Bu haber kez okundu.

Yaşananlar türkülerle yaşatılır
Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) FenEdebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Vahit Türk, "Türküler, çoğunlukla ne zaman oluştukları bilinmeyen ve kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılan dil ürünleridir" dedi ~|~

Doç. Dr. Türk, türküler gibi dilürünleri ninniler, maniler, bilmeceler, atasözleri ve deyimlerin de kültürel zenginliğin göstergeleri olduğunu söyledi. Türkülerin, toplumun tüm kesimleri tarafından uzun yıllardan beri zevkle dinlendiğini ifade eden Doç. Dr. Türk, radyo, teyp ve televizyon gibi kitle iletişim araçları ile birlikte insanların çok daha rahat bir şekilde türkü dinleme imkanına sahip olduklarına söyledi.

Son yıllarda, türkülere daha fazla ilgi gösterilmeye başlanmasının, kültürel bilinçlenme anlamında olumlu bir gelişme olduğunu dile getiren Doç. Dr. Türk, şöyle konuştu: "Türkülerimizin, oluştukları döneme ait sosyal ve kültürel yönleri vardır. Yani toplum, yaşadığı dönemdeki, acıları, sevinçleri, sorunları, savaşları, aşkları kısacası insan hayatına ilişkin olarak yaşanmış olan her şeyi türkülerle dile getirip, bu yolla ifade etmeye çalışır. Türkülerimiz, geçmiş dönemlere ait olan sosyal, kültürel ve tarihi gerçekleri günümüz kuşaklarına taşır. Günümüzde, türkülere daha fazla ilgi gösterilmeye başlanmış olması, genç kuşakların, geçmişe olan bağlılığını ortaya koyması ve kendi öz kültürüne daha fazla ilgi duymaya başladığını gösterdiği içinson derece önemli. Türkülerimizi, daha fazla insana dinletebilmek içinbaşta televizyonlar olmak üzere tüm kitle iletişim araçlarına görev düşüyor."

Türkülerin orijinalini korumak lazım
Türkülerdeki kelimelerin olduğu gibi kullanılmasına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Türk, şunları anlattı: "Türkülerimizin, bazı kelimeleri ve gramerlik unsurları koruyarak geleceğe aktarma özellikleri vardır. Bir kısım söz ve yapılar, zaman içerisinde çeşitli nedenlerle günlük dilin kullanım alanından çıksa dabu yapılarda yaşamaya devam ederler. Bu nedenle türkülerimizde geçen kelimelerin söyleniş biçimleri değiştirilmemeli, ancak zaman içerisinde bir anlam değişikliği söz konusu ise bu anlamı öğrenilmelidir.

Örneğin, daha çok Şanlıurfa türkülerinde kullanılan biye (bana), siye (sana) kelimeleri aynı biçimde kullanılmalı ve bunların anlamı dabilinmelidir. (Gelme biye küstüm siye) dizesinde karşılaştığımız bu kelimeler, belki de binlerce yıl öncesinden bugüne gelen dil yadigarlarıdır, kültürel zenginliğimizin göstergeleridir. Altay dil birliği ile ilgili çalışmalarda, bu dil birliğine dahil kabul edilen dillerin akrabalık delillerinden biri olarak gösterilen ben ve sen zamirleri, Moğolca'da (bi, çi) Mançu Tunguzca'da (bi, si) olarak kullanılmaktadır. Mançu Tunguzca'daki biçimlerin Anadolu ağızlarında da kullanılıyor olması oldukça dikkat çekicidir. Dede Korkut'un (Ayağım başmak, başım yaşmak görmedi) cümlesinde geçen başmak ve yaşmak kelimeleri de bir Şanlıurfa türküsünün (ayağına başmak yaraşır,başına yaşmak yaraşır) dizelerinde karşımıza çıkar."
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100