: Sultan Abdülaziz Paris'te idi. İmparatoru 3. Napolyon şerefine bir ziyafet veriyordu. Yemeğin ortasına doğru Napolyon, Girit konusunu açtı. Girit için en iyi çözüm yolunun Yunanistan'a terk etmek olduğunu söyledi. Sultan Abdülaziz çok iyi Fransızca biliyordu; hiddetle tepki gösterdi, şu cevabı verdi: "Ekselans, Girit için Osmanlı Devleti 27 yıl kan dökerek savaşmış, her karış toprağını kanla yoğurmuştur. Ordularımda tek bir asker, donanmamda tek bir sandal kalıncaya kadar ata mirasını korumak ve kollamak azmindeyim." Yine bir toplantıda aynı 3. Napolyon, Keçecizade Fuad Paşa'ya da aynı teklifi yapmış ve ondan şu cevabı almıştı: "Girit'i aldığımız fiyata veririz, Haşmetmeab!" İmparator susmuş ve önüne bakmak zorunda kalmıştı.

Kamil BAYRAKTAR

e-mail: editor@yenimesaj.com.tr
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100