Ortadoğu kaynayan kazan…

Suriye’den sonra, 2000 senesinde Afganistan’a yerleşen ABD’nin şimdi de buraya daha fazla silah yığma gayretlerini seyrediyoruz.

Bir taraftan insanlık adına DAEŞ ile savaşan Amerika, diğer taraftan başka bir ülke için terörist kabul edilenlere her gün TIR’lar dolusu silah gönderiyor.

Büyük İsrail’in yollarını kanla döşeyen Birleşik Devletler’in kendinden başka kimseye hizmet ettiği yok aslında…

CIA’nın düzenlediği itiraf edilen İkiz Kule saldırılarından sonra, demokrasi ve insan hakları gerekçeleri ile müslüman coğrafyalara taarruz eden Birleşik Devletler’e maalesef hiçbir güç “dur” demiyor, diyemiyor.

ABD’nin insan hakları, hukuk ve hatta adalet görüşleri, gerçek manada insan hakları ile zerre örtüşmüyor. Bunun sayısız örnekleri var.

“Günümüzde son derece girift olan insan hakları ve hukukun ihlalleri mevzuu, İslami anlayışla ancak münasib bir zemine oturabilir. Aksi halde adaleti ve hakkı yaşamak mümkün olmaz. Şayet hayırlı bir netice, adil bir dünya istiyorsak cemiyeti değiştirmek, o toplumu meydana getiren fertlerin nefis, ruh ve akıl dünyalarında ciddi bir değişiklik yapmak mükellefiyetindeyiz” diyor Prof. Dr. Haydar Baş Bey, “Mektubat” eserinde. (sayfa 186).

Aksi bir dayanak noktası mutlaka şahsi ve nefsi temellere göre şekilleneceği için eksik ve taraflı olacaktır ve öyle de oluyor.

Her devirde, peygamberlerin öncelikli vazifesi insanları Allah’a kulluğa davet etmek olmuştur. Bu gerçek, “Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. O halde kim onlara iman eder ve halini düzeltirse onlara hiç korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır” (En’am ,48) ayetinde buyurulur.

Allah Resulü’nün tebliğde takip ettiği yola baktığımızda, dünyalık hiçbir şey vaad etmediği görülecektir.

Ancak, getirdiği emir ve yasaklar, helal ve haram sınırları kişiyi ahirete hazırladığı gibi, aynı zamanda dünya imarını da temin etmiştir.

Hz. Peygamber diğer din temsilcilerini İslam’a davet ederken, “Allah’ın selamı inananların üzerine olsun” diyerek önemli bir ölçüyü ortaya koymuştur.

Sevgili gençler, dünyadaki gelişmeleri değerlendirirken, anlatırken bu mantıkta ele almanız; güçlü gözüken Amerika’yı değil, olması gereken İslam güzelliğini örneklendirmeniz gerekiyor. Aksi halde, sadece o devletin sömürgesine ve işgallerine sessiz kalmak demek…

Bugün Tanzimat’tan itibaren Batı hayranlığı gündem edilmekte, Atatürk’ün dediği, “medeni devletler seviyesine çıkış gayesi” sadece Batıcılığa dönüştürülmüş durumdadır.

Oysa dindar Atatürk, Batı’yı yakalamayı İslam çizgisinden çıkmadan ve onun üstün din olduğunu kabul ederek anlatmıştı.

Rusya Duma’sında Sayın Baş’ın konuşmasını izleme şansını yakalamış biri olarak yine Prof. Dr. Haydar Baş Bey’in Batı’ya ve diğer dünyalara yaklaşımı da aynı şekildedir diyorum.

Baş’ın ekonomi modelini meclisinde kanunlaştırarak uygulayan Rusların dünyaca ünlü ekonomi profesörleri, “Işık, Atatürk’ten sonra ilk defa yine Doğu’dan geliyor” demiştir.

Sayın Baş, Duma konuşması esnasında diğer hatipler kürsüdeyken, arka tarafta namaz kılmıştır.

Siyaset hayatında tek başına kaldığı halde bir an bile savunmaktan vazgeçmediği AB’nin dağılacağı ve bizi almayacağı konusundaki öngörüleri, kapitalizme karşı Milli Ekonomi Modeli, ilk anda seçim içindir denilen Şii ile Sünni’yi kardeş eden Ehl-i Beyt açılımı ve dindar Atatürk çıkışı; inandığı doğrulardan sapmayan bir Müslüman Türk tablosudur.

İçinden geçtiğimiz Kurtuluş Savaşı benzeri karışık ortamda, inancımıza da O’nun gibi sarılmaya ve olayları doğru okuyan Prof. Dr. Haydar Baş’ın ardında kenetlenmeye, O’nu anlatmaya mecburuz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100