Bir bebek doğdu 135 sene önce, ağzı dualı bir Allah dostunun duasıyla ana rahmine düştü. O duayla doğdu, Kur'an’lar okunarak kutlandı doğumu ve Kur'an’larla büyütüldü. Anasının memesinden emdiği bütün süt, her damlasıyla helaldi. Babası sadece helal lokma koydu ağzına, adını Mustafa koydu. Ne de olsa Peygamber torunu Ali Rıza'nın oğluydu.

Anasının isteğiyle Kur'an'ı 7 yaşında hatmetti. 8 yaşında ise her ayetini ezberledi. Annesiyle dergâhlarda hizmetler gördü. Evinden Kur'an sesi eksik olmadı.

Ve büyüdü Mustafa… Tahsilini tamamladı. Öğretmeni kâmil bir insan olacağını anlamış olacak ki Kemal dedi O'na, artık Mustafa Kemal’di. Zeki, çevik, akıllı ve derin bir insandı. Hayatı boyunca binlerce kitap okudu farklı alanlarda. Askeri strateji kitaplarından dini kitaplara, sosyolojiden felsefe kitaplarına her türlü ilme ve bilime sahip olmak niyetindeydi. Sanki bir devleti baştan aşağı dizayn etme görevinin O'na düşeceğini bilir gibi yetiştirdi kendini ve muazzam bir azimle, var gücüyle çalıştı.

Sofya'da masa başı görevi yaparken savaşın cereyan etmesi üzerine, cephede olup savaşmak varken orada ateşelik yapmayı kendine yediremeyip dilekçe üstüne dilekçe yazarak kendisini zorla Çanakkale'de göreve atatmıştır. Zaferin kazanılması için kimsenin yapamadığı stratejik hamleleri yapmış ve savaşın seyrini değiştirmiştir. Adeta zaferi düşmandan çalmıştır.

Bilfiil Ortadoğu'da, Trablusgarp'ta ve Anadolu'nun muhtelif cephelerinde bulunmuş ve yine oralarda savaşın zahmetini çekmiştir. Kurtuluş mücadelesini başlatmış ve manda anlayışına köle, Konya havzasına sığdırılmış bir Osmanlı'dan Misak-ı Milli hudutlarınca bir Türkiye Cumhuriyeti inşa etmiştir.

Cumhuriyet sonrasında yapmış olduğu devrimler sayesinde Türk milleti milli ve manevi değerlerini muhafaza edebilmiştir. Ekonomiyi sanayi ve tarımla birlikte kalkındırmış, siyasi politikalarıyla tam bağımsızlığı elde etmiş ve milli iradeyi hakim kılmıştır.

Okuma yazmayı devlet memurları ve halkın çok az bir kesimi bilirken harf inkılabıyla ve eğitimde birlik hamlesiyle halka okuma yazmayı öğretmiştir. Kendisini kimin yönettiğini bilen ve nasıl daha iyisini yapabilirizi düşünmeye başlayan halk hak ettiğini bulmuştur.

Milli ve manevi değerler noktasında iki unsuru birleştirmiş ve birbirinin teminatı kılmıştır. Milli değerlerimize sahip çıkmazsak manevi değerlerimizi kaybederiz, manevi değerlerimize sahip çıkmazsak da milli değerlerimizi kaybederiz anlayışıyla politikalarını yürütmüştür. Bu bağlamda Atatürk inancın muhafazası için inancın içine girmiş olan fitneleri ve hurafeleri de temizlemiştir.

Yapmış olduğu en büyük hizmetlerden biri de, Elmalılı Hamdi Yazır’a masraflarını kendi cebinden karşılayarak Kur'an-ı Kerim'in mealini yazdırtmasıdır. Atatürk bu hamlesiyle bütün bir milletin inancını öğrenmesi için en büyük desteği vermiştir. Her ne kadar günümüzde farklı bir hal almış olsa da Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurmuş ve okullarda din eğitiminin zaruri olduğunu belirtmiştir.

En büyük özelliklerinden biri de, Atatürk bu milletin birlik ve beraberliğinin en büyük teminatıdır. İnanç birliğimiz olan bütün herkesi Türkiye Cumhuriyeti çatısına toplarken, inanç birliğimiz olmayan hiç kimseyi mübadele konusu etmemiştir. Bunla birlikte “Müslüman olan aynı zamanda bu vatanın öz evladıdır” anlayışını işlemiştir. Hangi halktan olursa olsun bütün insanları birlikte kucaklamış ve ne mutlu Türk olana değil, "ne mutlu türküm diyene" diyerek bütün bir topluluğu aynı amaç ve gayede toplamış ve millet olarak kabul etmiştir.

Ezcümle Prof. Dr. Haydar Baş’ın söylediği gibi, “Atatürk vatandır. Atatürk devlettir. Atatürk millettir. Atatürk bu milletin inancıdır.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Serdar Yıldırım 2018-03-14 12:12:41

Çanakkale'de dört - beş gün uyumadığım olurdu.
Bir gece saat iki sularıydı.
Birliğime geri döndüm ve emrimi verdim:
Conkbayırı'na beş yüz asker çıkarın, mevzilensinler.

Aman komutanım, dedi, diğer subaylar.
Orası kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdir.
Ne gereği vardır orada beş yüz askerin.
Bir asker bile gitmese daha doğrudur.

Siz dedim, beş yüz askeri gönderin.
Evet, dediler, gönderdiler.
Sabaha karşı Anzaklar Conkbayırı'ndaydı.
Ama ben de Türk Askeri'nin yanındaydım.

Kılıcım sağ elimdeydi, tabancam sol elimde.
Bütün bir gün savaştık can siperhane.
Yıkılmadık, yenilmedik, galip gelen biz olduk.
Kazanan biz, yenilen İngiliz oldu.

Serdar Yıldırım

Avatar
Serdar Yıldırım 2018-05-05 12:28:09

ATATÜRK'ÜN ARAMIZDAN AYRILDIĞI YAŞTAYIM

Gökyüzünde şimşek çaktı.
Yeryüzüne yıldırım düştü.
On yıl boyunca araştırdım.
Gerçekleştirdikleri olağanüstüydü.
Dünya tarihinde tekti.

Ey sen büyük komutan!
Ey sen büyük devlet adamı!
Seni saygıyla anıyorum.
İnsan olmanın bilincinde olan
Herkesten bu saygıyı bekliyorum.

Yıllar geldi, yıllar geçti.
Aradan 78 yıl geçti.
Yaşadığı yıldan bunca yıl sonra,
Adı saygıyla anılan bir başka komutan,
Devlet adamı var mı?

Sen ki sekiz yıl annen Zübeyde Hanım ve kardeşin Makbule Hanım'dan ayrı kaldın.
Varını, yoğunu bu vatan için ve gelecekte kuracağın Türkiye Cumhuriyeti için feda ettin.
Nasıl Çanakkale'de üçüncüye sıtmaya yakalanmıştın ve doktor vücuduna aşırı kinin enjekte etmişti.
Yakınında bulunan subaylara ya gider ya gelir demişti.
Sen gitmedin geldin, benim refah ve mutluluğum için, direndin.
Kurduğun Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan ve seni tanımayanlar var.
Bunlara tavsiyem yaşadığı için, Mustafa Kemal Atatürk'e şükretmeleridir.