Bu haber kez okundu.

Vatikan ve Şövalyeler
Aytunç Altındal'ı ayrıca tanıtmaya gerek yok sanırım. Okurlarımız özellikle Meltem TV ve Yeni Mesaj gazetesi aracılığıyla sn. Altındal'ı yakından tanıyordur. Altındal; son zamanlarda sekiz baskı yapan Bilinmeyen Hitler'den sonra beklenen kitabı "Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri"ni de çıkardı.

"Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri" üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Dünyanın en esrarlı devleti olan Vatikan'ı konu alıyor. Bu bölüm daha önce Yeni Mesaj gazetesinde dizi olarak yayınlanmış (19?30 Aralık 2000) ve olağanüstü ilgi görmüştü. Bu bölümde Vatikan'ın hem tarihi ele alınıyor hem de aktüel gelişmeler inceleniyor.

"Tapınak Şövalyeleri"nin ele alındığı bölümde de hem tarih hem de aktüel durum işleniyor. Tarihteki Tapınak Şövalyeleri'nin günümüzdeki temsilcileri olan Malta Şövalyeleri ile de yüzyüze görüşmüş sn. Altındal. Altındal, ABD ve Rusya'da kimi çevrelerce desteklenen ve kendisini Bizans tahtının yasal varisi olarak gören Lascaris Paleolog ve faaliyetleri hakkında ilginç bilgiler ~|~veriyor. İstanbul üçe bölünüp Suriçi'nde Bizans diriltilirse imparator da hazır yani.

Üçüncü bölüm ise "Vatikan Bağlantılı Güncel Yazılar"dan oluşuyor. Başlığa rağmen bu bölümde Anglikan ve Ordodoks Kiliselerinin faaliyetleri de inceleniyor. Altındal'ın TBMM'de yapılan "Tarih Boyunca Türk?Ermeni İlişkileri Sempozyumu"ndaki konuşması da son derece dikkate değer. Altındal, Ermeni meselesinin, tarihi bir mesele sayılamayacağını çünkü bir terör meselesi olduğunu vurguluyor. "Papa'nın Gizli Kardinalleri" başlıklı yazısını Meltem TV'deki Med?Cezir programında da kendileriyle konuşmuştuk. İlk yayınlandığında epeyce tartışmalara yol açmıştı. Sonradan çok aranılan bir yazı olmuştu; bu yüzden yeniden yayınlanması isabetli oldu sanırız.

Papa'nın gizli kardinalleri

Üç yıl önce, 16 Nisan 1995'te Papa II. John Paul, St. Peter Meydanı'nı dolduran 200.000 kişilik bir Paskalya mesajını okudu. Papa ilk kez bu Paskalya mesajında siyasal haklar edinmek için silahlı mücadele veren örgütleri bizzat dile getirdi. Papa aynen şunları söyledi:

"Özellikle Kürtleri, Filistinlileri ve Latin Amerika'daki grupları siyasal haklar elde etmek için silahlı mücadele bulunmaya son vermeye çağırıyorum. Toplumda karşılıklı kabule ve saygıya dayalı kullanılabilir (equitable) çözümün tek yolu vardır: Diyalog. Ben onları bir an önce diyalog başlatmaya çağırıyorum."

Bu Papalık çağrısından sonra ilginç gelişmeler oldu. İlkin Belçika'da sonra Almanya'da "Diyalog" grupları oluştu. Hemen ardından 1995 yılının Eylül ayında "PKK Diyalog İstiyor" sesleri yükseltilmeye başlandı. Bunları Türkiye Diyalogdan Kaçıyor" şeklindeki Batı basınının manipüle edilmiş haberleri izledi. Türkiye yeniden İnsan Hakları örgütlerinin boy hedefi haline getirildi.

Vatikan'ın ve onun bürokrasisinin Türkiye'deki siyasi gelişmelerle doğrudan ve açıklanmış iradeyle ilgilenişi işte bu 16 Nisan Paskalya konuşmasından sonra hız kazandı. Ne hikmetse bu dönemde o güne değin Diyalog sözcüğünü telaffuz bile edemeyen bazı çevreler birdenbire "Din" aşkına "Diyalog ve Hoşgörü" toplantıları düzenlemeye başladılar.

Papa'nın ne tür bir Diyalog çağrısı yaptığı ise Katolik Kilisesi tarafından yayınlanan resmi belge ve yayınlardan anlaşıldı. Katolik aleminde en ciddi ve en çok izlenen yayın organı olan The Catholic World Report (ABD tarafından finanse ediliyor) Mayıs 1995 sayısında Türkiye'yi tek taraflı suçlayan bir haber yayınlandı (ss. 13?14). Haberde Amerikalı Cumhuriyetçi Senatör John Porter'ın "Türkiye'de Kürtlere Jenosit Uygulanıyor" şeklindeki demeci verildikten sonra Müslüman Türklerin elindeki Ankara Hükümeti'nin başta Kürtlere, Aramilere, Ermenilere, Süryanilere ve Rumlara baskı yapmakta olduğu vurgulandı. (Aynı Senatör bilindiği üzere ABD'de Ermeni Soykırımı tezini savunuyor. İki ay önce eşiyle gelerek Türkiye'deki bazı Kürt liderleriyle görüşmüştü). Aynı dergi Haziran 1995 sayısında ise tam altı sayfalık bir yazıyla Türkiye'nin AB'ye girmesini engelleyeceğini duyurdu. Papa'nın Diyalog çağrısının böylece kasıtlı bir Anti?Türkiye kampanyasını seslendiren bir "Monolog" olduğu da anlaşıldı. Rastlantı bu ya, 1995'ten bu yana Türkiye'de Diyalogla yatıp Hoşgörüyle kalkanlar, ne hikmetse tıpkı Vatikan ağzıyla konuşarak terörist bir örgütle Türkiye Cumhuriyeti'ni "Diyalog ve Hoşgörü" yutturmacasıyla, kendi deyimleriyle, "Diplomatik" görüşmelerde bulunmak üzere, eşit taraflar olarak "Diyalog Masası"na oturtmaya uğraştılar. Hala da uğraşıyorlar...

Vatikan bu gelişmeleri nasıl değerlendirdi, bilinmez. Ama geçtiğimiz hafta Papa II. John Paul, sessiz sedasız bir atama yaptı. 21 Şubat 1998'de resmiyet kazanarak yürürlüğe giren bu atama olayı ile Kardinaller Koleji'ne (Vatikan'ın Senatosu) 20 yeni Kardinal atandı. Böylece bu Papa'nın ölümünden sonra yapılacak olan seçimde oy kullanma hakkına sahip olan Kardinal sayısı 122'ye yükseltildi. (Gerçekte 166 Kardinal var. Bunlardan 80 yaşının üstündekiler oy kullanamıyorlar). Yeni Kardinallerden ikisi de Amerikalıydı. Bunlardan biri Türkiye'deki "Diyalog ve Hoşgörücüleri" yakından tanıyan Şikagolu Francis Kardinal George diğeri de eski Denver Başpiskoposu James Kardinal Stafford'du.

Ancak ilginç olan bu değildi. Papa II. John Paul neredeyse 100 yıldır uygulanmayan bir "Papalık Hakkını" da bu atamalarda kullanmıştı. Vatikan terminolojisinde "in pectore" diye bilinen bu uygulamaya göre Papa 20 Kardinaline ek olarak iki de "in pectore" yani gizli kardinal atamıştı. Sözkonusu sözcük Latince "Kilisenin bağrına bastığı gizli evladı" anlamına gelmektedir.

Diğer bir anlatımla "in pectore" ile yıllardır Vatikan'ın "gizli" hizmetinde çalışan ve/fakat kendi ülkesinde kimliğini gizleyen başka dine mensup iki kişi şu anda Vatikan'da Kardinal yapılmış bulunuyorlar. Papanın özel "Audiance=Görüşme" yapmasından sonra Kardinalliğe getirmeye uygun gördüğü bu kişilerin kim oldukları şu anda Papa dahil sadece 7 kişi tarafından biliniyor. Geleneğe göre Papa'nın bu şahısların kimliklerini ölümünden önce açıklaması gerekiyor, yoksa bu kişilerin "in pectore" statüleri kimlikleri açıklanmadan sürecek.

Yıllardır Vatikan'ın isteklerini yerine getirerek "Gizli Katolik" olarak çalıştıkları ve bizzat Papa'nın dediğine göre gerçek kimliklerinin açıklanması halinde ihanetleri nedeniyle kendi ülkelerinde öldürülebilecekleri ihtimali bulunan bu iki kişi acaba kimdir? Bunlardan birinin Çin Halk Cumhuriyeti'ndeki bir din adamı olduğu tahmin ediliyor. Diğeri de acaba Orta Doğu'dan Müslüman bir lider, kral ve/veya bir din adamı mıdır? Soğuk savaş yıllarında CIA hesabına çalıştığı bilinen Papa II. John Paul'un Vatikan'daki Mafyası OPUS DEI'nin Orta Doğu'da hangi liderlerle kol kola ve sermayesiyle iç içe olduğu biliniyor. Birkaç yıl içinde çok hazin bir "Aldanış"la karşılaşmasınlar diye Orta Doğu'nun Müslümanları bu soruyu kendilerine sorsalar iyi ederler, kanısındayım..."
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100