26 Aralık 2005 Pazartesi 00:00
373 Okunma
Lozan istiklal, Sevr ölümdür
Vatanseverler Sevr ve Lozan mukayesesini çok iyi bilmelidir. Hemen belirtelim ki, Lozan şehit ve gazilerimizin canı ve kanıyla kazanılmış bir belgedir. Sevr ise, bir utanç vesikasıdır. Lozan istiklal, Sevr ölümdür ~|~

Türkiye bugün eğer önlem alınmazsa, kısa bir süre içinde, dış isteklerin hiçbirine direnemez hale gelecek ve belki de dış müdahaleye bile gerek kalmadan kendiliğinden dağılacaktır. Türkiye gibi koskoca bir ülke, göz göre göre dağılmaktadır. Türkiye'yi yitiriyoruz, görmesi gerekenler bunu görmüyor mu? Atatürk'ün tanımıyla "Hiç Zaman yitirmeden ulusal bağımsızlığı hedef alan önlemler alınmalı, yeniden milli çizgiye dönülmelidir. Her türlü ayırımı ortadan kaldıran, ülke yararını gözeten yeni birliktelikler oluşturulmalı, ulus harekete geçirilmelidir. Vatan tehlikededir. Bunu herkes bilmeli, neleri yitirmeyle karşı karşıya olduğunu görmelidir. Çıkış yolu vardır ve elimizin altındadır. Gücümüzün ne olduğunu bilelim. Bunu, çok daha zor koşullarda yaptık, bugün de yaparız. Kurtuluş için geç kalınan her gün, kaçınılmaz gibi görünen ilerdeki mücadele günlerinde çekilecek acıların artmasına neden olacaktır. Türkleri Anadolu'da silahla yenmek mümkün değildir. Gücümüzü gösterelim, siyasi ve ekonomik oyalamalara izin vererek, kendimizi kandırmayalım. Kendimize gelelim.

İşte bu minval üzre araştırmacı?yazar emekli kurmay Albay Ş. Osman Aras ile görüştük.

?Sevr ve Lozan, Türk Milleti için neyi ifade etmektedir? Türk Milletinin düşmanları Sevr'i unutmuş ve Lozan'ı hazmetmişler midir?

?Bugüne kadar sürüklendiğimiz ve halen sürüklenmekte olduğumuz siyasi, iktisadi ve sosyal bunalımların bir çoğu, Batılı emperyalistlerin ve onların ülkemizdeki vatan haini işbirlikçilerinin Sevr özleminden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, vatanseverler Sevr ve Lozan mukayesesini çok iyi bilmelidir. Hemen belirtelim ki, Lozan şehit ve gazilerimizin canı ve kanıyla kazanılmış bir belgedir. Sevr ise, bir utanç vesikasıdır. LOZAN İSTİKLAL, SEVR ÖLÜMDÜR.

Lozan Barış Antlaşmasına kolay ulaşılmamıştır. Birinci Dünya Savaşının ardından imzalanan 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi (Ateşkes) ve işgallerle başlayan dönemi özetleyecek olursak; Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongreleri,
Misak?ı Milli (Ulusal Ant), TBMM'nin kurulması, dört cephede sürdürülen İstiklal Harbimizin 30 Ağustos 1922'de Büyük Zaferle kazanılması, Mudanya Mütarekesi ve Lozan Barış Antlaşmasının imzalanması aşamalarından geçerek, 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyetimizin kurulmasıyla, mücadelemizin onurlu bir şekilde sonlandığını görürüz.

21/22 Haziran 1919 günü Amasya'da "Vatanın bütünlüğü, milletin istiklali tehlikededir" diye çağrı yapılarak , anti?emperyalist Kurtuluş Savaşının ilk adımı atılmıştır. Bunu izleyen Erzurum ve Sivas kongrelerinde "Kuva?yı Milliyeyi" (Ulusal Güçleri) etken, milli iradeyi egemen kılmak" kararı alınarak, iç ve dış düşmanlara karşı milli mücadele başlatılmıştır. Kongrelerde belirlenen ve milli sınırlar içinde vatanın bölünmezliğini öngören Misak?ı Milli, son Osmanlı Meclisinde kabul edilerek, 17 Şubat 1920 günü bütün dünyaya ilan edilmiştir.
Bu kararı İstanbul'da alan son Meclis, 16 Mart günü İngiliz işgal kuvvetlerinin baskınıyla kapatılmıştır. Bunun üzerine yasama, yürütme ve yargı gücünün tümünü elinde toplayan, olağanüstü yetkilerle donatılan bir kurucu meclis (TBMM) 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplanmıştır.

TBMM'nin Orduları ilk hamlede Doğu Cephesinde, Ermenistan'a karşı zafer kazanmış ve 2/3 Aralık 1920 tarihinde Gümrü Antlaşması imzalanmıştır. Karadeniz bölgesindeki Pontusçu Rum çeteleri Topal Osman Ağanın komutasındaki milislerimiz ve Merkez ordumuzun ortak harekatıyla tesirsiz hale getirilirken; güney cephemizdeki Fransız işgali, halkımızın gerilla savaşlarıyla hezimete uğratılmıştır. Bunun üzerine Fransızlar, Sakarya Zaferimizin ardından, 20 Ekim 1921 tarihinde Ankara İtilafnamesini imzalayarak, silahlandırdıkları Ermenilerle birlikte defolup gitmişlerdir. Böylece bütün gücümüz, İngilizlerin her türlü desteğine sahip bulunan Yunan Ordusuna karşı, Batı Cephesinde toplanarak  26 Ağustos 1922 günü Büyük Taarruza geçilmiş ve 30 Ağustos'ta Büyük Zafer kazanılmıştır. Bunu, Mudanya Mütarekesi ve 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması izlemiştir. Lozan, Türkiye Cumhuriyetinin Misak?ı Milli sınırlarını belgeleyen, uluslararası tapu senedidir.

- Peki, Türk Milletinin düşmanları Sevr'i unutarak, Lozan'ı samimiyetle benimsemişler midir?

- Bu sorunuzu ASLA diyerek yanıtlayacağım. Çünkü, İngiliz Dışişleri Lord Curzon Lozan'daki müzakereler devam ederken İsmet Paşa'ya; "Aylardır müzakere ediyoruz. İstediklerimizin hiçbirini alamıyoruz. Biliniz ki, geri çevrilen isteklerimizin hepsini cebimize atıyoruz. Yorgun ve fakir bir uluşsunuz. Memleketiniz harap. Yarın bunları tamir etmek ve kalkınmak için bizden yardım isteyeceksiniz. (ABD. Temsilcisini işaret ederek) Para bende, bir de onda var. O zaman cebimizdekileri çıkarıp, birer birer önünüze koyacağız" diyordu.
ABD ise Lozan'ı imzalamamıştır. 1927'de ABD Senatosunda Lozan Barış Antlaşması hakkındaki görüşmeler sırasında, Senatör Upshow'un yaptığı konuşma tüyler ürperticidir. Upshow, Atatürk'e ve Türk Milletine son derece çirkin sözlerle saldırarak, emperyalizmin öfkesini üzerimize kusmuştur. Türk/Kürt,  Ermeni düşmanlığını da emperyalizm  körüklemektedir.

Bugün Doğu İllerimizde gözü olan ve Sevr özlemiyle yanıp tutuşan Ermeni diasporasının soykırım iftirasını dayandırdığı iki temel kitap vardır. Bunlar; İngilizlerin Birinci Dünya Savaşı yıllarında yayınladığı propoganda kitabı Blue Book ve 1913?1916 yılları arasında Osmanlı Devletine gönderilen ABD. Büyükelçisi Henry Morgenthau'nun İstanbul'daki sefarette görevli Ermeni katiplere yazdırdığı gerçek dışı hatıralardır. Fransızlar bunların da ötesine geçerek; Çukurova ve Güneydoğu İllerimizdeki işgalleri sırasında yerli Ermenileri silahlandırmak suretiyle askeri birlikler kurmuşlar ve Türk halkının üzerine insafsızca saldırtmışlardır.

?Yapılan bir araştırmaya göre , Türkiye bugün iç işlerine karışılan ülkeler arasında birinci geliyor.  Bu niçin böyledir?

?Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti bugün maalesef dünyada IMF'ye en çok bağımlı ve  en çok borçlu olan ülke konumundadır. Uzun söze hacet yok; Gazi M. Kemal ATATÜRK, 83 yıl önce hepimizi bu konuda uyarmıştı. "SİYASİ VE ASKERİ ZAFERLER NE KADAR BÜYÜK OLURSA OLSUN,İKTİSADİ ZAFERLERLE DESTEKLENMEDİKÇE PAYİDAR OLAMAZLAR"(1 Mart 1922)
Halen, yakın tarihimizde kazanılan siyasi ve askeri zaferlerin iktisadi açıdan yitirilmekte olduğu bir süreçte bulunuyoruz. İstiklal harbimizin parolası "ya istiklal,ya ölüm" idi. Bugün de 300 milyar doları aşan iç ve dış borç batağından kurtulabilmemiz için; "Ya iktisadi bağımsızlık, ya ölüm" bilinciyle , milli bir ekonomi hamlesini başlatmak zorundayız.

Yarın:    Bağımsız bir siyaset şart

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100