19. yüzyılın ilk yarısında Avrupa’da yönetici sınıfın üyeleri, yeni keşfedilen ‘nüfus artışı problemi’ni tartışmak ve fakirlerin ölüm oranlarını artırmak için, Malthus’un fikirlerini uygulamanın yöntemlerini planlamak üzere biraraya geldiler.

Vardıkları sonuç özetle şöyleydi: “Fakirlere temizliği tavsiye etmek yerine tam tersi alışkanlıklara teşvik etmeliyiz. Şehirlerimizdeki sokakları daha dar yapmalıyız, daha fazla insanı evlere doldurmalıyız ve vebayı getirmeye çalışmalıyız. Ülkemizde köylerimizi durgun sulara yakın yapmalıyız, bataklıklarda yaşamayı teşvik etmeliyiz.”

İngiltere’de 19. yüzyılda uygulanan “fakirleri ezme” programı ile yaşam mücadelesinde güçlü olanlar zayıf olanları ezmiş ve bu şekilde hızla artan nüfus da dengelenmiş olacaktı. Malthus’un teorik olarak gerekli bulduğu “yaşam mücadelesi”, İngiltere’de milyonlarca fakir insanın sıkıntı dolu bir hayat sürmelerine sebep olmuştur…

Bu ifadeler şaka değil… Avrupalı elitleri biraraya getiren Thomas Malthus’un nüfus ve yiyecek artışı konusunda ortaya attığı fikirlerdi. Malthus’a göre dünyada nüfus geometrik olarak artarken, yiyecek miktarı aritmetik olarak artmaktadır. Yani nüfus yiyecekten daha hızlı arttığı için toplumun alt tabakası olan fakirler sistematik olarak daha “fakir” hale getirilirse ölümleri kolaylaşır, böylece nüfus artışının önüne geçmek mümkün olabilir. Çünkü onlara göre “ihtiyaçlar sınırsız, kaynaklar ise sınırlıdır.” Böylece yiyecek ve diğer kaynaklar onları gerçekte hak eden ve ihtirasları sınırsız olan soylu ve zengin elitler arasında pay edilir.

Aynı zamanda bir papaz olan Malthus’a göre devlet; bu doktrini desteklemeli, fakirlere yardım yapılmamalı, nüfus artışı desteklenmemelidir.

Ona göre insanlar eşit değildir. Dolayısıyla aynı haklara sahip değillerdir. Bazılarının mutlu ve refah içinde olması, diğerlerinin sefalet ve ölümle yüzleşmesi bir doğa kanunudur. Olması gereken budur. Şaka gibi geliyor ama değil… Bu aynı zamanda kapitalizmin ruhudur, özüdür. Bu çarpık anlayış kabul edilmelidir ki, Avrupa dünyayı daha kolay sömürgeleştirebilsin.

Malthus’un bu derin (!) fikirlerle profesörlük unvanı aldığı Halebury Koleji, İngiltere’nin Doğu Hindistan Şirketi (East India Company) tarafından kuruldu. (Doğu Hindistan Şirketi sayesinde İngiltere yıllar boyu Hindistan’ın tüm zenginliğini ve insan gücünü acımasızca sömürdü). Yani Malthus bu fikirlerle aslında İngiltere’nin dünyayı sömürmesinin fikrî altyapısını oluşturdu. İngiliz emperyalizminden bir iktisadî doktrin üretti. Bu nedenle, yaşadığı dönemde devlet eliyle desteklendi.

Ve bugünkü kapitalist düşüncenin temelini oluşturdu.

Halbuki Milli Ekonomi Modeli bize ispat etti ki; kaynaklar sonsuz ve sınırsızdır, ihtiyaçlar ise sınırlıdır.

Asıl sınırsız olan insanoğlunun doymak bilmeyen ihtiraslarıdır.

Milli Model’in insanlık için ifade ettiği anlamı ve değeri bu açıdan baktığımızda daha iyi anlayabiliriz.

Neden dünyanın dört bir yanından ilim adamları Prof. Dr. Haydar Baş’ı dinlemek ve tezi öğrenmek için koşup geliyor?

Malthus gibilerin insanlık dışı fikirlerini ve topyekûn kapitalizmi tarihin çöplüğüne attığı için.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
fatma sultan 2018-01-02 07:38:36

Ilminize ,kaleminize sağlık

Avatar
Mehtap Geyik 2018-01-03 23:26:42

Çok güzel bir yazı. İnsanlığın ihtiyacı olan tek çözüm yolu Milli Ekonomi Modeli ve Prof. Dr.Haydar Baş.