Bu haber kez okundu.

İşto o acılı günler...
 "2 Ocak 1915 günü 28'inci Fırka Sıhhiye Bölüğü ile birlikte Ruslara esir düşmüştüm. Bir Rus askeri beni insafsızca, sürükleye sürükleye istasyon civarında bir yere götürmüş, nöbetçiye teslim ettikten sonra içeriye girmişti. ~|~

 11?12?1330 (27 Aralık 1914) güne güneş doğmuş ve saat 09.00'a varmıştı. Mevzide dolaşırken sol böğrümden vuruldum. (Eyvah! Fena yerden vuruldum. Bağırsaklarım parçalandı. Artık kurtuluş yok) diye bir düşünceye kapıldım. Ölüme hazırlanırken darbenin verdiği sancı geçti. Hemen pelerinimi, kaputumu çözdüm. Ceketimi, düğmelerimi açtım.Kan akıp akmadığını, yaranın şeklini anlamak üzere yeleği çözerken şıpdiye yere bir şey düştü. Baktım ki bir sivri kurşun karın üstünde. Yeniden muayeneye başladığım vakit kılıç zincirinin yarısı kopmak üzere kırılmış bulunuyordu. Kurşunu aldım, para çantamda hatıra olaraksakladım.
 Ayaklarımın üşüdüğü bir sırada hem ayaklarımı ısıtmak, hem de ormanlarda olup bitenleri anlamak üzere yakınımızdaki ormana girdim. Keşke girmez olaydım. Dolaştığım yerlerde can çekişmekte olan birçok yaralıya rastladım. Bunlardan bazıları sönmekte olan bir ateşin başında yatıyor, bazıları çamların dibinde (ah of) ediyor, bazıları daiki üç kişi birarada pelerinlerine sarılı bir vaziyette son dakikalarını yaşıyorlardı.

Trenden çıkıp kızaklara binerken bizimle aynı trenin yük vagonlarıyla sevk edilen esir askerlerimiz de vagonlardan çıkarılmış yaya olarak gönderilmeye hazırlanmışlardı. Orada resmi, sivil birçok Rus erkek ve kadın, bizleri seyretmek için toplanmışlardı. Soğuk sıfırın altında 30 derecenin altında idi. Bizim askerler acınacak durumdaydılar. Eski püskü elbise ve kaputlar içinde, ayakkabıları kalik (yırtık, dilenci postalı) halini almıştı. Bunlar arasında bir askerin de ayakkabıları yoktu. Yırtık çoraplarla sıraya girmeye gidiyordu. Bu acıklı görüntüye dayanamayan bir Rus kadını lastikleriniçıkardı bu ere verdi ve bize de birçok küfürler savurdu. (Böyle perişandınız niçin muharebeye girdiniz?) gibi haklı sözler söyledi.

Mekke Şerifi Hüseyin'in düşman tarafına geçmesi ile başlayan Arap ihtilali, esir Arap subaylarını canlandırdı. Bunlar Ruslara (Biz de sizlerdeniz. Bizlere esir muamelesi yapmayın) diye iddia edip dilekte bulundular. Yeni hükümet bu iddiayı dinledi ve Arapları serbest bıraktı. Bunlar şehirde serbest dolaşmakla kalmayıp kaçma teşebbüsündebulunan Osmanlı subaylarını ihbar edip yakalatarak esirlikten esirliğesürüklenmelerine, genel hapishanelere gönderilmelerine neden oldular.

Esaret Dönüşü:
Gez Mahallesi'ne geldiğim zaman Enver, Avni ve Ali'yi beni bekler buldum. Konuşarak eve geldik. Kör dayımın elini öptüm. Tevfik Dayım, Erzurum'un düşüşü sırasında cephane infilakında kolundan yaralanmış. Korkularından kimseye duyuramamışlar. Dayım da kangren olmuş, bir hafta sonra da ölmüş. Hani Meva nerede? diye sordum. Kimseden ses çıkmadı. Onun da Erzincan'da tifüsten öldüğünü söylediler. Eşimin ölüm haberi üzerine dünya başıma yıkıldı. Niye muhaberede ölmedim diye şansıma küstüm."
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100