Hz. Ali'den yüz çeviren Arap kabilesi Ebu Süfyan’ın nesline teslim olmuştu. Kim derdi ki Muaviye halife olacak! Kim derdi ki onun kendini idare etmekten aciz oğlu Yezit, ümmetin başına geçecek. Peygamberin ölçüsünü yok sayıp, Allah’ın emrine ters düşerek yaptıkları tercih, insanların kendi elleriyle çağırdıkları "Yezit" adında bir bela olmuş,  üzerlerine yağıyordu.

Bunalmışlardı, çağırdılar Hz. Hüseyin’i "Gel, başımıza geç, bu makam ancak Ali'nin nesli olan Senin hakkındır" diye mektuplar yazdılar. Çoğu babasının, dedesinin Ali'den yüz çevirerek yaptıkları hatanın sonuçlarını yaşıyordu. Ali'ye sırtını dönene, Allah nazar etmiyordu. Ne ibadetin tadı kalmıştı ne duaları koruyordu Yezit’in gazabından onları. Peygamberin Allah ile aralarında kurduğu gönül köprüleri yıkılmış; Müslümanlar, dünya ve ahiret hayatında emin olmak istiyorlardı. Bunu sağlayabilecek İmam belliydi. "Ya Hüseyin gel" dediler, “Gel.”

Çağrı cevap buldu. Allah "inandım" diyenlere bir fırsat daha sunuyordu, Hüseyin'i ile…

İmam Hüseyin Hakk için yollardaydı, Hakkı yaşıyor, Hakk ölçüyü vaad ediyordu. Aslında sonunu bildiği yolculuğa bütün varlığı ile çıkmış, Ali'yi yalnız bırakarak Allah'a karşı çıkmanın sonuçlarını yaşayan Müslümanlara, kurtuluş kapısı olmuştu.

Bu kapıdan çok azı geçip Cennet’in kapısına vardı.

İmam Ali'ye sırtını dönen insanoğlu, İmam Hüseyin'i de sahipsiz bıraktı. İmam Hüseyin ve yarenleri Yezit’in şahsında dünyanın bütün vahşetiyle vuruşup küfrün karanlığının karşısında durdular. Ve kıyamete kadar kapanmayacak bir nur kapısı açtılar.

Bize bu kapıyı gösteren Dost ne güzel bir dost.

Bizi eserleri ile İmam Ali ile tanıştıran, İmam Hüseyin ile buluşturan Haydar Hoca ne güzel insan.

Hüseyin Kapısına götürmeyen Hakkı bilir mi?

Hüseyin kapısına götüren rehberden daha iyi bir dost bulunur mu?

Elbette Hz. Hüseyin’in açtığı kapıdan Hz. Ali'ye varan; Ali, kapısından ilim şehrine kabul olunandan gelebilir, insanlığa çözümler. Elbette O'na basittir, insanlığa karışık olan.

Elbette O'nunla olandır, kazanan.

Ve elbette karanlıkların içinde kaybolmuştur, hüsrandadır, yalnız bırakan.

Ve ne acı bir gerçektir ki Ali'yi bıraktığı gibi, Hüseyin'i bıraktığı gibi, O'nu da yalnız bırakır dünyaya tapan insan.

Rabbinin ölçülerini yok sayan insan Rabbinden daha mı iyi bilir, yoksa imanını bir tas arpaya değişmiş midir, çoktan!

Son cümle olarak bir fırsat daha; bedeli olmayanlara, "duymadım" diyenlere ve "çözüm arıyorum, huzur arıyorum, dünya ve ahiret emniyeti arıyorum" diyenlere, bunun için Allah'a yalvarıp gözyaşı dökenlere, ülkenin gidişatını dert edip gözüne uyku girmeyenlere bir fırsat, bir davet:

Yarın "Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler Sempozyumu’nda" Dost kapısında buluşalım.

Hepinizi Hakk emanetine sahip çıkmaya davet ediyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121