El kadar yavrular, cinayetlere kurban gidiyorlar. Katiller, kurbanların en yakınları çıkabiliyor. Sapıklık adeta tavan yaptı. Kadın ve çocuk tacizleri mi derseniz, aklınıza ne gelirse… İnsanlar çocuklarını, kapı önüne çıkaramaz oldu.
Kapı önünde oynayıp, acıkınca komşuda su içmek veya ekmek arası peynir yemek, hiçbir çocuk için artık mümkün görünmüyor. Öyle ki, insanlar çocuk sevmeye bile hasret kaldı. 
Gördüğünüz bir çocuğun başını okşamak, cesaret ister. Çünkü ailesinin aklına türlü sorular gelir. Sapıklık sınır tanımıyor artık. Çocuğuna ders aldırmak isteyen aileler, iki kere düşünmek zorunda kalıyor.
Vahşice hayvan katliamlarına tanık oluyoruz.
Biz bu hale nasıl geldik?
Bize ne oldu?
O kadar geleneklerimiz vardı. O kadar değerlerimiz vardı, ne oldu bütün bunlara? Nasıl elimizden kayıp gitti. İnsanlığın yerini, ne zaman vahşet aldı? Ahlakın, edebin yerini ne vakit, ahlaksızlık aldı?
Özellikle son 15 yılda, nasıl bu kadar değiştik?
Herkesin bu konuda, elbette bir fikri vardır. Kimisi iktidara, kimisi sosyal medyaya, kimisi değişen dünyaya, değerlerin aşınmasına, inançların zayıflamasına, İslam’dan sapılmasına, bağlayabilir. Hepsinin etkisi vardır mutlaka…
Ancak “insan” denilen varlık tanınmadan, insanı merkeze koymadan, doğru teşhis mümkün değil. Sadece bu kadar da değil. Beslenme çok önemli mesela. GDO’lu ürünler, insanların sağlığını bozduğu gibi ruh sağlığını ve ahlakını da bozar. Beslenme deyip geçemeyelim!
Domuz ürünlerinin tüketildiği bir toplumda “deyyusluk” sıradanlaşır. Dinlerarası Diyalog ve siyasal İslam’ın veya Radikal İslam’ın hüküm sürdüğü toplumlarda, deistlik ve ateistlik doğmaya başlar. Müslüman, din olayına, “dinler” diye bakarsa, zokayı yuttu.
“Allah katında din İslam”  Müslüman inancı yok edilip, “İlahi Dinler” hilesine dönüştürülünce, papazlardan “imam” çıkıveriyor veya “İmam” dedikleri, “hocaefendi” dedikleri, papaz ve kardinal çıkabiliyor.
“Cemaat” denince akla “15 Temmuz” gelirse,  “İslam” denince akla “yolsuzluk” gelirse, tekbir getirdiğinizde akla “IŞİD” gelirse, deistlik ve ateistlik bir sonuç olur.
Bizim toplum için konuşuyorsak eğer, Müslüman Türk’ün kodlarına inmek zorundayız, toplum olarak fabrika ayarlarımıza dönmek zorundayız. Bizim fabrika ayarlarımız, Anadolu’yu Müslüman Türk vatanı yapan, Hünkâr Hacıbektaş’a aittir.
İslam, insan içindir. 
Siyasetin İslam’ı olmaz. 
İnsan denen varlık, yaratılmazdan evvel ruh olarak yaratılmış, ruhlarına Allah, hitap buyurmuş: “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” diye. Bütün ruhların istisnasız “evet” dediği hakikat, nasıl siyasete malzeme yapılabilir.
Hangi siyaset bu mesajı taşıyabilir?
Hiç.
İnsanın fabrika ayarı, Elest’te başlar. İslam, fıtrı olan tek dindir. Yani insanın vücut ve gönül yapısı, sadece İslam ile ayar tutar. “Haksız yere insan öldüren ebedi cehennemlik” inancı kalpte kök salarsa, mümkün mü öldürmek.
“Müslüman’ım” diyenler öldürüyorsa, zulmediyorsa, çalıyorsa, soyuyorsa, bir problem var. Müslüman oldu ama “mü’min olmadı. Mü’min olmayan ya münafık veya kâfirdir. Toplum, “Müslüman” kâfirlerden, “Müslüman” münafıklardan geçilmiyor!
Ne demek istediğim, doğru anlaşılsın!
Kişi, Müslüman ise bunlardan değil, bunlardan ise Müslüman değil. Kimse kendi kendini kandırmasın. GDO’lu yiyeceklerden, GDO’lu İslam’dan, GDO’lu ahlaktan, uzaklaşıp, bize ait olana dönmek zorundayız.
Müslüman elbisesi giymiş, kâfirler topluluğuna döndük. Allah, muhafaza eylesin. Haram-helal kavramı, tamamen kalkmış. Yahudi ve Hıristiyanlara o kadar toplum olarak benzedik ki, camilerde bile Müslüman’a benzeyeni, göremez olduk.
Görüldüğünde Allah’ı hatırlatanlarla olmalıyız. 
Çok değiştik!
Çok dönüştük!
Çürüdük!
Müslüman Türk kimliği yok oldu!
Atatürk, bu kimliği korudu. Cumhuriyet kararını Hacıbektaş dergâhında aldı, niçin? 
Atatürksüz Cumhuriyet, Peygambersiz İslam, bir proje idi, ne yazık ki tuttu. İnsanımız, kökünden ruhundan kopartıldı. Kültüründen yoksun bırakıldı. Devlet ve cumhuriyetten kopuk yetiştirildi. 
Hatta toprağından kopartıldı.
Beslenmesi bozuldu.
Ahlakı bozuldu.
Dini bozuldu.
Mayası bozuldu.
Sağlığı bozuldu.
Kanı bozuldu.
Kimyası bozuldu.
Gönlü bozuldu, aklı bozuldu.
“Yetiş Ya Ali!” demekten başka, bir şey
düşünemiyorum. 
Müslüman Türk’ün kodlarına dönmeliyiz. Bu kodlar, Prof. Dr. Haydar Baş’ta mevcut. Onun insana bakışı, sorunlara çözümü, bizim kaybettiklerimizi bize vermemizi sağlayacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.