ABD Başkanı Donald Trump’ın, bazı medya organlarına yönelik "7 yıl içerisinde yok olacaksınız" tehdidinde bulunması, siyasetçilerin tahayyül ettiği medya yapılanmasının dünyanın her yerinde aynı olduğunu gösteriyor. Trump, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda Amerika’nın en büyük gazeteleri olan New York Times ve Washington Post’un 7 yıl içerisinde ikisi de iş hayatının dışında kalacaklarını” yazdı. Trump, bu paylaşımıyla her ne kadar sosyal medyanın yaygınlaşmasının yazılı basına darbe vuracağını ima etse de aslında hayalinde kendilerin muhalefete eden bu gazetelerin bir an önce kapanması düşüncesini ortaya koyuyor.
Yani kapansınlar da nasıl kapanırsalar kapansınlar!
İktidar, her zaman kendisini alkışlayan bir medya ister.
Alkış seslerindeki azalmaya bile çoğunlukla tahammül yoktur.
Rahmetli Özal’ın Türkiye’de teşekkül etmesini istediği ‘iki buçuk gazete’ hayali aslında buydu.
Onlarca gazete yerine iki büyük, bir küçük gazete!
Kontrolü de kolay murakabesi de!
Özal’dan örnek verdik Özal’dan devam edelim:
Siyaset-medya ilişkisinin Türkiye’deki tarihine bakıldığında, medyanın siyasete yön verme, tahakküm etme, hakaret yönünden dünyada örneği az görülen bir kimlik ortaya koyduğu görülür. Gazeteci ve medya patronları, sahip oldukları gazeteleri, çoğunlukla medya dışındaki işlerinin yürümesi için tehdit unsuru olarak kullandılar geçmişte.
Siyasetçi de elindeki iktidar gücüyle medyayı ezebildiği kadar ezme, ezemediği nokta da ise kontrollü teslimiyet stratejisini benimsedi.
Hürriyet gazetesi sahibi Erol Simavi’nin dönemin başbakanı Turgut Özal’a yazdığı tehdit boyutundaki mektupta “Biz hancıyız, sen yolcusun” diyebilme cesaretinde bulunması hafızalardan silinmeyen bir olaydır.
Bir başka olay:
Başbakan Turgut Özal, 8 Mart 1989’da gazete patronları Erol Simavi, Dinç Bilgin ve Asil Nadir’i konutunda verdiği yemekte buluşturur. Medyadaki gazete satın almaları ve acımasız rekabet nedeniyle patronların arası hayli gergindir.
Masaya oturur oturmaz Erol Simavi, Asil Nadir'i işaret ederek, “Beyefendiyi tabii biliyoruz, Babıali'yi ıslah edeceğini duymayan kalmadı” der.
 Asil Nadir de, “Doğrudur, ilk fırsatta bunu gerçekleştireceğim” diye cevap verir
Erol Simavi, “Madem o kadar iddialısınız Hürriyet'i size satayım ondan başlayın” karşılığını verince bu kez Nadir, “Neden olmasın, değerini isterseniz onu da alırım” diye cevap verdi.
Erol Simavi, Özal'a dönerek, “Beyefendi 250 milyon dolar versin ona satayım, size de yüzde on komisyonunuzu veririm” dedi.
Ortam buz kesildi. Bir gazete patronu, bir Başbakan'a alaycı bir şekilde komisyon vermeyi teklif ediyordu. Hem de herkesin huzurunda.
Bu, görülmüş bir olay değildi.
Özal, yanında olup biten bu olaya o akşam sessiz kaldı ama birkaç gün sonra daha önce kaldırdığı gazete kağıdına fonu yeniden devreye koyacak, bütün medyadan intikam alacaktı.
Ve tabi o meşhur ‘iki buçuk gazete’ hayalini dile getirmeye başlayacaktı.
Siyasetin medyaya, medyanın siyasete tahakkümü her zaman olagelmiştir.
Trump’ın hayaliye Özal’ın hayali aslında aynıdır.
Ama gazetecinin özlemi ise özgür ve ayakları üzerine basabilen bir basının varlığını sürdürebilmesidir.
Çünkü o kavganın yaşandığı masadaki patronlar da siyasetçiler de bugün ortada yoklar.
Ya vefat ettiler, ya gazeteleri el değiştirdi ya da bir köşede inzivaya çekildiler.
Bırakın her şey doğasında akıp gitsin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.