Bu haber kez okundu.

Önce kültür elden gider
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Kökdemir, dünyaya hakim olma düşüncesi taşıyan her milletin, en ucuz, en etkili ve en kalıcı işgal vasıtasının dil olduğunu, tarihte bunun sayısız örnekleri bulunduğunu belirtti ~|~

Tarihte, Göktürkler'in Çin'e esir düşmelerindeki temel sebebin kültürel çözülme, Çin hayranlığı ve entrikalar olduğuna dikkat çeken Kökdemir, "Vasıta değişmez ve 'Türk beyler Türk adını bıraktı' cümlesiyle özetlenen çürümeye, 3 abidede işaret edilir. Kaşgarlı Mahmut'un, Karamanoğlu Mehmet Bey'in feryatları hep aynıdır" dedi.

Kuzey Afrika'da 4, Balkanlar'da 5 asır kalan Osmanlı'nın insanların diline ve dinine karışmadığı bilinirken, İngilizler'in Hindistan'da bir asrı bile tamamlayamamasına rağmen Hindistan'ın resmi dilinin İngilizce yapıldığına işaret eden Kökdemir, "İngilizler, Hindistan'da bir asrı bile tamamlayamamışlar. Yarım asrı aşkındır İngiliz ordusu ve İngiliz yöneticileri de yok. İngilizce resmi dil, bilmeyene hayat hakkı tanımamışlar. Pakistan, Bengladeş aynı kaderi paylaşan bahtsız ülkeler. Fransızlar Cezayir'i kanda boğamamışlar lakin Fransızca'da boğmayı başarmışlar. Kendi okullarında, kendi dil ve kültürleriyle yetiştirdikleri 'mankurtlar' eliyle istedikleri hakimiyeti kurmuşlar" diye konuştu.

Türkiye'nin cephesinden bakıldığında, durumun vahametinin onlarca araştırma?inceleme eserine konu teşkil edecek boyutlarda olduğunun görüleceğini ifade eden Kökdemir, Fransızlar'ın ve İngilizler'in 1700'lü yıllardan başlayarak Osmanlı topraklarında hızla okullar açtığını hatırlattı. Amerikalılar'ın 1845'ten itibaren vatan topraklarını mesken tuttuğunu, İtalyanlar, Almanlar, Avusturyalılar ve Ruslar'ın adeta cirit attığını kaydeden Kökdemir, hadisenin boyutlarının büyüklüğüne değindi.

Yabancı okullar: İhanet yuvası

Amerika'nın Türk topraklarında 1845'te açtığı okul sayısının 7, öğrenci adetinin 135 olduğunu, 1904'te okulların 465'e, öğrenci sayısının 22 bin 867'ye çıktığını dile getiren Kökdemir, "İstanbul'dan Merzifon'a; Tarsus'tan Harput'a uzanan bir okullaşma göze çarpıyor. Bunlardan Robert Kolej, 16 Eylül 1863'te Dr. Cyrus Hamlin ve Chirstopar Robert'in gayretleriyle kurulur. İlk akademik bina 60 bin, ikinci bina 35 bin, mühendislik binası ise 1 milyon 500 bin dolara mal olur. İlk harcamalarını verdikten sonra sormadan edemiyoruz: Yabancı bir devlet, bir başka devletin çocukları daha iyi okusunlar, ülkelerini kalkındırıp daha zengin ve müreffeh olsunlar diye neden bu kadar masrafa girsin?" diye sordu.

Bulgar ihtilali başta olmak üzere Osmanlı topraklarındaki ayaklanmalarda Robert Koleji'nin payının küçümsenemeyeceğini, Cumhuriyet döneminde de bu kolejin çalışmalarının sürdüğünü ve başbakanlar, sanayiciler, basın?yayında etkili kalemşörler, kültür ve sanat adamları yetiştirdiğini ifade eden Kökdemir, Robert Kolej mezunlarından gazeteci Engin Ardıç'ın yazdıklarına dikkat çekti. Kökdemir, Engin Ardıç'ın, "Bizim A sınıfına Charles Gilchrist gelirdi. Ölmüştür herhalde, toprağı bol olsun, savaş yıllarında SOE, yani İngiliz Özel Harekat Dairesi'nin ajanı olarak komandoluk yapmıştı. C sınıfına da Mary Elizabeth Nadi giderdi. Bayan Nadi de savaş yıllarında OSS ajanıymış. Gene çok sevgili hocalarımızdan biri olan Hilary Summer?Boyd'un M15 ajanı olduğunu Mehmet Eymür'den öğrendiğim zaman çok şaşırmıştım. Son Robert Kolej Başkanı John Scott Everton'un CIA ajanı olduğunu biliyorduk ama..." yazısının bu okullarda görev yapan hocaları tanımak, düşünmek bakımından büyük önem arz ettiğini söyledi.

Artık okul açmaya gerek yok

Yabancıların Türkiye'de artık okul açma gereği bile duymadığını söylerken, "Hazırda açılmış binlerce resmisi dururken neden masrafa girsinler?" diyen Kökdemir, eylül müdahalesinin anarşiyi önlemek maksadıyla yapıldığını, akabinde İngilizce eğitim?öğretim yapan okul sayısında patlama yaşandığını hatırlattı. Kökdemir, şöyle konuştu:
"İnsanlarımıza soğuk gelen kolej adı da yerini, vatan toprağı gibi sevimli, sıcak 'Anadolu' kelimesine bıraktı. Peşine de ne kadar lise çeşidi varsa akın etti. Anlam boyutunda insanlar en çok hakim oldukları kelimeler ve onlara yükledikleri anlam zenginliği oranında düşünür, hayal kurabilir. Çocuklarımızdan, yarım bildikleri dille tam düşünmelerini istediğimizin farkında bile değiliz. 28 Şubat post modern darbesi de güya irticaya karşı yapılır. İrtica mücadelesiyle İngilizce'yi ilkokul 4. sınıftan başlatma arasıda ilgi kurabilen varsa beri gelsin. İlkokuldan üniversiteye İngilizce zorunlu ders.

Kitaplar da Oksford, Longman, Express Publishing gibi İngiliz?Amerikan ortaklığı yayın evleri tarafından satılmakta. Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'nun seneler evvel yaptığı uyarıların çok öncelere uzandığını biliyoruz. 1973'te devlet ya da CIA, bir araştırma şirketine yüz binlerce dolar vererek bir araştırma yaptırıyor. Yakın bir gelecekte örneğin 29?30 sene sonra Türkiye'nin dili toptan İngilizce olduğu zaman anaokulundan başlayarak üniversitelerin sonuna kadar Türkiye'de Amerikan?İngiliz kitap şirketleri için ne kadar bir pazar oluşur? Tabii rapor kaybolmuştur. Bütün üniversitelerde yabancı dil eğitimi olacak, biz öğreneceğimiz dilin kitaplarını ithal edeceğiz. Hesabın başka olduğunu da açık. Adamlar, bir yandan kitaplarını satıp para kazanıyor, diğer taraftan kültürlerini yavaş yavaş çocuklarımıza şırınga ediyor."

Medeniyetler savaşının araçları
Tanzimat sonrası yakalandığımız Fransa ve Fransızca'nın aşkının yerini Amerika ve İngilizce'nin almasının aydın ve yöneticiler açısından üzücü olduğunu söyleyerek, "Elbette dil öğrenilecek, hem de daha fazla sayıda. Dünyaya nizam verme iddiasında olanlar tuzaklarını hazırlarken en azından onların niyetlerini öğrenebilmek; geleceğe hazırlanmak için hep bilmek zorundayız" uyarısında bulunan Kökdemir, şöyle devam etti:
"Büyük Ortadoğu Projesi'nin mimarı Samuel Hangiington: '21. asırdayız. Tarih ideolojiler savaşı yerine, medeniyetler savaşına göre yazılacak. Bu savaşta en etkili silah din ve dil olacaktır' derken, milletlerin hayatındaki en vazgeçilmez iki unsura işaret eder. Mazlum milletleri sömürmenin hiç tereddütsüz en etkili aracı olan dil, yapılan zulüm ve haksızlıkları örtmenin de bulunmaz perdesidir. Aralık 2004'te İsrail'de bir televizyon kanalında düzenlenen yarışma adeta magazin haberi gibi verildi ve unutuldu. Halbuki konusu 'İsrail'i başka milletler önünde en iyi savunacak sözcülerin tespiti' idi ve oldukça dikkat çekiciydi.

Birinciye ABD'nin İsrail büyükelçiliğinde 'sözcülük' ve hatırı sayılır miktarda para ödülü. Akıttığı kanları temizleyebilecek deterjan henüz icat edilmediğinden dille temizleme gayretleri. ABD'nin benzer hadiselerde Hollywood'u kullanması aynı çerçevede değerlendirilmelidir. 2006 yılı bütçelerine koydukları dil?propaganda tutarı 400 milyon dolardır. Bizim gibi ülkelere dayatsalar da yarınlara yönelik hayalleri olan bütün devletler, insanları eritip şekil vermenin dilden geçtiğini iyi bilir. Almanya'nın başkenti Berlin'de, Herbert?Hoover Okulu, 'Okul avlusu dili olarak Almanca Projesi' ile Helga ve Edzard Reuter Vakfı'nın 2006 yılı ödülüne layık görülmüştür. Bu devlet AB'nin baş aktörlerindendir. Kendilerinde okul bahçesinde dahi başka dile tahammül edemeyenler, yönetici ve aydınlarımızı ikna etmeyi başardılar; yerel dillerde televizyon ve radyo yayınları başladı, sırada da eğitim dili var. Ardından hangi isteklerin geleceğini tahmin etmemek fazla bönlük olur."
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100