30 Mart 2006 Perşembe 00:00
348 Okunma
Türkiye'de meydan, yabancıya mı kalacak?
Türk toplumu hiç de hak etmediği bir "para piyasaları oyunu" ve "panik yaratma" tehdidi altında. Yabancıların Türkiye'ye gösterdikleri sopa hep bu yönde oluyor. 70 milyonun geleceği ve ne olacağı, ulusal onurumuz, ülkenin parçalanması umurlarında bile değil... ~|~

Araştırmacı yazar Ersal YAVİ ile ekonomi sohbetimize bugün de devam ediyoruz...
YENİ MESAJ:  Türkiye'de neden yabancı bankacıların payı büyük bir hızla artmakta?
YAVİ: Türkiye'de özel sektör kredilerinin GSMH'ye oranının 2005 yılı sonunda %21 seviyelerinde olduğunu iddia ediyorlar. Oysa bu oran Fransa'da %80, Almanya'da %117, Çin'de %140 civarında.  Yani Türkiye Özel Sektörü'nün gelişmesi için çok daha büyük kredilerin verilmesi gerekiyor gibi bir tablo ortaya çıkıyorsa da gerçekte bu bankaların Türkiye'ye yönelmelerindeki temel nedeni çok açık. Bunlar çok cazip tüketici kredileri, 100'ün üzerinde faiz uygulamasıyla kredi kartı soygunları, yüksek faizli devlet kağıtlarının komisyonları, gayrimenkule yönelen alımlarda kredi imkanları (bunların başlıcası olan Mortgage'yle ilgili aşağıda bilgi verilecektir) çok sığ olan borsa ve hisse senetleri üzerinde istedikleri oyunları gerçekleştirebilecekleri bir ortamın varlığı ve tabi ki Merill Lynch'in raporunda da belirttiği gibi gayrimenkul alımları ve şirket özelleştirmelerinde yabancılara ve hatta yerli alıcılara satış noktasında onlarla birlikte hareket edebilmek için, onlara kredi sunabilecek yabancı bankaların Türkiye'de faaliyet gösterebilme imkânı. Diğer önemli bir konu da "ithalatla büyüyen Pazar"(!), "ithalatla büyüyen ihracat"(!) durumuna dönüşmüş, garip bir budalalık ortamına elbetteki ithalatı finanse etmek için geliyorlar. Yani kendi mamul mallarını ve onlara ihraç ettiğimiz sanayi ürünlerinin girdilerini onlardan satın almamız için para getiriyorlar. Hem mal satışından, hem de verdikleri paranın faizinden para kazanıyorlar. Bu para babalarınca kullanılan ve binyıllardır bilinen en eski yöntemdir.

Borsada yabancı payı

Menkul kıymetler borsaları, sermaye piyasasının değil, menkul kıymetler piyasasının kurumlarıdır. Menkul kıymet denilen hisse senetleri ve tahvillerin kendisinin ekonomik değeri olmamakla birlikte, ekonomik değerleri temsil eden belgelerdir. Bu değerler bu kağıtlar üzerinde yazılıdır. Dolayısıyla piyasada alışverişin oluşabilmesi için kişilerin nezdinde güven unsurunun doğması şarttır. Tahvillerde vade, yatırılan sermaye ve faiz oranı bellidir. Ancak ileride faiz oranlarının düşmesi veya yükselmesi durumunda ve tahvili çıkaran şirketin tahvilin vadesindeki durumunun ne olacağı konusunda belirsizlikler olabilir. Hisse senetlerinde ise belirsizlik tahvillere nazaran daha fazladır. Bu nedenle geleceğe ait belirsizlik menkul kıymetleri ileride değeri düşebilen veya yükselebilen alıcısına kayıp veya kazanç getirebilen spekülasyona açık bir mal haline getirmiştir. Bu nedenle "borsa oyunu" deniliyor.

Yerli yatırımcı silkeleniyor
Burada dikkat edilmesi gereken borsa jargonunda "keriz silkeleme" denilen değeri düşükken veya düşürülerek alınan hisseleri konjonktür ve "tiyo"ları izleyerek veya üreterek en yüksek değere çıkartıp, satmak. Türkiye bunun örneklerini çok yaşadı. İMKB'nin bütün bu parlak çıkışlarına rağmen, son derece sığ, derinliği olmayan bir yapısı var. Manipülasyonlara ve spekülasyonlara son derece açık. Örneğin 1990'da şişirilen balon 1994'te patladı. 13 aracı kurum battı. 60 bin yatırımcı kaybetti. 2001'de aynı şekilde 184 bin yatırımcı kaybetti. 36 şirketin tahtası kapandı. Bazı bankalar battı.

Ulusal paranın girmediği veya buradan dışlandığı bir ortamda yabancılar her türlü oyunu, böyle bir borsada oynayabilirler. Nitekim bunun çok sayıdaki örneklerinden biri, 1 Mart teskeresinin Büyük Millet Meclisi'nden geri dönmesi ardından yaşandı.  7 Mart 2003 tarihli The Wall Street Journal gazetesinin Money&Investing bölümünde "Bond Buyers Gamble on Turkey"  (Türkiye Üzerinde Oynanan Kumar) başlığı altında Türk mali yapısını tahrip etmeye yönelik borsa oyunları hakkında ayrıntılı bilgiler bulabiliyoruz. Ayrıca M.R.Gordon ve General Bernard E.Tranior'un COBRA II, "The Inside Story of The Invasion and Occupation of Iraq" adlı kitabında D.Cheney grubundan L.S.Libby'nin yine ABD askerlerinin Türkiye'den Irak'a geçişine izin verilmemesi ardından "Türkleri boşverin. ABD, Türkiye'den elini ayağını çeksin. Mali piyasalar Türk ekonomisine ne yaparlarsa yapsınlar."  şeklindeki çıkışını aktarıyor.

YENİ MESAJ: Türkiye ne zaman uyanacak?
YAVİ: 
Türk toplumu hiç de hak etmediği bir "para piyasaları oyunu" ve "panik yaratma" tehdidi altında. Yabancıların Türkiye'ye gösterdikleri sopa hep bu yönde oluyor.
Ekonomist Dr. N. Kubalı şöyle diyor: "Panikler krizleri yaratıyor, borsalar kredi piyasaları altüst oluyor. 2000, 2001 krizleri faizleri bir gecede %2000'lere yükseltti. Bu krizler bizim eskiden hiç tanımadığımız bir kriz türü. Bu krizler dünya ekonomisinden Türkiye'ye bulaşıyor. Bu büyük likidite güvenli olmak için gelişmiş ülkelerde üstleniyor. Ama oralarda faizler çok düşük.  Yüzde birin altında. Kazanç yok. Kazanç, borsaları esnek, faizleri yüksek, ekonomileri liberal bizim gibi ülkelerde. Sıcak para bizim gibi ülkelere kısa vadede kazanç için geliyor. Ekonomiler düzene girdiği dönemlerde geliyor. Geçici sükunetten yararlanarak geliyor. Gelirken herkez memnun. Borsa yükseliyor. Türkiyeye döviz giriyor. Vitrinler doluyor. Otomobil satışları fırlıyor. Merkez Bankasında döviz rezervleri artıyor. "Uluslararası büyük sermayenin Türkiye'ye güveni arttı," edebiyatı başlıyor. Ama bu örofori hali, yani hayal alemi, geçici. Milyarlara hükmeden büyük Uluslararası Bankalar ve Fon yönetim şirketleri'nin ilk paniği bizi bu rüya aleminden sarsarak uyandırıyor."  diyor.
Bu olasılıklar her zaman için daha da geçerlilik kazanıyor. Bu nedenle para yapıcı aktörler ve Türkiye'deki işbirlikçileri konuşmayın, karışmayın, bulaşmayın yani üç  maymunu oynayın, her dediğimizi yapın diyorlar. 70 milyonun geleceği ve ne olacağı ulusal onurumuz, rejimin çökmesi, ülkenin parçalanması umurlarında bile değil. Yeni dünya düzeni ve serbest piyasa ekonomisinin bu değerleri anlaması mümkün değil. Oysa daha akılcı yöntemleri ve sorunların çözümünü bilmiyor değiliz. Ancak toplumu keriz zannedip silkelemeye kalkanlar ve bunlara seyirci kalıp susanlar olası krizler patladığında ne bu dünyada ne de öbür dünyada sığınacak bir yer bulablilecekler mi? Bakalım!
Gerçekte bu panikleri yaratanlar sermaye ve para piyasalarının dışardan güdümlü içerideki işbirlikçileri olan spekülatörler ve bunların borozanlığını yapan bir kısım medya. Türkiye nüfusunun sadece 70'te 1'i borsada oynuyor.

YENİ MESAJ: Sıcak para neden geliyor, ne yapıyor?
YAVİ: Sıcak para kısa vadede kazanç için geliyor, ithalatı finanse etmek için geliyor, aşırı döviz girişiyle mali disiplini ve ekonomik programı altüst ediyor, yerli para aşırı değerlenirken giren döviz iyi kullanılmıyor. Cari açığın önlenemeyen yükselişiyle, AB tarama ve uyum sürecinde olası uyuşmazlıklarla, İran nükleer geriliminin yükselmesiyle,  Irak'ta iç savaşın yayılmasıyla, Kıbrıs görüşmelerinde çıkmaza girilmesiyle,  PKK hareketlerinin yaygınlaşmasıyla, ABD ve AB ile beklenmedik şok bir siyasi kriz nedeniyle....

YENİ MESAJ: Yabancı sermaye daha ne istiyor?
 YAVİ: Geçtiğimiz haftalarda endeksin havalara uçurulması süreci devam ederken, panikler ülkesi Türkiye'de gündeme düşen herhangi bir olay borsa üzerinde sarsıntı yaratıyor demiştik. Çünkü kağıtları düşük fiyattan alıp tavan fiyattan satmak borsa oyuncularının temel işlevi. Uzun vadeli oynayan yabancıların da kâr maksimizasyonu için en iyi bildikleri bu yöntem geçtiğimiz aylarda işlerlik kazanmış ve borsa endeksleri kırılma noktalarını aşıp 60'lara doğru yükselirken Van Savcısı'nın yazdığı bir iddianamenin ortalığı karıştırması endeksin yükseliş trendine ani bir darbe indirdi. Bu veya olası bunun gibi birçok olay nedeniyle yabancı yatırımcılar güvence üstüne güvence peşindeler ve bu talepleri bitmiyor. Yabancı Sermaye Derneği'nin her yıl yayınladığı Barometre anketine göre yabancı yatırımlardaki engeller ve kriterler şöyle sıralanmış:
Kriterler:
1. Yatırım getirisi
2. Siyasi istikrar
3. İşçilik maliyeti
Engeller:
1. %75 yasal çerçeve eksikliği
2. %61 kayıt dışı
3. %47 bürokrasi
Açıkcası, Türkiye'yi pazarlıyorum diye dünya piyasalarına çıkartan Erdoğan ve ekibi, bu gösterişli çıkışlara attıkları kimi imza, anlaşma ve vaadlere rağmen "devletle kavgalı hükümet" konumunda kendinlerince gereğini (!) yapamadıkları durumlar bir yana, Bankacılığın %80'ine, borsanın %76'sına hakim olan en gözde ve kârlı işletmelerin birçoğunu özelleştirme yoluyla elde etmiş olmalarına rağmen, yukarıda hâlâ ortaya koydukları KRİTER ve ENGELLERİN oranlarındaki yüksekliğe bakılırsa bunlarla işimiz çok zor. Çünkü onlar Türkiye'yi hiçbir pürüz ve engel tanımaksızın topyekün devralmak niyetleri açıkca ortaya koymuşlar.

YENİ MESAJ: Borsadan, kağıttan, dövizden kaçan yastık altı ve ihtiyat akçelerini yabancı bankalara devşirme operasyonunun adına Mortage (Rehin) diyorsunuz. Bu nasıl işliyor?
YAVİ:
Altın Borsasısı başkanlığının yaptığı açıklamaya göre Türkiye'de yastık altında 5000 ton altın var. Araştırma kurumu MORI'nın yaptığı arıştırmada özellikle son üç yılda Türk halkının %60'ı borsayı spekülatif ve güvenilir bulmuyor. Bu nedenle tasarruflarını mücevher, altın ve emlağa yönlendiriyor. Hükümet büyük bir hevesle konut edinmede reform yapıyorum diyerek Batı'dan ithal ettiği MORTGAGE denilen (yani rehincilik) sistemle, halkın karagün birikimlerini bu yöntemle yabancılara trasfer etme çabası içinde. Yine MORI'nın yaptığı araştırmaya göre, Türkiye'de konut kredisi kullanımı GSMH'nın %2.5'i gibi çok düşük bir düzeyde. Yani halkımız bankaya borçlanmadan tartışmalı da olsa öz kaynakları ve kooperatifleşmeyle yıllardır konut üretme becerisini göstermiş. Eğer hükümetin açıkladığı gibi enflasyon ve faiz tek haneli rakamlara düşecekse, kooperatif veya toplu konut idaresi (TOKİ) seçenekleri pekala kullanılabilir.Oysa Mortgage denilen yasa tasarısı tamamen tüketici aleyhine, bankaların lehine olarak hazırlanmıştır. Gayrimenkulün kıymet takdiri belirsizdir. Tüketici değişken faize zorlanmaktadır. Sabit faizde vadesinden önce erken ödeme istendiği takdirde banka %2 faiz tahakkuk ettirerek, kredi alanı cezalandırmaktadır. Bu tüketici haklarına aykırı olup, borç doğmadan haksız faiz uygulanması söz konusudur.

MORTGAGE tavizsiz ödeme isteyen, geri ödemelerin aksatılması halinde tüketiciye hiçbir şans tanımayan yaptırımları da içermektedir. Türkiye'de 4 milyon konuta ihtiyaç vardır. Bu günün koşullarında ilk etapta 400 bin olmak üzere 1 milyon konut yapılması planlanıyor. O nedenle çok büyük bir kredi arzı söz konusudur. Bu ise yukarıda önemle vurguladığımız gibi boşta kalmış, müşteri bulamayan yüzergezer trilyonluk spekülatif yabancı fonların pazar olarak Türkiye'ye yönelmesi demektir. Önceleri tahkim yasasıyla başlayan ve giderek daha da yabancı yatırımcılar lehine yapılmakta olan yasal düzenlemeler doğrultusunda AKP özelleştirme, gayri menkul satışları ile Türkiye'yi pazarlama politikaları çerçevesinde bu kredilerin gerçekten ulusal iş çevrelerine mi,  yabancılara mı, yoksa yabancılarla işbirliği içindeki yerli rantçı ve komisyonculara mı verileceği söz konusu.
Özetle, Türkiye'de meydanlar yabancılara kalmış.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100