06 Mart 2002 Çarşamba 00:00
182 Okunma
Mehmet MARUF
Savunma mekanizması ve paradigma

Bugünlerde Dostoyevski'nin "Yeraltından Notlar" diye bir romanını okuyorum. Kitapta, kahramanın "yeraltı" adını verdiği iç dünyasını ifşa etmesi, kendi kendisiyle hesaplaşması, bencilliğiyle, çaresizliğiyle ve ham gururuyla bütün benliğini ele vermesi anlatılıyor. Olayın kahramanı hayatı olumsuz bir çizgi halinde yaşamış, karamsar, bir cüce kadar kuruntulu ve alıngan, kendine göre bir böcek bile olamamış, köle ruhlu korkak ve bencilin birisi. Aynı şahsiyetin mazoşist bir yönü de var; bir yandan toplum içinde aşağılanmaktan zevk duyarken, diğer yandan hastalıklarıyla övünüp, bunlarla gösteriş yapıyor ancak böylelikle üstünlük duygusunu tatmin ediyor. Okul yıllarını elit tabakanın işgal ettiği bir mektepte, bakımını akrabalarının karşıladığı bir öksüz olarak okuyan kahramanımızı ileriki yıllarda başarısız bir iş hayatı bekliyor. Akranları uygun mevkilerde parlak bir gelecek vaad ederken, kendisi ekonomik zorluklarla içiçe yaşayarak ancak bir memur~|~luk kapabiliyor. Kitap da zaten kendi anılarıyla bütünlük sağlayan şahsi yargılarını içeriyor.

Burada dikkat çeken bir husus var. İç dünyasını, ?okunma kaygısı taşamadan? kaleme alan bir kişiye göre, "Akıllı insanlar bir baltaya sap olamaz, yaşamda başarılı olanlar ise ancak aptallardır". Bu cümleden hareketle, sözün sahibi roman kahramanı olduğuna göre ve kendisi de bir baltaya sap olamadığına göre öncelikle akıllılık gibi bir vasfı kendisiyle özdeşleştiriyor diyebiliriz. Devamında ise bize düşen, malum kişinin bu yargıya varmasında onun çocukluğundan itibaren yaşadığı hayatı tecrübesi mi etkindir veya bu cümleyi tecrübeden önce bir prensip olarak mı kabul etmektedir, sorun burada...

Biz bir an için kahramanımızın başarılarla örülmüş bir hayatı olduğunu varsayarsak sorunun kökü daha iyi anlaşılabilir. Bireyin geçmişi malum sıkıntılar, ekonomik zorluklar, gelecek kaygısı, makam endişesi yerine parlak mevkilerde göğüs kabartıcı mücadelelerle yaşanmış olsaydı acaba bu fikr?i sabiti yine aynı kararlılıkla prensipleştirir miydi? Ya da ne başarılı bir geçmiş ne de çok yıpratıcı bir yaşam yerine vasat bir hayat malum şahsa ne düşündürürdü?

Bizce bu durumlarda aynı şeyi savunması kendini aptal olarak nitelendirmesiyle eşdeğerdir. Oysa ki kahramanımızın bencil ve daha önemlisi gururlu olduğu için böyle birşeyi düşünmemesi, en azından ?inanç boyutunda kabullenme?ye gitmemesi gerekirdi. Çünkü bu fikr?i sabitiyle kendi üstünlük duygusunu doyurma ihtiyacındadır. Aynı zamanda kendi başarısızlığına böyle bir bahaneyle izah getirmektedir. Aslında kendisi "Eğer aklı kıt birisi olsaydım pekala bende başarılı olabilirdim, ne var ki zekiyim" demek suretiyle bir tür "savunma mekanizması" geliştirmiştir. Öyleyse, belki de zengin olsaydı bu defa da fakirleri aptal görebilirdi.

Böylece kişinin duyguları yaşantısının şekline göre bir kaba bürünüyorsa da aslında amaç bireyin kendini yüceltecek önemsetecek sebepler bulmasıdır. Artık kişi ister başarılı ister mağlup bir çizginin sahibi olsun bir şekilde kendine üstünlük sağlayacak ya da konumunu anlaşılır kılacak mazeretler icat edebiliyor. Nesnel gerçeğin böyle olmaması ise birşey değiştirmiyor. O kendi öznelinde ?ki bunun adı paradigma? kendi yaşamını sürdürüyor. Her ne kadar biz bu durumu bir aldanış olarak görsek de eğer kahramanımız kendisiyle yüzleşebilme cüretine sahip değilse savunma mekanizmaları onu yıkılmaktan başını kuma sokturmak suretiyle koruyor.

Realist romanlardaki kişilerle ilgili elbette birçok tahlil yapılabilir ama herhalde asıl mesele kendi iç oluşumuna bir kapı aralayabilmek.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121