Bu haber kez okundu.

Suriçi İstanbul'da Fener Rum Hayalleri
Megalo İdea ve Fener Patrikhanesi

Milli bütünlüğümüzü tehdit eden düşman fikirlerden biri de, "Megola İdea" projesidir. "Büyük fikir", "Büyük İdeal" anlamlarına gelen Megalo İdea'nın hedefleri; Yunanlılar'a müstakil bir ülke sağlamak, Trakya, Selanik ve Ege Adaları'nı Yunanistan'a ilhak etmek. Oniki Ada, Girit, Kıbrıs, Marmara ile Batı Anadolu Bölgesi ve Makedonya'yı Yunanistan'a bağlamak, bununla birlikte ilerde Yunanistan'la birleşmek üzere Trabzon ve civarında bir Pontus devleti kurmak ve İstanbul'u ele geçirerek Bizans İmparatorluğu'nu yeniden diriltmektir.(1) Bir konuşmasında, "Ben geçliğimden beri Skiros Adası'nı (ki, Ege Denizi'nin tam ortasındadır) Helenizmin coğrafi merkezi saymışımdır"(2) diyen Venizelos'a göre, Ege Denizi bir Yunan denizi olacak, iki kıtaya ulaşan ve beş denize açılan Yunanistan gerçekleşecek, Yunanistan'ın bir ayağı Asya, bir ayağı Avrupa'da olacak ve Bizans yeniden yaratılacaktı.(3)

Megalo İdeacılar, Mondros öncesi ve sonrasındaki işgal ortamını fırsat b~|~ilerek hemen hemen tamamı Türk toprakları üzerinde bulunan emellerini gerçekleştirebilmek için Fener Rum Patrikanesi'nin öncülüğünde seferber oldular. "Patrikhane Yunanistan'ın emrine girmelidir; bu suretle, birleşmiş bir patrikhanenin ilerdeki milli davalarda rolü pek büyük olacaktır"(4) diyerek Patrikhane'yi de Megola İdea karargahı haline sokan Venizelos, henüz Başvekil olmadan önce gizlice İstanbul'a gelerek bir Rum'un Fener'deki evinde Türk Milletini içerden vurmak için giriştiği hainane planını tanzim etmişti. Gerçekten de buradaki planlar dahilinde Patrikhane, Venizelos'un ve Yunanlıların Türkiye'deki icra vasıtası haline gelmiş; Yunanistan, Megalo İdea için Patrikhanenin desteğini almıştır. Şu halde Patrikhanenin Yunan emellerine hizmet eden bir kuruluş durumuna gelmesi daha 1910 yıllarında gerçekleşmiş bulunuyordu. Mondros'un imzalanmasını müteakip, bu mütarekenamenin meşhur 7. maddesinden hareketle İstanbul'u işgal eden emperyalist kuvvetlerin donanmaları Marmara'ya gelmişken Patrikhane, kapısına çift kartallı Bizans bayrağını asarak ihanetini aleniyete dökmüştür. Nitekim Patrikhane, başta siyasi entrikalar olmak üzere ihtilal örgütlerinin teşkilatlandırılması, çetelerin yönlendirilmesi, nümayişlerin düzenlenmesi, sosyo-kültürel çalışmaların yürütülmesi, propogandaların yaygınlaştırılması vb. faaliyetleriyle bir fitne, fesat yuvası haline gelmiştir. Kısa zamanda İstanbul ve Anadolu'da teşkilatlanan ve hızla faaliyet gösteren Fener Patrikhanesi, Beyoğlu'ndaki Edebi Silogos Kulubü, Ziğrofyon ve Zapyon Liseleri, Rum Kulüpleri, Anadolu ve Adalardaki mektepler, kolejler, yetimhaneler ve hastaneleri de devreye koyarak Megola İdea'nın gerçekleştirilmesi yolunda başlıca rolü oynamıştır.(5)

PATRİKHANE'NİN MELANETLERİ

"Patrikhanenin, velinimetleri olan Türkler aleyhine giriştiği faaliyetin tarihi çok eskidir. Gerçekten Edremit'in "Cunda" (Ali Bey) adasında Papaz İkonomas tarafından alınan hususi bir müsaadeyle dini tedrisat yapan bir akademi kurulmuştur. Bu akademinin sonradan ele geçen 1884 tarihli "gizli ders programı" Patrikhane'in Türkler ve Türkiye hakkındaki hissiyat ve düşüncelerini aksettiren korkunç gerçekler ihtiva etmektedir. Bu vesikayı birlikte okuyalım:

İŞTE KORKUNÇ PLAN

Türkler hakkındaki temel düşünce

Madde 1. Türler ezeli bir düşman olarak Rumlara tanıtmak.

Türkler aleyhine beynelmilel propaganda

Madde 2. Türklerin en ufak hatalarını büyüterek, Avrupa'ya duyurmak, medeni aleme Türkleri düşman etmek.

Tatbik edilecek iktisat politikası

Madde 3. Türkleri iktisaden çürütmek, bunun için de zengin Türkleri sakat ticaret yollarına götürmek, bol faizli krediler açmak, ağır şartlarla rehin kabul etmek.

Türk mamulatının sahtelerini, çürüklerini yapıp, aynen Türk malı damgası ile satışa çıkarıp Türk müesseselerini iflasa sürüklemek, her türlü Türk malı il rekabet etmek, herhangi bir Rum'um bu hususta yapacağı fedakarlığın karşılığı Rum bankaları, ticaret kulüpleri tarafından ödenecektir. Ayvalık ve havalisinde "Midilli Bankası" ve "Mirmika" yani karınca teşkilatı her zaman hizmete hazırdır.

Türk ahlakına ve İslam dinine karşı politika

Madde 4. Türk Milleti'ni ahlak, milliyet, din ve gelenekleri bakımından çürütmek. Bu hususta;

a)Küfürler öğretmek, küfrü Türkler arasına yaymak, laubalileştirmek.

b)Türkleri zinaya, diğer ahlaksızlıklara teşvik etmek. Bilhassa asil Türk aileleri arasına genç, güzel Rum kızlarını ve kadınların hizmetçi, cariye verip, bu aile ocaklarını yıkmak, devrin büyük ricali yanına yetiştirilmiş Rum dilberlerini yerleştirip, Rum emellerinin kolay elde edilmesine çalışarak milli dil ve duyguları bozmak.

Takip edilecek din politikası

Madde 5. Türkleri dini bakımdan sarsmak:

a) Hocalar, papazlara sokulmaz. O halde onları Rum zenginler, tüccar ve esnaf vasıtasıyla elde etmek. Bol hediye, veresiye vermekle pekala elde etmek.

b) Hocaları içkiye alıştırmak, onlara ilk kadehleri kadınların elinde içirip, sarhoş, rezil halde el alem içinden geçirip herkese göstermek Rumlara dini bir zafer olur.

c) Hocaları türlü türlü uydurma inanışlara saptırmak

d) Hocalara yanlış vakıalar anlatıp, Türk ahali ile hocaların arasını açmak.

Akademinin yetiştirdiği politikacılara, teşkilatçılar ve sabotörlere verdiği talimat ise, aşağıdaki maddelerden mürekkeptir:

Rumların ve Kiliselerin siyasi hedefi:

Madde 1. Türk hükümranlığını baltalamak. Bu işi azar azar geliştirip İstanbul'u ele geçirmek. Eski Kostantini'yeyi yeniden kurmak.

İsyan ve Fitne hareketleri

Madde 2. Türk halkı arasına daima fitne ve fesat sokarak, devletle milletin arasını açmak, isyanlar organize edip, zamanında aradan çekilerek, Türkler arasında kardeş kanı akıtmak, komiteler tertip edip Türk köylerini basmak.

Harbler esnasında yapılacak hıyanetler ve baltalamalar:

Madde 3. Bir harp sırasında Türk halkını sefalete götürecek her çareye baş vurulacak. Türk topraklarında zahire ve en lüzumlu gıda maddeleri halkın elinden süratle gizlice toplanıp, adalara sevk edilecek, komşu memleketlere satılacak. Rum tüccarlarını uğradığı zara milli bankalar tarafından tüccara para olarak ödenecek.

Bütün bunlar,devletin bir harp ile meşgul olduğu, yahud iç isyanlar çıktığı, devlet idaresinin zayıf olduğu sırada yapılmak gerekir.

Hastanelerin vazifesi:

Madde 4. Doktor ve eczacı Rumlar, Türk hastaları, bilhassa kimsesiz hastaları gizlice zehirleyip öldürecek. Kör, sağır, sakat ederek saf dışı bırakmağa çalışacaklar. Bu tavsiyeler gizli olarak tatbik edilecek.

Ziraat politikası:

Madde 5. Türk çiftçisi ağır faizlerle toprağından edilecek. Bu borçların kolayca kabarabilmesi için, harman veresiyeler, senetli zeytin mahsulü satışları ile başlayan bu borç para vermeler, başka zaruri masraflara teşvik edilen Türk çiftçilerini ilk borcun ödenme zamanında bunaltır. Böylece elindeki toprağını kolay, ucuz şartlarla, borçlu olduğu Rum tüccara satmak mecburiyetinde bırakılmalıdır.

Tür devlet adamları hakkında tatbik edilecek plan:

Madde 6. Kadılar, devlet idare amirleri; rüşvet, ziyafet, hata kadın ikramları ile Eterya'nın emrine alınmalıdır. Ancak bu işler tamamen akademiden yetişmiş ajanların talimatına ve akademinin tayin edeceği şahıslarla, bunların vereceği direktiflere göre tatbik edilecektir.

Yangın, sabotaj ve suikastler:

Madde 7. Fırsat çıktıkça, bilhassa resmi devlet binalarında yangınlar çıkarmak, ölümlü kazalar yaratmak, harp gemilerinde yangın çıkarmak yaralar açmak.

Manastırların vazifesi:

Madde 8. Birer ileri karakol ve gözetleme yeri olan manastırlardaki azizlerin istekleri derhal yerine getirilmeli, verecekleri mektupları, kendi işlerinden evvel sahiplerine götürüp teslim edilmelidir. Bu tavsiyeler aykırı hareket edenler, hemen afaroz edilip, lanetlenir. Kredileri kesilir. Buradaki camiadan kovulurlar.

Sanat politikası:

Madde 9. Bütün Rum ustaları, Türk çırak kullanmaktan süret?i kat'iyede men edilmiştir. Politik düşüncelerle bir Türk çırak almak icap ederse, Rum usta bu çırağı hizmetçi gibi kullanmalıdır.

İşlerinde hevesli gençleri de ters muamele etmek, hırpalayıp, işyerinden uzaklaştırmak çaresi aranacak, böylelikle şehirden bir Türk sanatkarın daha eksilmesi temin edilmiş olacaktır."(6)

"İşte bu çerçeveden sonra Patrikhane'in rolünün ne olduğu hem akla gelebilir hem de bugünkü mevcut konjonktür ile yukarıda serdedildiği şekliyle Megalo İdea karşılaştırıldığında birçok idealin gerçekleşenler hanesine yazıldığı görülebilir. Görülebilir ki Yunanistan kurulmuştur. Girit, 12 Ada, İyonya Adaları Yunanistan'ın hudutları dahilindedir. Epir'in Güneyi ve Tesalya da öyle... Kıbrıs'ta olanlar hemen herkesin malumudur. Kaldı ki içinde bulunduğumuz yüzyılın ilk çeyreğinde Sevr ile birlikte Venizelos'un ordusu Sakarya'ya kadar gelmiştir. Ama tutunamamıştır. Yani Megalo İdea'yı adım adım hayat sahnesine geçirmişlerdir bu "İdea"nın bağlıları...

Bu hayata geçirme ameliyesinde ise Patrikhane ne roller üstlenmiş, katkıda bulunmuştur ki akılara durgunluk vermekte ve böyle bir kurum akla 'nasıl İstanbul'da bulunabiliyor' sorunusun sık sık sorulmasına yol açmaktadır...

Megalo İdea'nın ilk hedefi Yunanistan adlı bir devletin dünya harikatısna yerini almasıydı. Bu konuda başrolü oynayan kurumun Patrikhane oludğu, 1821 Mora ve Moldovya isyanlarının planlayıcısını bizzat Patrik II. Gregorius oluduğu belgelerle ortaya konmuştur. Daha sonra Balkanlı yazarların ortaya koydukları belgeler Rumeli ve Balkanların, Türklerin elinden çıkmasında Patrikhane'nin büyük rolü oluduğunu ispatlamaktadır. Aynı Patrikhane, Birinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan ve Osmanlı için hiç de iç açıcı manzara ihtiva etmeyen konjüonktürde gündeme gelen Mondros Mütarekesi (Ekim 1918) şartlarından faydalanmaya kalkanların başında yer almıştır. Mütarekenin hemen akabinde İtilaf devletlerine hitaben bütün Türkiye'nin işgalini isteyen bir beyanname yayınlamıştır. İtilaf devletlerin filolarının gelişini kutlamak için Rum okul müdürlüklerine, okuların üç gün tatil edilmesi emrini göndermiştir. Temmuz 1919'da da çift kartal başlı bayrağı kapısına asarak adeta bağımsızlığını ilan etmiştir. İstiklal Harbi yıllarında olmadık ihanetleri örgütlemiştir Patrikhane... Fakat netice Yunanlıların İzmir'den denize dökülmesi şeklinde tecelli edince Patrik Doroteos ve 6 metropolit, çareyi Yunanistan'a kaçmakta bulmuştur.

Bu ve yazmakla bitirilemeyecek daha nice ihanetlerin içinde yeralan Patrikhane'nin her nedense İstanbul'da kalmasına izin verilmiş, bu durum onu ihanet tohumlarını ekmeye devam etmesini sağlamıştır. En basitinden Makarios, Kıbrıs'taki tedhiş hareketlerine Patrik Athenogoros ile İstanbul'da görüştükten sonra başlamıştır.

Patrikhane, Günümüzde de Megalo İdea'nın ileri karakolluk vazifesini bütün canlılığıyla deruhteye devam etmektedir.

Megola İdea'daki hedeflerin geri kalan bölümünün gerçekleşmesi için uygulamaya konan plan Patrikhane'nin Vatikan türü bir statüye kavuşturulmasıdır. Bunun için oldukça da mesafa katedilmişdir. Bu mesafeleri şöyle sıralamak mümkündür: Ekümenik Patrik hangi devletin başkanı?..

İkinci sırada Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin dünyadaki tüm Ortodoks Kiliseleri arasında birinciliği, Patriğin de tüm Ortodoklsların başı yani "Ekümenikliği" vardı. Ekümenikliğin tescili için bütün uluslararası mekanizmalar hareket geçirildi. Patriklik makamını işgal edenlerin sık sık yurtdışı seyahatlere çıktıkları ve bu seyahatlerde kendilerinden "Ekümenik Konstantinopolis Patriği" olarak bahsedildikleri görüldü. Hatta Patrik Dimitrios Papadopulos'un 3 Temmuz 1990'adki ABD seyahatinde oludğu gibi patriklerin "devlet başkanı" düzeyine bir protokolle karşılanış ve ağırlanışları dikkat çekti.

Patrikhane, Amerika'daki bir Yahudi vakfı ile birlikte İstanbul'da, Şubat 1194'te bir "dini hoşgörü toplantısı" düzenledi. Diyanet işleri Başkanı M. Nuri Yılmaz'ın da katıldığı bu toplantı neticesinde yayınlanan "Bosphorus Deklarasyonu" nun altındaki imzalar arasında adı bulunun Patrik Bartholomeos'un sıfatı hanesinde "Ecumenical" kelimesi yer alıyordu.

Yine patrik Bartholomeos Strasburg'daki Avrupa Parlamentosu'nda, 20 Nisan 1994'te, "Ekümenik Konstantinopolis Patriği" sıfatıyla bir konuşma yaptı. Bu konuşmanın anlamı hem patriğin ekümenikliğinin vurgulanması hem de patriğe bir siyasi hüviyet tanınmış olduğunun tescilidir.(7)

Türkiye'de 'devlet içinde devlet!..'

"Patrik resmi belgelere Konstantinopol'daki tahtın temsilcisi olduğunu belirtirek imza atıyor. Patrik, Alman Devlet Başkanı'na bir nişan verdi. Laik Türkiye Cumhuriyeti'nde bir Türk vatandaşının başka bir devletin temsilcisine dini nişan vermesi yasaktır. Patriğin verdiği nişan Aziz Andreas Haçı'dır. Çok anlamlı bir haçtır. Hırıstiyan alemeninde çok kutsal bir değeri vardır. Hıristiyanlık inanışına göre; Aziz Andreas, İsa'nın ilk havarisidir. Ve bizzat İsa tarafından Anadolu'yu Hıristiyanlaştırmakla görevlendirilmiştir. Şu yaşananlara bakıp Patrikhane'nin Türkiye'de 'devlet içinde devlet' olduğunu söylemeden geçemeyeceğim."(?)

DİPNOTLAR:

1. Nurettin Türsan, Yunan Sorunu, Ank. 1987, s.37 2. Dimitri Kitsikis, Yunan Propagandası. İst. 1963 s.22 3. Nurettin Türsan, a.g.e, s.41-42

4. Kadir Mısıroğlu, Yunan Mezalimi, İst. 1997, s.268 5. Kadir Mısıroğlu, a.g.e 6. G. Yetkin -M. Nureddin Yüksel, Türk düşmanı KAnlı Papazlar, Ankara 1964 s. 1115 (Bu vesika Rum ihanetlerini akıllara durgunluk veren maceralarla takip eden Ali Bey Ada'sının eski Belediye Reisi İzzet Esen tarafından ele geçirilmiştir.) 7. "Megalo İdea Yolunda Bir Adım Daha: Heybeliada'da Ruhban Okulu" Mesaj Dergisi Yıl: 3 Sayı: 142, 6-12 Eylül 1994, s. 16-25

8. Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler, Prof. Dr. Haydar Baş, İcmal yay. İst. 2000 s.69-70



Oğuz KÖROĞLU
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.