Trump’ın işbaşına gelip agresif politikalar yürütmesi ve de Rusya’nın ABD lehine rota değiştirmesi, dış politikada pasif bir duruma düşmesi sebebiyle Ortadoğu coğrafyasında çok hızlı gelişmeler yaşanmaya başladı.

Trump, ABD ordusuna “onaysız vur” emri verince, Musul’da sivil katliamları artmaya başladı. ABD’nin birkaç gün içinde vurduğu binalarda 300’e yakın sivilin öldüğü ifade ediliyor ve de ABD bunu kabullendi. Musul’da yaşanan ABD katliamlarıyla ilgili her gün yeni bilgiler ulaşıyor. Irak İnsan Hakları Gözlemevi (IOHR), geçen 17 Ekim’de başlayan ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin saldırıları sebebiyle 3 bin 846 sivilin öldüğünü ve 10 binden fazla binanın yıkıldığını açıkladı. Raporda, çok sayıda sivilin cesedinin enkaz altında olduğu belirtiliyor, yani ölen insanların sayısı gerçekte çok daha fazla…

Yaşanan bombardımınlar sebebiyle onbinlerce sivil de evini terk etmek zorunda kaldı. Bir Musullu, "Bizim yaşadığımız bölgede sadece birkaç IŞİD'li vardı. Buna rağmen, kime ait olduğunu bilmediğimiz uçaklar, yerleşim bölgelerini bombaladı. Bu sırada üzerimize yıkılan evde 5 aile yaşıyorduk" dedi.

Dikkat ederseniz, birkaç terörist sivilleri rehin almış durumda ama ABD, sivillerin de bulunduğu bu binalara hiçbir ayrım yapmadan bombalar yağdırıyor.

Musul’da bu dram yaşanırken, Türkmen şehri Kerkük’te aynı amaca hizmet eden çok daha farklı bir dram yaşanıyor. Amaç belli; Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllardır ifade ettiği gibi, ABD, Barzani aktörünü kullanarak bu coğrafyada kendisine vatan açıyor.

Musul’da bunu terörle mücadele bahanesiyle Musulluları bilinçli bir şekilde soykırıma tabi tutarak ya da zorla göç ettirerek yapıyorlar; Kerkük’te ise Barzani’nin bayraklarıyla, bir oldu bittiyle haletmeye çalışıyorlar.

Barzani’nin kontrolünde olan, Kerküklülerin ise tamamen sindirildiği Kerkük’te, İl Valiliği resmi binalarda peşmerge bayrağının dalgalanmasını onaylayan bir kararname çıkartıyor, Kerkük İl Meclisi ise önceki gün bunu kabul ediyor. Ve Kerkük’te ortalık karıştı tabii ki… Karara karşı çıkan Türkmenlere, Türkmen bayraklarına ateş açılıyor, Kerkük’ün asıl yerlisi “sahipsiz” Türkmenler şu anda büyük bir diken üstünde… Irak merkezi hükümeti de bu karara tepki gösteriyor hatta Kerkük’teki memur maaşlarının kesilmesiyle tehdit ediyor ama petrol zengini Kerkük’ü gasp edenlerin bu tehditler hiç umurlarında değil.

Barzani’nin adamı, Kerkük İl Meclisi Güvenlik Komisyonu Başkanı Azad Cebbari, “Elimizde yeri gelince kullanabileceğimiz ciddi kartlar var. Birincisi; Irak’ın enerji akımının büyük bir bölümü Kerkük’ten sağlanıyor, bunu keseriz. İkincisi; Kerkük’teki sığınmacıların tamamını göndeririz. Üçüncüsü; Kerkük petrolünün geliri fazlasıyla memur maaşlarına yetiyor” diyor. Anlayacağınız gibi, ABD’ye vatan açmakla görevli Barzani, gözler Rakka ve Musul operasyonlarına odaklanmışken, bir anda kaşla göz arası Kerkük’ü bünyesine kattı.  Bundan sonraki süreç, Kerkük’ün tamamen Barzani’ye karşı olanlardan temizlenmesi ya da bunların asimile edilmesi şeklinde olacak. Türkmen şehirleri Erbil ve Süleymaniye nasıl asimile edildiyse…

Musul ve Kerkük’te bu sıcak gelişmeler yaşanırken, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson Rakka gündemiyle Türkiye’ye geldi. Gündemde Türkiye’nin operasyona vereceği destek ve operasyon sonrası neler yapılacağı konusu vardı. Tabi, Türkçesini biz ifade edelim; ABD, Rakka operasyonunu Türkiye’nin terörist olarak kabul ettiği YPG ile devam ediyor ve Türkiye’nin YPG ile beraber operasyonda olmasını talep ediyor. Burada iki önemli amacı var; birincisi bu şekilde Türkiye resmen YPG’yi tanımış olacak, ikincisi ise çoğunluğu Sünni Arap olan Rakka’nın YPG’yi yönetim olarak kabullenmesine Sünni Türkiye aracılık etmiş olacak.

Tillerson’ın, Obama’nın IŞİD’le Mücadele Temsilcisi olan YPG’den plaket aldığı için Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından tepki gösterilen Brett McGurk’la Ankara’ya gelmesi de önemli bir mesaj… Musul ve Kerkük’ü unut, Münbiç’in suyunu iç ve de Suriye’deki operasyonları durdur geri dön, koridoru kapama… çantadaki diğer önemli konular bunlar.

Tillerson’ın ziyaretinin hemen öncesinde, Halkbank’ın Genel Müdür Yardımcısı’nın çok ağır bir suçlamayla, İran’a yönelik ABD yaptırımlarını delmek ve bankacılık sahtekârlığı yaptığı gerekçesiyle New York’ta FBI’ın talebiyle tutuklanması ve 50 yıl hapsinin istenmesi bir tesadüf müdür yoksa bu ziyaretle ve de çantadaki kabullenilmesi zor taleplerle bir alakası var mıdır merak konusu, zaman gösterecek.

Bütün bu yaşananlar bağımsızlığımızı, milli kaynaklarımızı, milli ve manevi değerlerimizi kaybetmemizin bir neticesi…

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Ne AB, ne ABD tek çözüm Bağımsız Türkiye” derken, Milli Ekonomi Modeli, Sosyal Devlet-Milli Devlet tezi, Milli Para, Milli Paralarla Ticaret, milli maden politikası, yerli üretimin kalkındırılması, milli bir dış politika derken neyi kastettiğini şimdi daha iyi anlıyoruz, değil mi?

Tabi, bizim anlamamız yetmez, milletin de anlaması lazım.

Keşke, millet olarak yıllar önce anlasaydık da bu zifiri karanlık tabloyu hiç yaşamasaydık. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100