11 Ekim 2005 Salı 00:00
585 Okunma
Türk-İslâm kültürü ve Ahilik

Türk halkının sanat ve meslek alanında yetişmelerini, bunun yanında ahlâki yönden de olgunlaşmalarını gaye edinen Âhilik felsefesi, Türk-İslam kültür ve medeniyetinin günümüze kadar ulaşmasında önemli bir rol oynamıştır

~|~

Temelleri Kırşehir'de atılmış, daha sonra tüm Anadolu'ya yayılmış olan Ahilik, izleri bugüne kadar süregelmiş kültürel, sosyal ve ekonomik bir oluşumdur.
Selçuklu Türkleri ve Osmanlı Devleti'nin kurulma aşamasında önemli bir paya sahip olan Ahi teşkilatı, 12-19. yüzyıllar arasında  Türklerin sanat ve meslek alanında yetişmelerini sağlayan, onları ahlâki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını, iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir teşkilattır.
Bugün her ne kadar bir teşkilat olarak Ahilikten söz etmek mümkün olmasa da, Ahiliğin; ciddiyet, doğruluk, sözde durma, yardımlaşma ve dayanışma gibi temel prensipleri; Türk esnaf ve sanatkârlar tarafından bugün de yaşatılmaya çalışılmaktadır.

Ahi, vicdanını, kendi üzerine gözcü koyan adamdır

Güzel ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün beğenilen huyların birleştiği bir düzen olarak Ahilik, hem sosyal hem de kültürel yapılara ait bir terim olarak; birbirini seven, birbirine saygı duyan, fakiri gözeten, yoksulu barındıran, işi kutsal-çalışmayı ibadet sayan, İslâm inanç ve ahlâk kurallarına sıkı sıkıya bağlı esnaf ve sanatkârların iş teşkilatı manasını taşır.
Başarılı olmak için ilmi; başkasının esiri olmamak için doğruluğu prensip edinen Ahi, vicdanını, kendi üzerine gözcü koyan adamdır. Ahi; helâlinden kazanan, yerine göre ve yeterince harcayan, ölçü-tartı ehli olan, yararlı şeyler üreten ve yardım eden insandır. Kalbi Allah'a; kapısı yetmiş iki millete açık olan; mürüvvet ve merhamet sahibi, cömertliği esas alan; ahlâkı temel sermaye edinip gönül yolundan yürüyen; ilim isteyen ve ilmiyle amel edip yararlı çalışmayı elden bırakmayan kişiler Ahilerdendir.
Çalışmayı bir ibadet sayan Ahiler, gündüz ticaretle uğraşan esnaf ve sanatkarların gece eğitim ve sohbetlerinin yapılacağı Ahi zaviyeleri ve konuk evlerini kurmuşlardır. Ahi birlikleri; daha fazla kazanmak, spekülasyon ve haksız rekabet yerine; karşılıklı yardım ve sosyal dayanışma esaslarına bağlı kalmıştır.

Ahi birliklerinin kuruluş amacı

Orta Asya'dan Anadolu'ya göç eden Türkmenler arasında yer alan çok sayıdaki sanatkâra kolayca iş bulmak; bu kişilerin gayrimüslim sanatkârlar ile rekabet edebilmesini sağlamak, piyasada tutunabilmek için yapılan malların kalitesini korumak, üretimi ihtiyaca göre ayarlamak, sanatkârlarda sanat ahlâkını yerleştirmek, Türk halkını ekonomik olarak bağımsız hale getirmek, ihtiyaç sahibi olanlara her alanda yardımcı olmak, ülkeye yapılacak yabancı saldırılarda devletin silahlı kuvvetleri yanında ülkeyi savunmak ve yerleşim bölgelerinde Türk-İslam kültürünü yaymak Ahi birliklerinin kuruluş amaçlarını özetlemektedir.
Ahilikte, kadının da sosyal ve ekonomik hayatta önemli bir yeri vardı. Kadınların teşkilatlanıp gelişmesi için Ahi Evran'ın eşi Fatma Bacı, dünyanın ilk kadın teşkilatı olan Anadolu Kadınlar Birliği'ni kurmuştur. Teşkilatına mensup hanımlar kendileri için kurulmuş çarşılarda daha çok çadırcılık, keçecilik, nakışçılık, örgücülük, kilim ve halı dokumacılığı, ipek ve pamuk ipliği üretimini gerçekleştirmişlerdir.

Yesevî terbiyesi ve Ahi Evran

Ahilik, büyük velî Ahi Evran tarafından kurulmuştur. Hoca Ahmet Yesevî'nin talebelerinden aldığı ilk tasavvuf terbiyesi ile yetişen ve olgunlaşan Ahi Evran; yüzyıllardır savaşçılık, dinî ve ahlâkî bilgiler vermekte önemli bir kaynak olmuş olan Fütüvvet teşkilatından ve Fütüvvetnâmelerden yararlanarak Ahi teşkilatını kurmuştur.
Ahi Evran ahlâk ile sanatın ahenkli birleşimi olan Ahiliği çok itibarlı bir duruma getirmiştir. Böylece, ahilik yüzyıllarca bütün esnaf ve sanatkarlara yön vermiş, onların işleyişini düzenlemiş, Yeniçeri Teşkilatı'nın kuruluşunda, önemli rol oynamış, devlet adamları bu kuruluşa girmeyi şeref saymışlardır. Orhan Gazi, bir Ahidir ve kullandıkları künyelerden biri de "İhtiyar'üd-din"dir. Aynı şekilde Sultan I.Murat'ın da Ahi olduğu ifade edilmektedir. Ahi Evran, halkın ekonomik durumunu iyileştirmek ve bir meslek sahibi olmasını sağlamak için işe ayakkabıcı ve saraç esnafını teşkilatlandırmakla başlamıştır. Kısa zamanda üstün becerisi, ahlaki sağlamlığı ve hakseverliği ile büyük bir ün ve saygı toplamıştır. Kurduğu teşkilatın başkanı, Ahi Babası olmuştur.
Selçuklu Sultanı II. İzzettin Keykavus'a sunduğu Letaif-Hikmet adlı eserinde, sultanlara ve yöneticilere nasihat verici üslubuyla şöyle seslenmektedir: "Allah insanı, medenî tabiatlı yaratmıştır. Bunun açıklaması şudur: Allah insanları yemek, içmek, giyinmek, evlenmek, mesken edinmek gibi çok şeylere muhtaç olarak yaratmıştır. Hiç kimse kendi başına bu ihtiyaçları karşılayamaz. Bu yüzden demircilik, marangozluk, dericilik gibi çeşitli meslekleri yürütmek için çok insan gerekli olduğu gibi, bu meslek dallarının gerektirdiği alet ve edavatı imal etmek için de birçok insan gücüne ihtiyaç vardır. Bu yüzden toplumun ihtiyaç duyduğu ürünlerin üretimi için lüzumlu olan bütün sanat kollarının yaşatılması şarttır. Bununla da kalmayıp, insanların sonradan doğacak ihtiyaçlarını karşılamak için yeni sanat dallarının meydana getirilmesi gerekmektedir."

Ahilerde eğitim

Ahilikte ikisi temel olmak üzere, üç yönlü eğitim vardır. Bunlar mesleki eğitim, tekke eğitimi ve medrese eğitimidir. Medrese eğitimi mecburi değildir. Ömür boyu ve her kademede devam edecek olan mesleki eğitimle tekke eğitimi Ahiliğin temelidir.
Ahiliğin çok etkili olduğu önemli alanlardan biri de askeri ve siyasi alandır. Ahi birlikleri, cemiyetin huzuru için uzlaşmacı ve uzlaştırıcı bir tutum getirmişlerdir. Bu teşkilatın çatısı altına giren esnaf ve sanatkârlar, mesleki, dini, ahlâki eğitimden ayrı olarak, askeri talim ve terbiye de görmüşlerdir. Anadolu'da süratle yayılan, köylerde ve uç bölgelerde büyük nüfuza sahip olan bu teşkilat, devlet otoritesinin zayıfladığı bir dönemde, şehir hayatında sadece iktisadi değil, siyasi yönden de önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.
Özellikle idare teşkilatının geliştirilmediği ilk devirlerde, Moğol istilası sırasında şehirlerde ve küçük kasabalarda mahalli halk idarecisinin temsilcisi olmuşlardır. Tokat ve Sivas'ı ele geçiren Moğollara karşı Ahiler Kayseri'yi başarıyla savunmuşlardır.

Ahiliğin açık ve kapalı terbiye ölçüleri

Açık olanlar:
1-Elini açık tut: Cömert olmak, düşkünlere yardım etmek için,
2-Kapını açık tut: Konuksever ve misafirperver olmak için,
3-Sofranı açık tut: Yoksullara, yemek yedirmek, misafire ikramda bulunmak için.
Kapalı olanlar:
1-Elini bağlı tut: Hırsızlık, zorbalık ve kötülük etmemek için,
2-Dilini bağlı tut: Dedikodu, yalan, iftira ve gıybetten uzak durmak,
3-Belini bağlı tut: Kimsenin namusuna, haysiyet ve şerefine göz dikmemek için.

Ahiler kız çocuklarına da şu öğütleri verirlerdi

1- İşine dikkatli ol: Ailenin ve evinin işini ihmal etme,
2- Aşına dikkatli ol: İyi yemek pişir, iktisatlı ol,
3- Eşine dikkatli ol: Her türlü şartlar altında eşine sahip ol.

Trabzonlu Ahi Evran Dede

Kırşehir'de Ahi Evran ile aynı çağı paylaşan; bazı kaynaklara göre de kardeş ya da amca oğlu olduğu belirtilen Trabzon'daki Ahi Evran Dede de aynı tarihlerde Trabzon'a gelerek Boztepe'de bir teşkilat kurmuştur. Ahi Evran Dede, Orta Asya'dan Trabzon'a gelen Türklerin bölgeye yerleşmesine, meslek sahibi Türklerin yüksek kalite ve standartta mal ve hizmet üreterek gayrimüslim esnaflarla rekabet etmesine ve bölge halkının Türk-İslam kültürünü tanımasına öncülük etmiştir. Bugün bir ziyaretgah olan Ahi Evran Dede türbesi Trabzon'un Boztepe semtindedir. Türbe Ahi Evren Cami adı ile anılan camiye bitişik olarak inşa edilmiştir. Ahi Evran Dede, Orhan Gazi zamanında İslam'ı yaymak için gelmiş olan Ahilerin gönüllü İslam tebliğcisidir. 1461 yılındaki Trabzon'un fethine zemin hazırlamış beş evliyadan birisidir. Kaynaklara göre Ahi Evran Dede Miladi 1351 yılında 67 yaşında şehit edilmiştir. Kabri zamanla kaybolmuş ancak sonradan bir ceviz ağacının altında Hacı Hakkı Baba tarafından manevi olarak tespit edilip alınarak adına yaptırılan türbeye nakledilmiştir. Bugünkü cami ve türbe ise II. Abdülhamid'in gönderdiği 900 altınla Trabzon valisi Kadir Paşa tarafından 1305 (1887) yılında yaptırılmıştır. Rivayetlere göre: Hakkı Baba, bir gece rüyasında Ahi Evran Dede'yi görmüş. Ahi Evran Dede kendisine: "Buradayım, sıkıldım. Gel beni buradan al!" demiş. Hakkı Baba da rüyasında gördüğü yeri kazmış ve Dede'nin naaşını çıkarttırarak Boztepe'ye defnettirmiş.
Trabzon'un manevi mimarlarından Ahi Evren Dede hakkında sıklıkla anlatılan bir başka menkıbe ise şöyle: I. Cihan Harbi sırasında Rus Ordusu, Ermeni ve Rum eşkıyalarıyla birlikte Trabzon'u işgal eder. Çocuk, kadın, yaşlı ve ihtiyarların büyük bir bölümü şehri terk ederek batı illerine göç ederler. Geride kalanlar ise çaresizlik içinde camilere koşup imamlardan yardım istemişler. İskenderpaşa Camii imamı Şükür Baba bir vâazında halka: "Ahi Evran Hazretleri'nin manevi huzurunda hazır bulundukça size hiçbir zarar ve ziyan gelmeyecektir" diyerek halkın Boztepe'de toplanmasını istedi. Bunun üzerine yaşlı, kadın ve çocuklardan oluşan Müslüman ahali Boztepe'de toplanır. Gerçekten de gerek Rus istilasının en yoğun dönemlerinde olsun, gerekse Ermeni ve Rum çetelerinin saldırıları esnasında olsun orada bulunan insanların hiçbirine zarar gelmemiştir... Rus savaş gemilerinden atılan topların Ahi Evran Dede'nin türbesine hiç isabet etmediği görülmüştür.


 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121