Trump’lı ABD, ABD’nin ekonomik ve siyasi tıkanmışlığını savaşla, işgalle, bir yerlere saldırmakla aşmaya çalışıyor.
Kuzey Kore’ye bağırıp çağırıyor ama bu kadar, daha öteye gidemiyor.
Prof. Dr. Haydar Baş’ın ifade ettiği gibi, Kuzey Kore yıllardır, ta Kore savaşlarından bu yana böyle bir savaşa hazırlanıyor ve her şeyden önemlisi nükleer bir güç… Birleşmiş Milletler’de arkasında Çin gibi bir destekçisi de var. Yani ABD’nin Kuzey Kore’ye bağırıp çağırmaktan başka yapabileceği bir şey yok.
Trump’lı ABD mutlaka bir yeri vurmam lazım dedi ve Esad yönetiminin yaptığı ispatlanamamış kimyasal saldırı bahanesiyle 59 Tomahawk füzesiyle Suriye hava üssünü vurdu. Yaptığı bu ani ve şaibeli füze saldırısının gerekçeleri ABD’lileri bile ikna etmedi.
ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı eski görevlisi olan Albay Patrick Lang, “George Bush’u, 2003’te Irak’a haksız bir saldırı başlatmakla suçlayan Trump, şimdi aynı lanet olası şeyi kendisi yaptı. Hatta daha da kötüsünü… Zira istihbarat topluluğunun elinde, Suriye Hava Kuvvetleri’nin kimyasal silah kullanmadığını gösteren bilgiler vardı… Donald Trump çetin ceviz olduğunu ortaya koymaya çalışıyor. Oysa değil. O bir ahmak” dedi.
Bu füze saldırısından Rusya’nın da, Suriye’nin de haberi vardı. Rus yetkililer, ABD’li yetkililerle görüştüklerini ve böyle bir saldırının bir daha olmayacağının garantisini aldığını söylediler. ABD’nin verdiği garantinin ne kadar garanti olduğu da malum…
Kuzey Kore’ye saldırmaya cesaret edemeyen, Suriye’ye yaptığı saldırıyla da komik duruma düşen ABD, bugünlerde daha da dozajını artırarak İran’a hırlamaya başladı.
ABD Dışişleri Bakanı Tillerson, İran’ın, ABD’nin bir diğer ‘anlaşamadığı’ ülke olan Kuzey Kore’ye benzeyebileceğini savundu, Washington’ın Tahran’la ilişkilerini bir kez daha gözden geçireceğini duyurdu. Tillerson, İran’ı ‘suikast girişimleri, kitle imha silahlarının desteklenmesi ve istikrarsızlaştıran milis güçlerin yerleştirilmesi’ ile suçladı.
 “Kontrol edilmeyen bir İran’ın, Kuzey Kore’nin geçtiği yollardan geçme ve dünyayı da beraberinde götürme potansiyeli var” ifadelerini kullanan Tillerson, Tahran’ın terörizmi destek veren ülkelerin ilk sırasında olduğunu ve ABD’nin Yemen, Suriye, Irak ya da Lübnan gibi ülkelerdeki çıkarlarının aleyhine çalıştığını iddia etti.
Tillerson, İran’ı Hamas ve diğer Filistinli terör grupların eğiterek, silah ve maddi kaynak sağlayarak uzun zamandır devam eden İsrail’e karşı düşmanlığını sürdürdüğünü kaydetti ve “Kapsamlı bir İran politikası için İran’ın yarattığı bütün tehditleri dikkate almalıyız, böyle çok sayıda tehdidin var olduğu da ortadadır” dedi.
ABD Savunma Bakanı James Mattis, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki açıklamalarında Yemen üzerinden İran'ı suçladı ve İran'ı hedefine aldı. Mattis, bölgede istikrarın sağlanması için İran'ın nüfuz alanını genişletme adımlarının engellenmesi gerektiğini savundu. “Bölgede her belanın altından İran çıkıyor” diyen Mattis, İran'ın girişimlerinin Yemen ile sınırlı olmadığını vurgulayarak, "Bölgede nerede bir sorun varsa bakın İran'ı göreceksiniz. İran'ın başka bir ülkenin istikrarını bozma ve Lübnan'daki Hizbullah gibi grupları oluşturma yönündeki çabalarını boşa çıkarmamız gerekir" ifadelerini kullandı.
Mattis, Mısır ziyaretinde ise ABD’nin Mısır’a Obama döneminde askıya alınan 1,3 milyar dolarlık askeri yardımının yeniden başlayacağını ifade etti. Mattis, 23 Nisan’a kadar sürecek olan Ortadoğu ve Afrika ziyaretleri kapsamında Suudi Arabistan ve Mısır’dan sonra İsrail, Katar ve Cibuti de var. Ve ana gündem kuşkusuz İran konusu olacak. Sünni blok ziyaretleri…
Beyaz Saray Sözcüsü Sean Spicer, İran yaptırımlarının, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin gündeminde önemli bir yer tutuğuna dikkati çekerek, "Başkan, Ulusal Güvenlik Konseyine, nükleer anlaşma kapsamında İran'a yaptırımların durdurulmasının, ABD'nin ulusal güvenliği açısından hayati olup olmadığının incelenmesi talimatını verdi" dedi. Spicer bu kapsamda 3 ay içinde bir rapor hazırlanacağını belirtti.
Trump’ın yakın çevresinden yapılan bu açıklamalara bakılırsa, ABD’nin İran’a odaklandığı gözleniyor. Rusya’nın ABD lehine yaptığı makas değişikliği de dikkate alındığında İran’la ilgili çok ciddi senaryolar kurdukları kesin. Ve ABD’li yetkililerin bölge ülkelerini ziyaretlerini, başta Türkiye olmak üzere Mısır, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelere olan ilgisini de bu noktada değerlendirmek gerekiyor. Savaşın temelini Şii-Sünni merkezli yapmayı planlıyor. Tabi, ABD ve İsrail de Sünni bloğun başı olmuş olacak.
Prof. Dr. Haydar Baş’ın Gündem Özel programında ifade ettiği şu uyarıları asla unutmamalıyız: “Şu Anda ABD’nin bütün hesabı Türkiye’nin Şii-Sünni çatışması içine sokulmasıdır. ABD, bir yandan güya Sünnileri tutup, öte yandan Şiileri tahrik ediyor. Türkiye, böyle bir savaşın içine sokulacak.”
Türkiye böyle bir ABD senaryosunda asla figüran olmamalı, yoksa nasıl 8 yıl süren İran-Irak savaşının mağlubu, ardından da ABD tarafından işgal edilip parçalananı Irak olduysa, Türkiye de aynı kaderi yaşar. Yaşananlardan ders almalıyız.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100