İslam'da, Yüce Allah'ın affetmediği en büyük günah olan şirkin yanısıra, sahibi affetmedikçe Allah'ın da affetmediği kul hakları, fert ve toplumu helak eden günahlar "el-Mûbikâtu's-Seb'a" olarak sayılır

(Buhari, Vesaya, 23; Müslim, İman, 145).

Prof. Dr. Haydar Baş hocamız, hem ekranlardaki sohbetlerinde, hem de son günlerdeki İcmal Gençliği ile Buluşmaları'nda, içinde bulunduğumuz rahmet ve mağfiret ayları vesilesiyle günahlarımıza tövbe etmeye ve kul hakkına riayet etmeye dikkat çekiyor. 

Şu gerçekleri hatırlatıyor Prof. Dr. Baş:  "Bir insan eşkıya da olabilir. Yanılır, en büyük günahı da işleyebilir; ama işlediği günahlardan nadim olması, pişmanlık duyması gerekir. Onları bir daha işlememek üzere tövbe-istiğfar etmesi gerekir. Şayet üzerinde kul hakkı varsa, o kul haklarını, sahiplerine ödeyip onlardan helallik alması ve Allah'tan affını talep etmesi icab eder. Aksi halde kul, hesap günü üzerindeki kul haklarını ödeyemez, Allah muhafaza etsin, müflis olur."

İslam'da kul hakları, genellikle insanların canları, malları, ırz ve namusları, manevi şahsiyetleri, harim-i isetleri gibi konulardaki kişilik haklarına ilişkinhaklarındanoluşmakta ve bunlara yönelikolarak yapılan kötülükler ve verilen zararlarkul haklarına tecavüz sayılmaktadır. Bu haklara tecavüz "mezalim" kavramı ile ifade edilmektedir. Müslümanın kişilik haklarına yönelik tecavüzün yanısıra; devlet-millet malını aşırmak (gulul), yetim malı yemek, alacaklının haklarını gözetmemek, zimmet, irtikap, fitne, idari baskı ve zulüm gibi ammeninmaddi ve manevi haklarına ve menfaatlerine zararverme sonucunu doğuran her türlü faaliyet de İslamkaynaklarda kul hakkına tecavüz sayılıp yasaklanmıştır

(İbn-Arabi, Futuhat, l, 148 vd; Şatıbî, el-Muvafakat, ll, 315 vd Bakara, 188;  A'râf 85; Şuara, 183; Şûra 42).

Devlet millet malını aşırmamak ve korumak hususunda Yüce Allah, bizzat peygamberini muhatap alarak şöyle ikaz buyuruyor: "Hiçbir peygambere, devlet-millet malına hıyanet yaraşmaz; kim devlet-millet malını aşırıp hıyanet ederse, kıyamet günü aşırdığını boynuna yüklenerek getirir" (Âl-i İmran, 161).

Bu ayeti tefsir bağlamında alimler, kişi, peygamber bile olsa, devlet-millet malını aşırma ve hortumlama hakkı yoktur, derler.

Hz. Peygamber, kendisiyle birçok savaşa katılmış ve cihat meydanında şehit düşmüş olan sahabelerinin cenaze namazlarını, devlet-millet malından iki dirhemlik bir boncuk, bir yular ve bir kilim parçası aşırdıkları için kılmamış, bunların şehit olmadıklarına hükmetmiştir

(Müslim, Îman, 182;İmare, 26; Tirmizî, Ahkâm 8; Ahmed, I/30,47 ).

Evrensel ilahî hüküm açıktır: "İnsanlara zulmeden ve yeryüzünde haksızlıkla taşkınlık edenlerin boynunda ağır bir sorumluluk ve çok acı bir azap vardır" (Şura, 42).

Hz. Peygamber, mü'minlerin, mahşerdeki divan ve hesap gününe, üzerlerinde kul hakkı olmaksızın gitmelerini emr ü ferman eylemektedir:

"Bir kimse kardeşinin haysiyetine yahut malına haksız olarak taarruz etmişse; iltimas olarak verilebilecek altın ve gümüşün bulunmadığı günden (kıyamet) önce helâlleşsin.

Aksi halde, yaptığı haksızlık nisbetinde onun iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir.

İyiliği yoksa, hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden adama verilir" (Buhari, Mezalim, 10).

"Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun, birbirinizle barışık olun. Şüphesiz, Allah (kıyamet günü) Müslümanları buluşturuyor" (et-Terğibve't-Terhib, III, 309; Ali el-Müttakî, Kenzu'l-Ummal, H. No: 8863).

Dünya hayatında, tecavüz ettiği haklar hususunda sahipleriyle helalleşmeden ahirete göç eden mü'min, ibadet ve amellerini hak sahiplerine öyle dağıtmak durumunda kalır ki, artık iflas eder, rüsvay olmak bir yana tam bir müflis olup çıkar.

Nitekim bir gün, Hz. Peygamber (s.a.a), sahabilerine, "Müflis kimdir, bilir misiniz?" diye sorar. Oradakiler:

"Bize göre müflis, elinde parası-pulu, malı-mülkü kalmayan kimse demektir" dediler.

Bunun üzerine Yüce Peygamber (s.a.a) şöyle buyurur:

"Hayır, vallahi… Bir kul ki, kıyamet gününe, bir taraftan namazı ile, orucu ve zekâtı ile gelir. Öte yandan da, ona-buna hakaret etmiş, ona-buna iftira etmiş, berikinin malını yemiş, şunun-bunun kanına girmiş, onu-bunu dövmüş olarak gelir.

Bu haksızlıkları yüzünden, yaptığı ibadetler, iyilikler ve sevapları ona-buna dağıtılacaktır. Kul haklarına dair borcu ödenmeden sevapları biterse; bu defa kendisinin sırtına, hak sahiplerinin günahlarını yüklenecek ve cehenneme atılacaktır. İşte asıl müflis budur" (Müslim, Bir, 59).

Hz. Peygamber'in (s.a.a) şu uyarısıyla bitirelim:

"Zulüm üç çeşittir: Allah'ın asla affetmeyeceği zulüm; Allah'ın affedeceği zulüm ve Allah'ın göz ardı etmeyeceği zulüm.

- Allah'ın asla affetmeyeceği zulüm, Allah'a ortak koşmaktır. Çünkü şirk büyük bir zulümdür.

- Allah'ın affedeceği zulüm ise, kulların kendileri ile Rableri arasında (ki ilişkilerinde) kendilerine yaptıkları zulümdür.

- Allah'ın göz ardı etmeyeceği zulüm ise, kulların birbirlerine karşı yaptıkları zulümdür ki, haklarını birbirlerine ödetmedikçe, mahşerde hesap yerini terk edemeyeceklerdir" (Suyutî, el-Camiu's-Sağir, 2/94).

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100