Bu haber kez okundu.

Türkiye'nin en büyük afeti
p Görülen o ki durum çok ciddî. Peki, konudan erkenden haberdar olan bilimadamı, uzmanlar olarak etkili ve yetkili mercilere gerekli uyarıyı yaptınız mı? Yapıyor musunuz?

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu? Ben ABD'de büyük bir masrafla 6 sene okudum. Türkiye bana burs verdi. Türkiye'ye geldim. Hiç kimsenin arayıp sorup da, "Bu ülkenin parası ile sana bu kadar yatırım yaptık. Ülkenin de şöyle problemleri var. Gel, bir şeyler söyle, üzerinde çalış" dediği yok. Türkiye'nin en büyük sıkıntısı bu. Türkiye iyi yönetilmiyor. Kaynaklarımızı iyi kullanmıyoruz. Yetişmiş insan da bir kaynaktır. Kaynaklarımızı doğru yerde kullanmak gerekiyor. İşe doğru adam koymak, işi ehline vermek, memleket menfaatini gözetmek diye bir şey yok. Biz, sadece akademik kariyerimizi sürdürmek için "bilimsel çalışma yapmak lazım" diye bunları yapıyoruz. Bunu yaparken de binlerce zorlukla karşılaşıyoruz. Zorluğu çıkaran da kendi ülkemiz oluyor.

2 sene önce GAP'ın meteorolojik verilerini alıp, "çok sulama yapılırsa, iklim ~|~değişirse bu meteorolojik parametreler nasıl değişir?" diye bir çalışma yapacaktım. Benden 12 milyar lira istendi. Dünya üzerinde böyle bir ülke yok. Bu ülkenin en başta bir bilim politikası yok. Bu ülkenin bilim insanı, bu ülke için bir çalışma yapacak, sen, resmen o insanı para cezasına çarptırıyorsun. Cezayı ödeyip yapsak bile ortada, bu çalışmayı dikkate alan, oturup bakacak kişiler de yok. Çünkü işler ehline verilmemiş. Devlet kurumları, parti teşkilatlarının kartvizitleri ile işbaşına gelmişlerle dolu. Meteoroloji Genel Müdürlüğü'ne bakın, 1936'dan beri bu işin başına işi bilen biri getirilmedi. Ömr?ü hayatım boyunca getirileceğini de beklemiyorum. Türkiye'nin en büyük afeti işi ehline verememek, bilen insanları arayıp bulup onları ülke yararına çalıştıramamak.

Dipsiz kuyu örneği

Benim yaptığım 30'a yakın uluslararası yayın var. Bunlar uluslararası alanda zor yayınlanan makalelerdi. Bunlardan bir kısmını, Türk insanına mal olsun diye Türkçe'ye çevirip kitap haline getirdim. "Küresel İklim Değişikliği ve Türkiye" diye yayınladım. "Küresel iklim değişikliği nedir? Bunun Türkiye'ye, tarıma, enerji sektörüne nasıl bir etkisi olabilir?" diye halkın da anlayabileceği dilde ortaya koymaya çalıştım. Etkili ve yetkililere de sizin gibi basın mensupları ile duyurmaya çalıştım. Ama ortaya çıkan sonuç dipsiz bir kuyu örneğini andırıyor. Kimseye ulaşamıyorsunuz. Attığınız taş bir türlü kuyunun dibine varmıyor.

p Yani sizin gibi bilim adamlarının sırf bilimsel kariyerini devam ettirmek için ortaya koyduğu bu bilimsel çalışmalardan ülkeyi idare eden etkili ve yetkililerin pek haberi olmadığı gibi bir sonuç mu ortaya çıkıyor?

Kadıoğlu? Evet! Etkili ve yetkililer bunlardan haberdar olmuyor ve bizim yaptığımız da sırf bir bilimsel faaliyet olarak kalıyor. Bu faaliyetler ülke yararına pratiğe dönüştürülmüyor.

Küresel ısınma her

adımda dikkate alınmalı

p Küresel ısınmanın bu kadar ciddî bir problem olacağı ortaya çıktıktan sonra sanayiciler, ülkenin yönetimine talip olan siyasi partiler dahil herkes programlarını küresel ısınma olgusunu dikkate alarak mı yapmalılar? Bugün böyle bir şey görülmüyor olsa da...

Kadıoğlu? Türkiye'de aslında Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporları var. Bunlara bakarsan meteoroloji ile ilgili bütün veriler alınmış, tablo halinde oraya konulmuştur. Oraya meteorolojik çevre konulur ama değerlendirmesi yoktur. Orada süs gibi dururlar. Çünkü o işte meteoroloji mühendislerine yer yoktur.

Aslında 1992 Haziran'ında Rio de Jeneiro'da yapılan toplantıda Türkiye üç tane belgeyi imzalamıştı. Bir tanesi Yerel Gündem 21 idi. Yerel Gündem 21, her mahalli birim, halkla beraber, bulunduğu yeri 21. Yüzyıla çevre dostu olarak hazırlamaktı. Türkiye'nin her ilinde, ilçesinde, mahallesinde böyle bir gündem hazırlanması lazım. Çünkü, küresel iklim değişikliğinin çözümü "küresel düşün, yerel hareket et" mantığında yatıyor. O yüzden partiler ve diğer kuruluşlar olsun Yerel Gündem 21'i uygulayacak şekilde halka, sivil toplum kuruluşlarının çalışmasına açık olması lazım. Toplumumuzdaki gönüllülük ruhunun yaygınlaştırılması lazım. Vatandaşın da bu tür şeylere katılması, her şeyi devletten beklememesi gerekiyor.

Ama vatandaş "ben 2030 yılına çıkmam" diye düşünüyor. Sıkıntının bir bölümü de buradan kaynaklanıyor. 2030 yılında biz yokuz ama bizim çocuklarımız, torunlarımız olacak. Onların da o zaman ellerinde yapacak hiç bir şeyleri olmayacak. 2030 yılındaki problemi çözmek için ne yapılacaksa şimdi yapılacak.

Cevabı zor soru

p Görünen o ki Türkiye, bu küresel ısınma problemine hazır ülke gibi gözükmüyor. Peki, küresel ısınmanın sonuçlarına hazır ülke var mı dünyada?

Kadıoğlu? Bu çok zor soru. Bunun cevabını bilmiyorum. Amerika'ya bakıyorum. Binlerce bilim insanı çok büyük paralarla, büyük imkanlarla bu konuda çalışmalar yapıyorlar. Ama Amerikan hükümetinin, hükümet olarak pek adım attığı yok. Çok iyi bildikleri, problemin de en büyük sorumlusu oldukları halde hükümet bazında, dünya çapında bir çözüme yanaşmıyor. Belli bazı Avrupa ülkeleri var. Güneş ve rüzgâr enerjisine geçen ülkeler belki bu konuda daha çok duyarlı denilebilir. Temiz enerjiye geçmek için kim daha çok çalışma yapıyor? Danimarka, Hollanda vs. Özellikle Hollanda'nın deniz seviyesinin yükselmesine karşı çok büyük hazırlığı var.

Yarın: Ozon tabakası olayı
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100