Bu haber kez okundu.

Kanaatkârsanız zenginsinizdir
Namerde el?avuç açmamak, ihtiyaç sahiplerine kol?kanat gerebilmek için hayat boyunca hepimizin çalışması, yorulması, ter dökmesi "dünyalık" diye tanımlanan maddi kazanımı elde etmesi kaçınılmaz bir realite. Ancak bu kazanımı elde ederken, tabiri caizse her iki yanı "keskin bıçak" olan bir noktanın altını çizmek gerekiyor.

Açıkça ifade etmek gerekirse bu tehlike; maddeyi kazanarak kullanması gereken insanoğlunun maddeye "esir" düşmesi, yani hırsına kurban olmasıdır...

Prof. Dr. Haydar Baş'ın;

"Maddeye esir olmayan, maddeyi esir alan, Hak için madde hakimiyeti kuran bir nesil bekliyoruz..." veciz cümleleri, taşı gediğine koyar nitelikte.

Bu tanımın akabinde, hoş bir öyküyle maddi kazanım ve kanaat arasındaki köprüyü kurmaya çalışalım...

Bir zamanlar yoksul bir taşçı vardı. Bu yoksul taşçı her gün sert kayaları binbir güçlükle parçalıyordu. İşi ağır, ama ücreti çok azdı. Bu yüzden hayatından hiç memnun değildi.

"Ben başkalarından daha çok çalışıyorum! Ama daha az kazanıyorum" d~|~üşüncesi sürekli beynini kemiriyordu.

Zengin olma hayali kuran taşçı, derin derin iç çekerken; o anda gökten bir melek indi. Ona

"Zengin olacaksın" dedi.

Taşçı o andan sonra zengin oluverdi. Artık onun da güzel elbiseleri vardı ve sürekli çalışmak zorunda değildi.

Günün birinde Kral onu sarayına davet etti. O, sarayın güzelliğine hayran oldu. Kral ondan daha zengindi. Bu yüzden yine üzüldü.

"Ben kral olmak istiyorum" dedi.

Gökten inen melek onu kral yaptı. O artık bir kraldı ve hiç çalışmıyordu.

Çok sıcak bir gündü. Güneş ışınlarını saçıyor, yeryüzü kavruluyordu. Kral kızdı;

"Güneş olmak istiyorum!" dedi.

Melek onu bu kez de güneş yaptı. Artık o bir güneşti. Ama bir bulut geldi, dünyayla onun arasına girdi. Işınlarını artık dünyaya ulaştıramıyordu. Ve güneş bu nedenle kızdı;

"Bu nedir böyle? Ben buluta bir şey yapamıyorum. Derhal ondan daha kuvvetli olmak istiyorum" deyince melek onu bu kez bulut yaptı.

Ve az sonra o bulut, yağmura dönüştü. Yağmurlar toprağa, oradan da nehirlere ulaştı. Nehirlerin suları çoğaldıkça çoğaldı.

Evleri, tarlaları seller bastı. İnsanlar, hayvanlar perişan oldu. Ama sular, kayalara hiç bir şey yapamıyordu. Bulut öfkelendi ve bir istekte daha bulundu;

"Kaya olmak istiyorum."

Melek yine gelip onu kaya yaptı. Artık güneş, bulut, yağmur... her şeyden daha güçlü, daha dayanıklı olduğunu zannediyordu.

Aradan çok zaman geçmeden. Elinde balyozla bir adam çıkageldi ve ondan parçalar koparmaya başladı.

"Aman! bu da nesi?" dedi kaya.

"Ben bu adamdan daha zayıfım."

Sonra birden anladı kuvvetin kaynağının kanaatte gizli olduğunu ve pişmanlıkla haykırdı:

"Ben insan olmak istiyorum."

Melek onun bu dileğini de yerine getirdi ve kaya "insan" oldu.

Gece gündüz yılmadan çalışmayı kendine şiar edinen, gücü nispetinde her şeyini ortaya koyarak çaba sarf eden ancak eline geçenle kanaat etmesini bilen bir insan.

Yani kanaatkâr bir insan!..

Şimdi o adam yine kayalardan taşlar koparıyor. İşi yine ağır, aylığı yine az; ama hayatı seviyor ve kanaatin en büyük zenginlik olduğunu biliyor.

Kadir ÇAÇA
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100