11 Ekim 2001 Perşembe 00:00
528 Okunma
Yazı Dizisi: Küreselleşme
Küreselleşme, Vahşi Kapitalizmin Yeni Maskesi mi?

Küresel Güçlerin Hezeyanı: Hıristiyan Batı güya İslam'dan üstünmüş

Hıristiyan Batı İslam'dan Üstünmüş!

Biz bu yazı dizisinde, efendi ya da köle olarak kendisine dahil olmayanlara yeryüzünde yaşama hakkı tanımayan küresel aktörlerin iç yüzünü sergilemeyi amaçlıyoruz. Ve yazı dizimizi küreselleşmenin vahşetine kurban seçilen masum Afganlı çocukların tertemiz ruhlarına ithaf ediyoruz.

Niçin özellikle Afganlı çocuklara ithaf ediyoruz? Bunun için 11 Eylül sonrası küresel güçlerin düşman tanımlamasını hatırlamak gerekiyor.

Küreselleşmeyi en çarpıcı biçimde anlatan sözlerinden birisi daha yeni sarfedildi. İtalyan Başbakanı Berlusconi İslam medeniyetinin aşağı bir medeniyet olduğunu bu nedenle Hıristiyan Batı uygarlığı tarafından işgal edilerek Batılılaştırılamısı gerektiğini ileri sürdü.

Tam olarak ne diyordu İtalyan başbakanı Silvio Berlusconi: "İnsan haklarına ve dine saygı duyulmasını garanti eden, ülkele~|~rimizdeki zenginliğin de temelinde yatan değerlerin oluşturduğu uygarlığımızın üstünlüğünden kuşkumuz olmamalı. İslâm Dünyası'nda böyle bir saygı yok ve bu sebeple geri. Üstün değerlere sahip Batı yeni insanları Batılılaştırıp fethetmek zorunda. Komünist Dünya ile İslâm Dünyası'nın bir bölümünde bu oldu, ama maalesef İslâm Dünyası'nın bir bölümü 1400 yıl geride." (1)

Ezcümle küreselleşme, Berlusconi'nin buyurduğu (!?) gibi her türlü farklılığı yok edici, ötekine (bu da özellikle Müslümanlara) yaşama hakkı ve alanı bırakmayan tahakkümcü ve tasallutçu bir süreçtir. Bunun öğrenmek için illa da Yahudi asıllı Amerikalı yazar Samuel Huntigton'un "Medeniyetler Çatışması mı?" başlıklı tezini (2) okumak şart mı?

Berlisconi yeni bir şey mi söylüyordu? Elbette ki hayır! Bunun için 1989'da Berlin Duvarı'nın çökmesinin ardından söylenen sözleri hatırlamak gerekiyor:

Baba George Bush döneminde başkan yardımcısı olan Dan Quayle ile aynı dönemde NATO'nun genel sekreterliğini yapan Belçikalı Willy Claes, farklı ortamlarda, komünizmin çöküşünden sonra Batı için 'en ciddi tehdidi' İslâm'ın oluşturduğunu söylemişlerdi.(3)

Hepsinde önce, İngiltere'nin liberal başbakanı Margaret Thatcher'in İskoçya'da 7?8 Haziran 1990'da toplanan NATO Zirvesi'nde, "Yeni düşman İslâm Dünyası" demişti.

Küreselleşme Söylemlerinin Büyüsü:

"Batı, ruh yapımıza kendi mefhumlarını zerk etmekte, idrakimizi mefluç hâle getirmektedir. Kavga öncelikle kelimeler dünyasında kazanılmak mecburiyetindedir." (4)Böyle diyor, rahmetli Cemil Meriç.

Gerçekleri göz ardı edip kavramların büyüsüne kapılmanın bedelini çok ödedik. Artık kavramları ve söylemleri bir tarafa bırakmak, gözümüzü dört açıp gerçekleri görmek zamanı geldi de geçiyor. Kavramlar ve söylemler bir tarafa, zorla dayatılan küreselleşme süreci bize neler getiriyor, bizden neleri götürüyor, artık bunun hesabını yapmamız gerekmektedir.

Eğer yine kavramların ve söylemlerin büyüsüne kapılıp gidersek geri dönüşü imkansız bir sürece gireceğimiz muhakkaktır. Çünkü küreselleşme sürecinde yaşadıklarımızı şöyle bir gözden geçirmek bile sonuçta inancımıza, varlığımıza ve birliğimize tasallut eden gelişmelerle karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Buna karşılık uluslarüstü ve sözde ulusal medyanın hatta akademik çevrelerin kahir ekseriyeti küreselleşmeyi nasıl da masumlaştırıldığını ve meşrulaştırıldığını ve de yegane kurtuluş düzeni olarak sunduğunu, kitlelerin beynini bu yönde adeta yıkadığını ibretle izlemekteyiz.

Küreselleşmenin Göstergeleri

Kimilerinin ileri sürdüğü ya da sandığı gibi küreselleşme niyetlenilmemiş ve kontrol edilemeyen ve asla direnilemeyecek bir süreç değildir. Böyle düşünmek için ya "şizofrenik bir ruh haline" sahip olmak ya da Pavlov'un köpeklerine uyguladığı "koşullanma" deneylerinin benzerleriyle "âcizliği öğrenmiş" olmak gerekiyor. Bu kavramak için "bakmak" değil "görmek gerekir." "Bakmak ile görmek" arasındaki farkı ilkokuldaki okuma parçalarında öğrenmemiş miydik?

Daha da önemlisi olağanüstü kamuflaja sahip köleliği meşrulaştırıcı, dünyanın hem savcılığına ve yargıçlığına garip bir şekilde hem de avukatlığına ve tanıklığına soyunan bir düzendir küreselleşme. Bunun için beyin yıkama ve beyin işgal şebekeleri olarak iş gören medyatik ve akademik çevreleri hatıra getirmek yetmez mi?

Küreselleşme sürecinin göstergeleri nelerdir? Bunları şöyle sıralayabiliriz:

* Uluslararası alanda en güçlülerden en zayıflara doğru piramit modeline uygun bir sömürge düzeni dayatılır.

* Yerel/ulusal kültürler buharlaştırılır ve geleneksel sosyal bağlar çözülür.

* Amerikan kültürü eksen olmak üzere Batı kültürü yegane yaşam biçimi olarak sunulur.

* Uluslararası ilişkilerde ulus?devletlerin belirleyiciliğinin azalır.

* İnternet gibi yeni teknolojik iletişim araçları sayesinde gruplar ve kişiler arasındaki her türlü ilişki kolaylaşır ve yaygınlaşır.

* Üretim ve bölüşüm yeni bir dönüşüm içine girer, bu bağlamda finans sektörü belirleyici bir konum kazanır. Finansman piyasaları, reel üretim piyasalarından koparak Gazino?Kapitalizmini oluşturur.

* Gerek toplum içindeki gerekse toplumlar arası sürtüşmelerin yayılma hızı arttığı gibi zincirleme yansımaları da olur.

* Siyasal sınırların ve geleneksel aktörlerin önemi azalır.

* Ben?merkezli kişilik geçerlilik kazanır, ruhsal hastalıklar, uyuşturucu ve intihar aadeta salgın haline gelir.

* Geleneksel sosyal kurumlar işlevlerini yitirir.

* Yardımlaşma ve dayanışmanın yerini vahşi rekabet ve haksız yarışma alır. İmeceyi, kirveliği hatırlayanımız kaldı mı?

* Ahlaksal değerler sistemi henüz buharlaşır. Haklı olanın güçlü olması gerekirken güçlü olan haklı olur.

Bu bağlamda küreselleşme, bir yandan bir realitenin/gerçekliğin tesbitidir. Ama öbür yandan küresel güçlerin bir tahakküm aracıdır. Bir yandan küresel güçlerin kendi değerlerini herkesçe benimsemesine dönük haksız bir iddia öbür yandan bu iddiayı zorla kabul ettirmeye yönelik bir baskı düzenidir.

Küreselleşme/ globalleşmenin siyasal, ekonomik, askeri, sosyo?kültürel, psikolojik, teknolojik ve dini olmak üzere pek çok boyutundan söz edebiliriz. Yazı dizimiz boyunca bu boyutları tek tek ele alacağız.

DİPNOTLAR

1) International Herald Tribune, 27 Eylül 2001, http://www.iht.com/articles/33780.html

2) Samuel P. Huntington'un "Medeniyetler Çatışması mı?" başlıklı ünlü makalesi (çev., Y. ÖZGÜR http://www.yenihayat.org/dergi/1999/57/7.html

3) http://www.mfa.gov.tr/grupa/percept/V?2/ysezgin.htm

4) MERİÇ, Cemil, Sosyoloji Notları ve Konferanslar, İst.?1997, s. 303?309


Öğrenciler "part time" memur oluyor

Üniversitelerin kendi kaynaklarını yaratmalarına ve ellerindeki kaynakları kullanabilmelerine fırsat sağlayan düzenlemelerin yer aldığı taslakta, YÖK Kanunu'nun 58. maddesinde yer alan "Döner Sermaye ve Araştırma Fonu" hükmü, "İşletme Hesabı" adı altında yeniden düzenlendi. Taslağa göre, İşletme Hesabı biriminin gelir kaynaklarını, her yılBütçe Kanunu'ndan aktarılacak ödeneklerin yanı sıra üniversitelerin her türlü fiziki imkan, araç?gereç, teçhizat, insan gücü ve bilgi birikimini değerlendirerek üreteceği hizmet ve mallardan elde edilecekgelirler, taşınır?taşınmaz malların kiralanması veya satılmasından gelecek para, bağış ve yardımlar ile öğrencilerin üniversitelere ödeyeceği harçlar oluşturacak.

Bu hesaptan üniversitelerin her türlü ihtiyacı karşılanacak. Ayrıca, öğrencilere burs sağlanacak ve öğretim elemanlarına ek ders vesınav ücreti verilecek.

Üniversiteler, sözleşmeli rektör yardımcısı istihdam edebilecekler. Sözleşmeli rektör yardımcısının ücreti de İşletme Hesabı'ndan karşılanacak.

KURUL OLUŞTURULACAK

İşletme Hesabı'nın üniversite yönetim kurulu kararlarının gerekleri doğrultusunda yönetilmesi, üniversitenin idari ve akademik birimleri ile İşletme Hesabı arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamak üzere rektörün başkanlığında, işletme hesabından sorumlu rektör yardımcısı ve genel sekreterin yanı sıra idari ve mali işler, sağlık, kültür ve spor, öğrenci işleri ve bütçe dairelerinin başkanlarının katılımıyla oluşan "İşletme Hesabı Koordinasyon ve Yürütme Kurulu" kurulacak.

SÖZLEŞMELİ PERSONEL

Giderleri İşletme Hesabı'ndan karşılanmak kaydıyla üniversitenin birimlerinde ihtiyaca göre yıl boyu, tam gün veya kısmi zamanlı ya da yılın bir ya da birkaç ayına sirayet edecek şekilde sözleşmeli personel çalıştırılabilecek. Bunların ücreti 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4. maddesinin (b) fıkrası hükmü uyarınca istihdamedilen personele verilen tavan ücretinin 3 katını geçmemek üzere, üniversite yönetim kurulu kararıyla belirlenecek.

PART TİME İŞ İMKANI

Taslakla, üniversite öğrencilerine de "part time" iş imkanı olanağı tanınıyor. Taslağın yasalaşması halinde, giderleri İşletme Hesabı'ndan karşılanmak suretiyle öğrenciler "kısmi zamanlı" olarak üniversitelerin çeşitli birimlerinde çalıştırılabilecekler. Bu öğrenciler, 1475 sayılı İş Kanunu ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nu hükümlerine tabi olacaklar. Ancak, İş Kanunu'nun işçi sağlığı ve güvenliği hükümleri ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun iş kazası ve meslek hastalıkları sigortası ile ilgili hükümleri hariç diğer hükümleri, bu öğrencilere uygulanmayacak.

"ÖĞRENCİLERE KATKI"

ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut, üniversitelerin çeşitli birimlerinde öğrenci çalıştırma uygulamasının gelişmiş ülkelerde yaygın olduğunu söyledi. Prof. Dr. Akbulut, bu uygulamanın şu anda ODTÜ'de de sürdürüldüğünü ve bu konuda''diğer üniversitelere örnek" olabilecekleri kaydetti. Prof. Dr. Akbulut, çalışan öğrencilerin hem para kazanabileceklerine, hem de "hayata hazırlanabileceklerine" işaret etti.

I. Alaattin Keykubat'ın hatırası canlandı

Bir Türk sultanının ilk gerçek portresini gösteren 13. yüzyıla aitmühür, Antalya Müzesi uzmanlarınca incelemeye alındı. Antalya Müzesi Müdürü Metin Pehlivaner, üzerinde yer alan "Fatih" ifadesinin, mührün I. AlaettinKeykubat'ın 1221'de Alanya'yı fethetmesinden sonraki dönemde (1221?1229) yapıldığını ortaya koyduğunu söyledi. Pehlivaner, arka yüzünde bir aslan tasviri bulunan Sultan'ın posta mührünün 2,5 santimetre çapında ve 5 milimetre kalınlığında olduğunu bildirdi. Pehlivaner, Antalya Müzesi Mal Emanet Komisyonu'na teslim edilen mührü bulan vatandaşa, komisyonun takdir edeceği miktarda ödül verileceğini ve mührün Müze'de özel bir bölümde sergileneceğini açıkladı.

GERÇEK PORTRE

Uzun süredir Antalya'da yaşayan İngiltere vatandaşı Sanat Tarihçisi Mikail Duggan, mührü inceledikten sonra mührün üzerindeki I. Alaettin Keykubat'a ait portrenin "sembolik bir tasvir" olmadığını belirterek, "Bu portre, herhangi bir Türk sultanının doğal görüntüsünün resmedilmesinin bilinen ilk örneğidir" dedi.

Mikail Duggan, mührün, Selçuklu sanatının eşsiz bir örneği olduğuna dikkati çekerek, mührün çok daha önemli bir özelliği olduğunuda vurguladı. Anadolu Selçuklu Hükümdarı Gıyaseddin Keyhüsrev'in oğlu I. Alaettin Keykubat (1192?1237) döneminde Anadolu Selçuklu Devleti en parlak çağını yaşadı. Alanya, Anamur ve Manavgat, onun döneminde fethedildi.

78'lik kâşif dede yakıtsız motor yaptı

Eskişehir'de, 78 yaşındaki kaşif Hikmet Tandoğan, atmosfer basıncıyla çalışan yakıtsız motor yaptı.

Memur emeklisi olan Tandoğan, zorluklarla boğuşarak atmosfer basıncıyla çalışabilen tek silindirli motordan sonra, daha kapsamlısı olan iki silindirli motoru da yapmayı başardı. Ancak kaşif dede, maddi imkanı kalmadığı için bu motoru tamamlayamadı. Tandoğan, Enerji Bakanlığı ve diğer devlet yetkililerinden kendisine destek sağlamalarını isteyerek, "Devlet yardım edecek olursa, bu motor kendi kendine çalışır hale gelir ve ülkemize çok büyük fayda sağlar" dedi.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan memur olarak emekli olan 6 çocuk babası Tandoğan, atmosfer basıncıyla çalışan motorun, işsizlik ve enerji meselesine çare olacağını ileri sürdü. Tandoğan, atmosfer basıncıyla yakıtsız olarak çalışan motoru tam anlamıyla bitiremediğini dile getirerek, şöyle konuştu:

"Bu motorun dışa bağımlılığını kesip, kendi kendine çalışır hale getirmem lazım. Bunun için elimde hiç bir imkan kalmadı. Motoru, bir yılda Germisan firmasının yardımıyla bu hale getirebildim. Bu motorun bitirilmesi için bir miktar paraya ihtiyacım var. Bu para olduğu takdirde, gerekli araç?gereçleri alarak, motoru iki yönüyle yapmam mümkün olacak. Birincisi, tamamen bedava, ikincisi ise bedavaya yakın bir masrafla çalışır şekildedir. Ben ihtiyar halimle ve sınırlı imkanlarla bu kadar yapabildim. Geniş imkan olursa, 8 silindire kadar çıkarmayı düşündüğüm motoru, istenilen güç kapasitesinde de yapabilirim." Dünyada benzeri olmayan motorun ihraç edilmesiyle ülkeye döviz sağlanacağını anlatan Tandoğan, Amerika'dan kendisine bir mektup geldiğini söyledi.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100