** "Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana - babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah ikisine de (sizden) daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Nisâ, 135)

** "Münafıklara da haber ver ki, kendileri için çok acı bir azab vardır." (Nisâ, 138)

** "Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet ve şeref Allah'a aittir." (Nisâ,139)

 

Herkese mutlaka lazım olacak olan adâletten bahsetmek, adâleti ilgili yetkililere, yetkili ilgililere Allah rızası için hatırlatmaya niyetliyim.

Adâlet, TDK Sözlüğünde; "1- Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, doğruluk, türe.    2-Bu işi uygulayan, yerine getiren devlet kuruluşları. 3- Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme" şeklinde anlamlandırılıyor.

Osmanlıca Lügâtte ise adâlet, "Hakka riâyetkârlık, hak tanırlık, doğruluk" diye tarif ediliyor.

Adâletten bahsederken ve mazlumun da, zaliminde; güçlünün de, zayıfın da; zenginin de yoksulun da haklarının gözetilip cezalarının veya ödüllerinin verilmesi sürecinde, önce kendimize, sonra âmirlerimize, sonra adâleti uygulamakla görevli devlet ricâline yani savcı ve hâkimlere Âdil-i Mutlak, Kadir-i Mutlak Allah'ın, bu konudaki buyruklarını hatırlamamız gerek çünkü; "... bütün izzet ve şeref Allah'a aittir."

Türeyi yani yasayı uygularken, adâlet dağıtırken, hakkı gözetmemize yardımcı olur düşüncesiyle müthîş ve bütün zamanlara örneklik edecek mahiyette bir olayı nakletmek istiyorum:

Rivayetlere göre Uhud veya Hendek Savaşı'nda Hz. Ali (a.s.), bir kâfiri alt ederek yere yıkar. Önce dine davetle mükellef olduğunu bilerek göğsüne basar ve Kelime-i Şehâdet getirmesini ister ama kâfir aksine galiz küfürler eder ve Hz. Ali (a.s.)'nin yüzüne tükürür! Allah'ın Aslanı, bu hareket üzerine kâfirin göğsünden ayağını çeker, serbest bırakır.

Kâfir de, görenler de hayret ederler ve sebebini sorarlar.

Cevap bütün zamanlara ve bütün zamanların adâlet dağıtıcılarına örnek olacak ihtişamdadır:

- Ben o kâfiri, dine davet ettim kabul etseydi tamamdı. Kabul etmediği için o kâfiri Allah için öldürecektim ama o benim yüzüme tükürünce kâfirle benim arama nefsim girdi. O ân onu öldürsem nefsim için öldürecek ve katil olacaktım! O'nun için salıverdim, serbest bıraktım...

Rivayete göre, ölüme rağmen teslîm olmayan kâfir, bu adil davranışa boyun eğer ve Kelime-i Şehâdet getirerek Müslüman olur...

Yetkililerin, kendilerinde güç vehmedenlerin; kandırıldıklarını itiraf eden ve aldatıcılarına karşı şiddetli öfkelerini belirtenlerin, adâlet dağıtırken nefislerinin esiri olmamaları gereğini hatırlatmak için naklettim.

Kötü, kahpece, namertçe, kalleşçe bir kalkışmadan -Allah'ın da yardımlarıyla- Türk Milleti olarak yüzümüzün akıyla çıktık! Bize bu galibiyeti bahşeden Allah'a hamd ü senâlar olsun..

Zoru atladık, şükürler olsun.

Şimdi darı geçme zamanı!

Şimdi Mülk'ün temelini adâletle yeniden atmanın zamanı!

Cizye, yani Kelle vergisi alamayacağımıza göre; adâlet te almakla değil, ceza veya ödül vermekle mükellef olduğuna göre; önce aklımıza hürriyetini vererek vicdanımızın devreye girmesini sağlamamız gerek!

Adâletle merhâmetin bir arada olamayacağını biliyoruz!

Zâlime edilecek merhâmetin, mazlûma zûlüm olacağını biliyoruz!

Gerçekten biliyorsak; aklımızı ve vicdanımızı, nefsimizin esaretinden kurtarmamız gerek!

Kolay mıdır? Değil...

Zor mudur? Evet hem de çok zor...

İmkânsız mıdır? Vallahi değil!

Kıssamızda bir kâfirden, inkârcıdan, Hakka karşı kılıç çeken bir zalimden bahsettik!

Böylesine şedîd bir zâlime karşı bile, nefse yenik düşmeden vicdanla davranılarak ölümden yılmayan bir kâfirin, adâlete boyun eğmesini ibretle gördük!

Sadi-i Şirâzi; "İlk yapılan hatadır, affederek cezalandırın. Hata tekrarlanırsa suçtur, asla affetmeyin kellesini alın" der.

Bir de Kutadgu Bilig'e bakalım:

"İyi insan iki türlü olur; bunlardan biri anadan doğma iyi olur; doğru ve dürüst bir hayat sürer. Biri de taklit yoluyla iyi olur; kötüye uyarsa kötülük yapar.

Kötü insan da iki türlü olur; bunların ikisini de aynı derecede kötü sayma. Bunlardan biri doğuştan kötüdür; bunun lekesi ölünceye kadar temizlenmez. Diğeri ise taklit yoluyla kötü olur; arkadaşı iyi olursa o da iyi yola girer. Doğuştan iyi olan kişiden daima iyilik gelir; dünya halkı ondan istifade eder.  ... Beğlerin etrafını kötüler çevirirse, memlekete kötüler hakim olur. ... İyi hakim vaziyette olursa, kötü ortadan kalkar. Beğler kötü olmadıkça memlekette kötülerin yüzü sevinçle parlamaz."

Dünya ve insanlık tarihinin en kadimi olan Türk Milleti, hep düştüğü yerden kalkmıştır. Adâlet tek gücü ve sermayesidir. Her zaman güçlüden değil haklıdan yana olmuştur. Yine mizacımızın, meşrebimizin, fıtratımızın gereğini yapmakla mükellefiz.

Son söz ve hüküm, elbette Âdil-i Mutlâk'ın: "De ki; herkes kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbiniz en iyi bilendir." (isrâ, 84)

Kötü ve kötülüğe karşı, hâin ve ihânete karşı; sağcı-solcu, ülkücü-devrimci, laik-dinci, genç-yaşlı, okumuş-okumamış, kadın-erkek, asker-sivil, zengin-yoksul ahâlinin halklaşarak, halkın milletleşerek birleştiği  ve aştığı zor günlerden sonra, bu birlik ancak adâletle devam ettirilebilir!

Ancak; "Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor." (Nisâ, 58) Allah buyruğuna uyularak düzen sağlanır.

Yani demek istiyorum ki; iyileşmiş bir hastadan iyileşmesinin hikâyesini dinleyerek oyalanmak yerine, o hastayı tedavi eden hekime müracaat, akıl gereğidir.

Yani; 6-7 sene önce 10 dolar olan asgari ücretini, 2.000 dolara çıkarmayı başaran Rusya'nın uyguladığı Milli Ekonomi Modeli ve modelin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş'a müracaat, akıl, vicdan ve devlet adamlığı gereğidir.

Yoksa; yarı imamın îmandan, yarı hekimin candan ettiğini çok acı tecrübelerle bile öğrenememiş olduğumuz açığa çıkar ki; Vallahi günahtır, vebaldir!

Billahi ayıptır, suçtur!...

"BİZ DÜNYAMIZI AHİRETİMİZ İÇİN YAŞARIZ." (Prof. Dr. Haydar BAŞ)

Selâm, sevgi, duâ...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100