05 Mayıs 2003 Pazartesi 00:00
241 Okunma
1988 yılının bahar aylarıydı. Bir röportajdan döndü. Bir arkadaşının bıraktığı notu aldı. Notta, bir başka arkadaşın Çapa Tıp Fakültesi'ne yatırıldığı, ertesi gün akşam saat 17.00'a kadar, bir ünite kan gerektiği yazılıydı. Aranan kan 0 Rh (?) idi. Çalıştığı yayın gurubu geniş bir camiaya sahip olduğu ve üniversitelerde de çok sayıda tanıdığı genç öğrenci bulunduğu için notu gayet sakin bir şekilde aldı. Fakültelerde, özellikle Cerrahpaşa ve Çapa Tıp Fakültelerindeki öğrenci arkadaşlara durumu aktardı. Ertesi gün hem her iki fakültenin hastanelerinin kan bankalarına sormalarını, hem de bu kan gurubuna sahip arkadaş bulmalarını istedi. Ertesi gün oldu. Kızılay Kan Merkezlerini aramakla işe başladı. Sordu ve fakat aradığı kan yoktu. Sonra başka başka arkadaşları aradı; hiç birinin kan gurubu gereken guruptan değildi. Vakit öğleden sonrayı buldu. Büyük ümitle beklediği öğrenci arkadaşlardan da olumsuz cevaplar gelmeye başladı. Zaman daraldıkça sakinliği, yerini biraz tedirginlikle değiş~|~tirdi. Büroya gidip gelen herkesi de bir ayaklı kan bankası gibi görüyor, soruyor, "kan gurubum o değil" cevabını alıyordu. Son telefonlar da "yok" kelimesi ile bitince karamsarlık içinde, adeta santral memuruna döndüğü telefonun başında ne yapacağını düşünmeye başlamıştı ki içeri, çalıştığı derginin yazarlarından biri girdi. Gürbüz ve güleryüzlü halini görünce ona da sordu tabii. Yazar arkadaşı, kan gurubunu bilmediğini, fakat askerde kendisinden kan alınıp gurup kontrolü yapıldığında, çok az bulunan bir kan gurubuna sahip bulunduğunun söylendiğini aktarınca dünyalar onun oldu. "Kesin 0 Rh (?)'dir" dedi ve yazar arkadaşını bir arabaya attığı gibi soluğu Çapa Kızılay Kan Merkezi'nde aldı. Önce kan gurubu testini yaptırdılar. Sonuç, beklediği şekildeydi. İşte o anda kelimelerle anlatmanın mümkün olmadığı bir sevinç ve mutluluğun, vücudunun her zerresinde kendini hissettirdiğine tanık oldu. Neticede kanı verildi, test yaptırıldı ve hastanedeki arkadaşa vaktinde ulaştırıldı. Çok ayrı bir hazzı da o anda tattı. Çünkü ortada sıradan bir olay değil hayat?memat meselesi vardı.

Kan bulma problemi

Bu satırların yazarının "kan" olayı ile yakından tanışması işte böyle oldu. Kan ihtiyacı duyan arkadaşı Nurettin Gülay, yazar arkadaşı ise sonradan Meltem TV'de yayınlanan "Ozanlarımız" programı ile bütün Türkiye'nin tanıdığı isim Aziz Karaca idi. Yeni Mesaj gazetesi daha yayın hayatında olmayıp, yayında olan aylık İcmal ve Öğüt dergileri idi.

İş, kan olgusu ile tanışmakla bitmedi. O günden sonra sık sık yan yana geldik. Önce "kronik nefrit" teşhisi konulan, sonra da böbrek yetmezliği sebebiyle haftada üç gün "dializ" makinesine bağlanan Nurettin Gülay'a belli periyodlarda kan lazım oldu. Aziz Karaca ile birlikte iki arkadaşın daha kan gurubu tuttuğu için bu fani dünyadan genç yaşında göçüşüne kadar ihtiyacını giderme şansı elde ettim. "Kan"la ilgili serüvenimiz bizi ilk defa bu işe sokan ve sonra da veda ederek ebedi aleme göçen Nurettin Gülay ile de bitmedi tabii. Ondan sonra da yüzlerce kan ihtiyacı olayı ile karşılaştım. Kızılay Kan Merkezlerinde, hastanelerde, ameliyathane kapılarında insanların kan konusunda neler çektiklerini gördüm. Çaresizlikten kıvranmalarına tanık oldum. Görevlilerin de, kan yokluğundan vatandaşın derdine deva olamadıkları zaman yüzlerindeki ifadeleri okuma imkanı buldum. Yine özellikle Kızılay Kan Merkezi görevlilerinin, bir basın kuruluşundan aradığımı söylediğimde nasıl yardımcı olduklarını bizzat yaşadım.

Duyarlı olan yok değil; Fakat!

Hatta, yine bir AB Rh ( + ) kan gerektiğinde, yayınladığımız ilan ile elde ettiğimiz netice sonucu Yeni Mesaj gazetesinin nasıl bir güce sahip olduğunu gördüm. Telefon üstüne telefon aldım. Dahası Yeni Mesaj okuyucusu özelinde vatandaşımızın kendisine ihtiyaç duyulduğunda ne kadar duyarlı davrandığını, içindeki hasleti harekete geçirdiğini gözleme imkanı buldum. 55 yaşındaki Yaşar Beğen'in, "Siz sadece yerini ve hastanın ismini söyleyin. Gerisini bana bırakın" diyerek Topkapı'dan kalkıp, kendi imkanlarıyla, Koşuyolu Kalp Araştırma Hastanesi'ne gidip, kalp ameliyatı geçirecek Fuat Şengül adlı bir genç için kan vermesinin yanısıra iyileşmesi için dua bile ettiğine şahit oldum.

Kan ile birlikte uzun süre yaşadığımız ve nice örnekler verebileceğimiz serüvende odak noktayı hep istenildiği anda kan bulamamak, sıkıntı üstüne sıkıntı yaşamak, "yok" kelimesini duymaktan korkar olmak oluşturdu. Bir gazeteci olarak tanık olduğumuz nice ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel problemlerin yanında mutlaka bir problem daha yerini aldı, hiç eksik olmadı. İnsan unsurunun hayatı için çok önem arzeden bir maddenin, "kan"ın, ihtiyaç duyulduğunda bulunmayışıydı bu.

Yarın: "Kan"ımızın farkında mıyız?
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100