20 Nisan 2004 Salı 00:00
406 Okunma
Ziya Osman'lar UNUTULMUYOR
RÖPORTAJ

Ziya Osman Saba ile ilgili yaptığı çalışmalarla bilinen yazar Mehmet Nuri Yardım 'mistik şair'i şu cümlelerle tanımlıyor: "O'nda sağlam inanç, kadere tevekkül, ölüme yakınlık ve ahirete hasret duyguları fazla. O masumiyet dönemini gönlünde yaşatır. Ziya Osman'ın şiirlerinde yüksek bir tefekkür görürüz. Tabiat hâdiselerini tasvir ve tahlil ederken, yüce bir yaratıcının varlığına dikkat çeker"

- Ziya Osman Saba edebiyatçılar tarafından tanınıyor biliniyor. Ama geniş çevreler ondan ve eserlerinden habersiz. Anlatır mısınız, Ziya Osman Saba kim?

Son yıllarda edebiyat dünyasının gündemine yerleşen ve geçen yıl eserleri yeniden basılan Ziya Osman Saba, aslında sınırlı bir çevrede çok sevilen ve adı saygıyla anılan bir şair ve yazardı. "Sebil ve Güvercinler" şairi, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin özel, farklı ve önemli bir adı olmuştur. Zevkle okunan eserlere imza atan Ziya Osman, bilhassa mistik ve duygu yüklü şiirleriyle gönüllerde taht kurdu. O, şiir ve hikâyelerinde çocukl~|~uk döneminin hâtıralarını anlatırken ailesine bağlılığını, özellikle anne sevgisini en güzel metinlerle edebiyatımıza kazandırmış bir isim olarak gönüllerde taht kurdu. Ölüme âşinâ bakışını hatta dost oluşunu bir 'Yunus bilgeliği'nde aramak gerekiyor herşeyden önce. Ahiret inancını bir derviş edâsıyla zihinlerimize nakşeden bu munis ve mistik adam, tefekkür âşığı bir edebiyatçı olarak kültürümüzün özgün ve seçkin yerinde duruyor.

- Bu sizin Ziya Osman Saba ile ilgili ikinci kitabınız. Ve adını 'Ziya Osman Saba Sevgisi' olarak koydunuz. Sizdeki bu Ziya Osman sevgisi nereden kaynaklanıyor?

Ziya Osman ile yakınlığım ortaokul yıllarını okuduğum sıralarda Şanlıurfa'da başladı. "Geçen Zaman", "Nefes Almak" ve "Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi" isimli kitaplarındaki şiir ve hikâyelerini okuduğumda ömür boyu seveceğim bir edebiyatçı ile karşı karşıya geldiğimi anladım. Daha sonraki yıllarda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne geldikten sonra da bu sevgi devam etti. 1980'li yıllarda hakkında yazılar yazmaya başladım, araştırmalar yaptım. Üniversitede iken kitaplarında bulunmayan şiirlerini araştırdım, inceledim ve bunları bir araya getirdim. Ziya Osman hakkında bir biyograf kitabı yazdım. Şimdi "Ziya Osman Saba Sevgisi" ile çalışmamı daha da genişletmek istedim.

- Ziya Osman Bey çok önemli ve değerli eserlere imza atmasına rağmen belirli bir çevrede sevilen bir yazar olmuştur. Bu durum yalnız Ziya Bey'le de sınırlı kalmamıştır. Olaya kültür dünyamız açısından bakılırsa, eksik olan nedir?

Ne yazık ki düne kadar bir çok kıymetli şair ve yazar nisyana terkedilmiş, unutulmuştu. Ebedi temaları işleyen edebiyatçılar, beşerî temler etrafında dönüp duran kalem erbâbı sadece belirli ve sınırlı bir kesimin ilgi alanında kaldı. Hâlbuki onlar Türk edebiyatının parlak yıldızlarıydı aslında. Şükürler olsun beş on yıldan beri kültür ve sanat alanında, özellikle edebiyat vadisinde bir yeniden diriliş, köklere dönüş ve silkinip kendine geliş hâdisesini yaşıyoruz. Ziya Osman gibi pek çok isim artık hatırlanıyor, eserleri yeniden basılıyor, zevkle okunuyor ve çevrelerinde bir sevgi hâlesi oluşuyor.

- Siz onunla ilgili bir tespitinizde "Ölümle dost olmuş, ahiret inancını bir derviş edasıyla zihinlerimize nakşetmistir" diyorsunuz. Bu özelliğini örnekler de vererek açar mısınız?

Kitabımda bu mistik edebiyatçımız hakkında 1930'lu yıllardan 2004'e kadar yazılmış bütün yazıları bir araya getirdim. Ziya Osman'ı sevmeyen yok neredeyse. Onu Yunus Emre'nin çağdaşı sayanlar olduğu gibi, bir derviş, kendisine bir ermiş gözüyle bakanlar da var. Tabii Ziya Osman herhangi bir iddiada bulunmamıştır. İşlediği ebedî temaları da bir kisve veya sözcü olarak seslendirmemiştir. Ancak eserlerinin bütününe baktığımızda tasavvuftan faydalandığı, ölmeden evvel öldüğü, adeta İslamî yaşayışı, tam bir iman adamı olarak can ü gönülden benimsediği görülür.

Ziya Osman'ın eserlerinin çoğunda Allah'a sağlam inanç, kadere tevekkül, ölüme yakınlık ve ahirete hasret duyguları fazla. Çocukluğuna da sık sık döner Saba. O masumiyet dönemini gönlünde yaşatır. Ziya Osman'ın şiirlerinde yüksek bir tefekkür görürüz. Tabiat hâdiselerini tasvir ve tahlil ederken, yüce bir yaratıcının varlığına dikkat çeker.

- İlginçtir, "ölümle dost olan" ve "ölümü sevdiren" değerli yazarımızın mezarı kayıptır. Burada bir vefasızlıktan mı söz etmeliyiz, yoksa bir hikmet mi aramalıyız?

Evet bu aslında sanatımız, kültürümüz adına yüreklerimizde köz tutmuş utanılası bir acı. Türk edebiyatına çok güzel şiir ve hikâyeler bırakmış olan, mazbut hayatı ile örnek bir aile reisi profili çizen, hâtıralara, çocukluğuna ve toprağına bağlı olan bir aydın, bir şair, bir edip ne yazık ki sahiplenilmediği için mezarı kaybolmuştur. Benim yıllar önce yaptığım araştırmadan maalesef bir sonuç çıkmadı. İki şairimizin mezarı yitikti. Ahmet Haşim ve Ziya Osman Saba. Şükürler olsun Haşim'in kayıp mezarını bulduk. Kültür Bakanlığı ve Eyüp Belediyesi sahiplenerek mezarlığı restore ettiler. Ama Ziya Osman'ın kabrini bütün aramalarımıza rağmen bulamadık. Kültür Bakanlığı ve İstanbul Mezarlıklar Müdürlüğü Eyüp'te kabrini bulamasa bile sembolik bir anıt mezar yaptırabilir ve bu ihmali telafi etmelidir. Umarım bir an önce bu alanda ciddi bir teşebbüse geçilir.

Tabii bir de işin metafizik boyutu vardır. Hayatı boyunca son derece mütevazı bir hayatı tercih eden Ziya Osman Saba, böylece bir ermiş edasıyla adeta toprakta kaybolmuş, mahviyetkârlığın zirvesine de çıkmıştır. Ne denir.. O da ayrı ve garip bir tecelli, belki bizim için de bir teselli..

- Ziya Osman Saba'nın yeniden gündeme gelişinde önemli katkılarda bulundunuz. Son olarak neler söylersiniz?

Tabii ki Ziya Osman'ı bugün vefatından 47 sene sonra yine konuşuyorsak, eserleri yeniden basılıyor okuyucuya ulaşıyorsa, giderek artan bir ilgi ve sevgi ile kuşatılıyorsa, bu onun milletimiz tarafından benimsendiğini, hararetle kucaklandığını gösteriyor. Bu büyük ilgi, eski yazarlara, şairlere gösterilen derin sevgi, beni mutlu kılıyor, ümitlendiriyor.

Ziya'ya Mektup

Ziya'cığım, İstanbul'dayken içime sıkıntı bastığı zaman sana koşardım, çünkü sen benim için yalnız vefakar ve halden anlar bir dost değil, aynı zamanda, açık havayı, güneşi, baharı, iyiliği de temsil eden, nasıl olup da insan kalıbına girdiğine daima hayret ettiğim bir meleksin. Melek olduğun şundan da belli ki bana "vefasız" demeye dilin varmıyor.

... Ne diyeyim, bana senin gibi bir dost verdiği için Allah'a hamd?u sena etmekten başka ne gelir elimden! Allah'ın sevgili kullarından biri olduğuma yavaş yavaş kanaat getiriyorum. Emin ol ki, seni tanıyanlar için yeryüzünde senden daha büyük bir keşif, ifşa yoktur. Bu satırları seni çok özlediğim için yazdığımı zannetme. Bunları daima düşündüm, ancak bugün söylemek fırsatını buluyorsam, bu gecikmeyi mâzur gör. Bilirsin ki öteden beri şifahi bir sıkılganlığım, dil tutukluğum vardır. Fakat seni özlemeye gelince, bunun ne yaman bir hasret olduğunu Paris'e geldikten sonra anladım. Meğer İstanbul'un en büyük cazibesi, istediğim zaman seni görebilmek imkanını bahşetmesiymiş. Paris'in bu pek önemli cazibeden mahrumiyetine zor katlanıyorum. Canım İstanbul! Nasıl tütmesin ki gözümde, on iki şerefeli minarelerinin üzerinde senin dost çehren gülümsüyordur. Ziya'cığım, yaşamakla ölmek arasında ter döken bir adam olduğumu ve birçok defalar ölüme teslim olmaya kadar gittiğimi yakından bilirsin Her seferinde beni eteğimden tutup geri çeken mukaddes "el"in parmaklarından biri de sen olduğunu gene bugün burada itiraf edeceğim. Hayata her dönüşüm biraz da senin eserin olmuştur. Paris; 1.2.1939.

Cahit Sıtkı Tarancı

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100