07 Aralık 2003 Pazar 00:00
307 Okunma
Modernizmin Mısır'daki etkileri
Mehmet MARUF e-mail: mmaruf@mynet.com.tr

Günümüzdeki "Dinlerarası Diyalog" çalışmalarının fikir babası aslında Muhammed Abduh'tur. 1885 yılında Beyrut'ta bulunduğu dönemde bazı kişilerin de yardımıyla İslam'ı, Yahudiliği ve Hristiyanlığı uzlaştırmak için bir dernek kurmuştur. Kurduğu dernek ayrıca üç semavi dinin mensupları arasında diyalog kurmayı ve yakınlık sağlamayı da amaç edinmiştir.

19 yüzyıl modern biliminin ve Avrupa kültürünün Batıya doğru aralanmış bir kapıdan süzülüp Doğuya girmeye başladığı bir devirdir. (Adnan Adıvar, Tarih Boyunca İlim ve Din, Remzi Yay., sy. 388).

Yukarıdaki satırlarda da aktarıldığı gibi bu dönem aynı zamanda Müslüman dünyası içinde travma çapında zihinsel sarsıntıların yaşandığı zaman dilimini içerir. Gerek Hindistan'da yaşananlar, gerekse bütün Yakın ve Orta Doğu ülkelerinde meydana gelen gelişmeler bir "kuşatılmışlık sendromu"nu sosyal ve entellektüel hayata hakim kılmıştır.

Avrupalının siyasi, ticari, ekonomik v~|~e teknolojik ablukası altında gelişen geri kalmışlık duygusu İslam aleminin mütereddit kafalarını farklı çözüm arayışlarına itmiştir. Hindistan tecrübesinin devamında gelişen Mısır modernleşmesi de bu açıdan ele alınmaya değerdir.

Temelde birbirine hoca?talebe ilişkisiyle bağlı olan Cemaleddin Efgani- Muhammed Abduh?Reşid Rıza üçlüsü hareketin öznesini teşkil etmektedir. Bu kişilerin yaptıkları çalışmalar aynı zamanda Mısır'da kaynağını Batıdan alan pozitif bilimlere ve modernizme karşı bazı kesimlerin nasıl bir davranış sergilediklerini de gözler önüne serer.

İlk olarak Efgani

Başlangıç itibariyle C. Efgani'nin ele alınması gerekmektedir. Kendisi felsefeci, yazar, hatip ve gazetecidir. Eğitimini Necef ve Kalkuta'da yapmıştır. Yaşadığı dönemde Avrupa içte sanayileşme dışta sömürgecilik alanında büyük mesafeler kat etmiştir. Afrika'nın büyük bir bölümü, Hindistan, Afganistan işgal altındadır. Osmanlı Devleti ise işgal edilmek istenmektedir.

Irak'ta dört yıl kaldıktan sonra Hindistan'a giden Efgani burada da iki yıla yakın kalmıştır. Bu süre içinde Avrupa bilim ve edebiyatı ile tanışmış, eskiden beri kafasında taşıdığı ıslahat düşüncesi Hindistan'da biraz daha netleşmiş ve güç kazanmıştır (Gerçek İslam'da Birlik, Hayrettin karaman).

Bir dönem Afganistan'da bulunmuş Afgan Emiri Muhammed Azam zamanında oldukça yüksek göreve erişmişse de emirin tahttan inmesine sebep olan ayaklanma üzerine Mısır'a gitmiştir.

Mısır dönemi

Mısır'da kaldığı dönemde hükümet ona bir ev tahsis ederek, öyle bağlamış, ilim talep edenlere evinde kelam, astronomi, tasavvuf ve fıkıh usulü ilimlerini okutmuştur. Okutmadaki metodu akla hitap etmek, öğrencilerin ilim ve felsefe ruhuna sahip olarak yetişmelerini sağlamaktır (www.ulum-elhikmeokulu.com). Bu dönemi, öğrencisi M.Abduh şöyle aktarır;

"Mısır'a ilk geldiğinde bazı klasik İslami kitapları şerhediyordu, mantık ve felsefe öğreniyordu. Fikrin donuklaşması Efgani'yi bu sayfaları gözden geçirmeye ve bu fikirleri ihya etmeye itti. Öğrencileri ise bu notları ve yorumları bir araya getiriyorlardı. Bu kitaplar ve notlar, onlardan arta kalanlar üstün felsefi derinliğini ortaya çıkarmaktadır. Yani ben onu hiç çekinmeden İbn Rüşd gibi üstün kişilerin düzeyine çıkarırım. İslam imamlarından söz ederken kendisini onlardan biriymiş gibi görerek 'arkadaşlarımız' diye söz ederdi. Şiddetli bir şekilde büyük imamları tenkit ederdi" (Haksöz Dergisi, Muhammed Ammara, Mart-1997).

Gerçekten de geleneksel İslami anlayışı ehl?i sünnet ve cemaat ve ölçülerini tenkid etmektedir:

"Ben mezhep imamlarını kendimden büyük görmüyorum ki birinin yoluna gireyim. Bir meselede birine uygun davranıyorsam, bir çok meselede onlara muhalif kalıyorum" demiştir (a.g. web sitesi).

İctihad konusunda da; "İctihad kapısı açıktır, Arapça bilen, aklı başında olan, siret, hadis, icma ve kıyas konularında yeterli bilgiye sahip bulunan herkes ictihad edebilir" şeklinde düşünmektedir (Hatırat, Muhammed Paşa el-Mahzumi).

Efgani'nin inancına göre İslam Dünyasının Batıdan geri kalmasına sebep dinin yanlış yorumlanmasıdır. Çözüm ise ıslahattı. Bu amaçla yöntemini dinin temel kaynaklarının (Kitap?Sünnet) akli bir yol ile değerlendirilmesi üzerine oturtur. O'na göre Müslümanlık akla hitap eder ve hükümlerini akıl üzerine bina eder (Er-Reddu alel-Maddiyun).

Cemaleddin Efgani dini rasyonalist bir yorumla ele alma çabası içindedir. Hatta kelamı, tefsiri ve ahkamı da bilimselleştirme amacı gütmektedir. Öyle ki yeni bir kelam anlayışının kurucusu sayılabilir. Bu anlayışın alt yapısını Aristo mantığı, eski bilgi ekolleri, klasik ve yeni bilimler, felsefeler ve özellikle 19 yüzyıl Avrupasının bilimsel teorileri oluşturmaktadır. (Makaleler, Ali Şeriati, İst., 1993).

Tefsirde süregelen klasik usulleri şiddetle tenkid ederek, Kur'an'ı yorumlama hareketini bilimsel yasalar ve Batı bilgi teorileriyle temellendiren Muhammed Abduh'a bu çalışmalarında yol göstermiştir.

Efgani Sünnet'e ise senet ve rivayet açısından fazla güvenmemektedir. Hadis metnine eleştirel bakma taraftarıdır (a.g. web sitesi).
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100