(dünden devam...)
Prof. Dr. haydar Baş’ın, ‘Dua ve Zikir’ isimli eserinden konumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz: 
Şüphesiz her hastalığın bir çaresi, bir ilacı vardır fakat kalpleri marazlı/hastalıklı münafıklar bizzat ilacın kendisi olan Kur’ân’dan şüpheye düştükleri için ve ilacı kullanmaya yanaşmadıkları için şifa bulmaları bir yana Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. (Bakara: 2/10).
Münafık, hasta olduğu içinde şekilden şekile girer. On dakika önce başkadır, on dakika sonra daha başkadır. Bir hâl üzere durmaz. Dolayısıyla inanan kardeşlerimizin bu duruma çok dikkat etmesi lazım. “Ben on dakika önce dedim, on dakika sonra ne diyorum! Allah korusun; benim imanım tehlikeye girer!” diye bir endişe ile imanını muhasebe ve murakabe etmesi lazım. Cemiyet bünyesine musallat olan bu amansız mikrobu bertaraf etmek ve hiç olmazsa tahribatını asgariye indirebilmek için onu bütün onu bütün özellikleriyle tanımak lazımdır. Tanıyabilmek için de elbette en sağlıklı bilgiyi veren Kur’ân ve hadisler incelenmelidir.
Münafıkların özellikleri âyetlerde anlatıldığı gibi hadislerde de anlatılmıştır. İnanan, murakabe ve muhasebe yaparak kendini bu hâllerden korumalıdır. “Nasıl olsa ben inandım, bende nifak yoktur” dememeli; kendisini kontrol ve murakabe etmeli. İnsan kendisini hesaba çekerse neyin ne olduğunu anlar. Bu yanlışların farkına varır.
Münafıkların özelliklerinin anlatıldığı bazı hadisler şunlardır:
“Münâfığın alâmeti üçtür: Konuştuğu zaman yalan konuşur, vaad ettiği zaman sözünü yerine getirmez, kendisine bir şey emanet edildiği zaman emânete hiyanet eder.” Müslim’in rivâyetinde şu cümle de eklenmiştir: “O kimse oruç tutsa, namaz kılsa ve Müslüman olduğunu öne sürse dahi münâfıktır.” (Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn, Buharî ve Müslim).
Ümmü Seleme’den (r. anhâ) rivayetle;
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Ali’yi hiçbir münafık sevmez, hiçbir mü’min de Ali’den nefret etmez.” (Tirmizî, 3717).
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Münafıkların kendilerini ele verecek alametleri vardır: Selâmları lânettir. Yemekleri gasp ve yağmadır. Ganimetleri hile ve tuzaktır. Mescidlere ancak öğle vaktinde gelirler. Namaza ancak üşene üşene gelirler. Kibirlidirler, ne sever, ne de sevilirler. Gece odun gibi sessiz, gündüz gürültücüdürler.” (Bezzâr, Ahmed, II, 293).
Emirü’l-Mü’minîn Ali (a.s.) şöyle buyurdu: “Kim Allah Azze ve Celle’yi sırrında, (kimsenin olmadığı yerde, ferdî olarak) zikrederse, O’nu çok zikretmiş olur. Münafıklar Allah’ı açıktan zikrederlerdi ama gizlice zikretmezlerdi. Bu yüzden Allah Azze Celle, ‘Şüphesiz münafıklar Allah’a oyun etmeye kalkışıyorlar; hâlbuki, Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az hatıra getirirler (pek az zikrederler)’ (Nisâ: 4/142) ayetini indirdi.”
Bu durumda, kullukta yapılması gereken ne ise, kendi istek ve arzumuza göre değil Cenâb-ı Hakk’ın beyânına göre yapmaya, kul olmaya gayret göstermek lazımdır. Nifaktan, münafıklık hastalığından kurtulmak için Peygamber Efendimiz, zikir ilacını tavsiye etmiştir.
Ebu Abdullah (Ca’fer es-Sâdık aleyhisselâm) şöyle buyurdu: “Resûlullah (s.a.a.) şöyle buyurmuştur: Kim Allah Azze ve Celle’yi çok zikrederse, Allah onu sever.Kim Allah’ı çok zikrederse, onun için iki berat (kurtuluş) yazılır; ateşten berat ve nifaktan berat.” (Ebû Ca’fer Muhammed b. Ya’kub b. İshak el-Kuleynî, Usûl-i Kâfî, c. 2, s. 797).

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.